Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Her şey güzel mi olacak yoksa çirkin?

İstanbul belediye seçimlerinden size ne? Niye sakız gibi ağzınızda çiğniyorsunuz o seçimleri? Oy hakkınız yok, söz hakkınız yok ama seçim de seçim.

Bazı arkadaşlardan buna benzer yakınmalar duydum. Haklı da olabilirler. İstanbul nere, Kıbrıs nere?

Bana kalırsa her Kıbrıslının umurunda olmalı çünkü bugün İstanbul’da yapan yarın Kıbrıs’ta da yaptırır. Zaten yapıyor da.

Gözüne kestiremediğine yardımı kesiyor, beğenmediğini iktidardan ediyor. Bunu şimdilik para gücü ile yapıyor. Din gücü buralarda pek geçerli olmadığı için  istediklerini can atarak yaptıramıyor. Şimdilik, gelen ağam giden paşam yalakalığıyla idare ediyor.

Bunları yazıyor olmamız bile büyük bir nimet. Gün gele, çocuklarımız buna benzer şeyler yazamayabilir, bu gidişle. Türkiye’de basın özgürlüğü katledildi, Kıbrıs’ta da can çekişiyor.

Yüksek Seçim Kurulu’nun seçimleri tekrarlatma kararı beni şaşırtmadı. Şaşırdığım tek nokta, YSK Başkanı Sadi Güven’in ret oyu vermiş olmasıdır. İnternette aleyhinde epey şeyler yazıldı. Yok Devlet Bahçeli’nin teyzesinin oğluymuş; yok o, yok bu. Belli ki adam, vicdanına göre oy kullandı. (Yakında başkanlıktan olursa veya FETÖ’cülükle damgalanırsa hiç şaşırmam. Yıllarca Gülen Cemaati aleyhinde konuşan ve bu konuda kitaplar yazan eski istihbaratçı Sabri Uzun bile FETÖ’cülükten içeri tıkılabiliyorsa bu tür suçlamadan kimse kurtulamaz demektir. Kıbrıs’ta bile birkaç FETÖ’cü bulunmuş ve bu kişiler işlerinden kovulmuşlar. Gölgemizden bile korkmak ve şüphelenmek gereken günlerde yaşıyoruz.)

21 Nisan günkü “AKP İstanbulu kolay kolay vermez” başlıklı makalede AKP’nin gönül rızasıyla İstanbul’u vermeyeceği ve kenti geri almak için elinden gelen her şeyi yapacağı savını dile getirmiş ve özetle şöyle demiştik: “Çantada keklik olarak gördükleri İstanbul seçimlerini, kendi elleriyle CHP’ye kaptırdıklarına inanıyorlar. … Oyları tekrar tekrar saydırdılar, olmadı. Şimdi seçimlerin yenilenmesini istiyorlar. …500 bin dolayında seçmen sandığa gitmedi. Bunların çoğunun AKP’yi protesto etmek için sandığa gitmeyen AKP’liler olduğu varsayılmaktadır. ‘Tekrarlanacak olan seçimlerde bu seçmenleri sandığa taşımanın bir yolunu buluruz’ diye düşünüyorlar. … HDP genel seçimlerde 1 milyonun üzerinde oy almıştı. Bu oyların İmamoğlu’nu öne geçirmekte önemli rol oynadığını söylemek için allame olmaya gerek yoktur.”

Nitekim Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen ve AKP’nin içini dışını bilen Abdülkadir Servi, YSK’nın kararından sonra, Hürrüyet gazetesindeki yazısında şöyle yazıyor: “AK Parti’nin kampanyasını yine Cumhurbaşkanı Erdoğan yürütecek. MHP Lideri Bahçeli de ‘Seçimlere kadar mitilimi İstanbul’a sereceğim’ demişti. Burada önemli bir nokta AK Parti’nin izleyeceği seçim stratejisi olacak. 31 Mart’taki, Beka söylemi ve kutuplaştırıcı söylem yerine bu kez daha kucaklayıcı bir dil tercih edilebilir. Bu arada İstanbul seçimlerinde belirleyici olan Kürt seçmene yönelik AK Parti’nin yeni bir strateji oluşturması gerekiyor. Bu arada Erdoğan’ın ne yapıp, edip 31 Mart’ta sandığa gitmeyen, ‘Kırgın AK Partileri’ sandığa götürmesi gerekiyor.” (Herhalde “AK Partilileri” demek istiyor. Tuhaftır, aynı makalede “Beka” sorununa da değinmiştik.)

 

YSK’nın kararı bir felâket. YSK 225 sandık kurulu başkanının yasada belirtildiği gibi kamu görevlisi şartına uygun olarak oluşturulmadığı kanaatine vardığı için seçimleri iptal etti. Belli bir hukuk mantığı bulunduğunu biliyordum ama bu denli tuhaf olabileceğini hiç akıl etmemiştim.

Mahcup bir edayla da olsa Sedat Ergin, haklı olarak, karara şöyle itiraz ediyor: “Tabii başkanlarına itiraz edilen sandıklardan çıkan aynı zarf içindeki A) ilçe belediye meclisi, B) ilçe belediye başkanlığı ve C) muhtar seçimi pusulalarının geçerli kabul edilip, yalnızca zarftan çıkan D) büyükşehir belediye başkanlığı pusulasının sorunlu görülmesi izaha çok muhtaç bir durumdur.”

İşin tuhafı ne, biliyor musunuz? Kurul oluşumu kanunsuz bulunan sandıklarla ilgili yanlış sayım yapıldığı yönünde herhangi bir şikâyette bulunulmamıştır. Üstelik bu sandıklardaki toplam oy sayısına bakıldığı zaman Binali Yıldırım’ın aldığı oylar, Ekrem İmamoğlu’ndakilerden daha çoktur.

 

Cumhurbaşkanı istediği kadar “AK Parti’nin sandıktan çıkan sonucu kabullenmemek gibi bir derdi asla yoktur, olamaz. Biz sadece gasp edilen haklarımızın ve yapılan açık usulsüzlükten, yolsuzluktan kaynaklanan hataları, yanlışları düzeltmenin peşindeyiz” diye feryat etsin baştan ayağa AKPli olmayan bir Allah’ın kulu bu külü yutmaz.

 

Türkiye demokrasisi zaten sorgulanıyordu. Şimdi bir o kadar daha zedelenmiştir. Türkiye seçimleri ve demokrasisi, karikatüristlere alay konusu  olmuştur.

 

Hele bir bakalım, bir şeyler güzel olacak mı!