Slovakya Büyükelçiliği’nin “Barış Diyaloğu” organizasyonunda, Rum-Türk siyasi partileri tam 26 yıldır Ara Bölge’de buluşurlar.
Hatta yıllar yılı bu toplantılara karşı tavır koyan UBP de, 2013’ten beri katılmaya başladı.
Bu organizasyon, Mağusa’yı ziyarete karar veriyor. Bu arada iki toplumlu bir proje olarak AB ve BM finansmanıyla restore edilmekte olan Otello Kalesi de ziyaret ediliyor.
Buraya kadar bir şey yok.
Yalnız ziyarette, Rumların “sözde” Mağusa Belediye Başkanı Galanos da ev sahibi gibi ortalarda dolanıyor.
Arkasından bir bombardıman. Galanos, “Restorasyonu biz yapıyoruz” demiş.
Rum basınından Galanos’un söylediklerine baktık, biz böyle bir şey görmedik. Ziyarete katılanlara sorduk, onlara da “Ben böyle bir şey söylemedim” demiş.
Dedi veya demedi. Oradakilere zaten restorasyonun kimin tarafından yapıldığı bizzat mühendisler tarafından uzun uzadıya anlatılmış.
Sorun, Galanos’un ön plana çıkmasında.
Mağusa’nın Belediye Başkanı İsmail Arter ise, ön planda olması gerekirken, gerilerde.
Sanki ev sahipliğine gönüllü değil.
Dil bilmiyor olabilir. Ancak yanında konusuna hakim bir tercümanla ev sahipliğini hakkıyla götürebilir, niyetinin zaten ne olduğu çok iyi bilinen Galanos’a fırsat vermeyebilirdi. Bunu kavga ederek yapmasını da söylemiyoruz, ziyareti reddetmesini de.
Burada ciddi bir diplomasiye ihtiyaç vardı ve İsmail Arter bu noktada sınıfta kaldı.
Olan budur.
Şimdi dört bir taraftan tepkiler geliyor. Hatta kaç kişi oldukları belli olmayan tabela dernekleri bile açıklama yapıyor.
Onlar ki, iki halk arasında bir uzlaşma için nasıl bir yol bulursanız bulun, karşı çıkacak olanlardır. Varsın olsunlar, demokratik hakları…
Ancak, üzücü olan, son derece seyrek yapılan böyle bir ziyaretin fiyaskoya çevrilmesi.
Madem ki Arter arada Dışişleri Bakanlığı olduğunu söylüyor, bari onlardan destek alsaydı…
İngiliz’in derdi ne..?
İngilizler, Ağrotur üs topraklarında Kıbrıslı Türklerin 74’ten beri atıl duran araçlarını iade etmeye karar vermişler.
İlk bakışta gayet duygusal bir görüntü. Anılar, kayıplar, kavuşma falan…
Peki ama 41 yıldır bunu niye yapmamışlar da aniden akıllarına gelmiş.
Hani o araçlar hurdaya dönmeden, ekonomik değerleri varken? Hepsi paslanmış, tamiri imkansız, modası geçmiş hurdalar…
Allah aşkına biri bana söylesin, bunların kaç tanesini sahibi geri almak ister ki..? Alıp da ne yapacak..? Fotoğraf albümü değil ki saklasın…
Havadis’te dün çıkan haberden sonra bir iddia da Rum basınından geldi. Buna göre, İngilizler araçları çalışır hale getirerek iade edeceklermiş…
Bu masrafı da göze aldıklarına göre, İngilizlerin tek bir gailesi var bence, o da kendi topraklarında daha fazla çöp istemiyor olmaları…
YERİN KULAĞI VAR
HEPSİ DEĞİŞMELİ:
Yeni hükümet nasıl oluşur bilemem ama ister DP ile devam edilsin, ister UBP veya diğer alternatifler değerlendirilsin, geçmiş hükümet döneminde haklarında ciddi iddialar olan yönetim kurulları mutlaka değişmeli. Madem yeni bir sayfa açılıyor, bu sayfanın tertemiz olmasına dikkat edilmeli…
ŞOVA BAKIN:
Yol temizliğini denetleyen bakanlar… Dünyada eşi benzeri görülmemiş. Çevre Bakanı ile Bayındırlık Ulaştırma Bakanı, arazide ot temizliği izliyor. Belediyeler de, bakanlıktan aldıkları katkıyla yol temizliyor. Neresinden bakarsanız komedi. Belediyeler battığı için asli görevlerini rutin olarak yerine getirmiyorlar, kentler arası yollarda sorumluğu olan bakanlık da işi şova çeviriyor. Görevlerinizi yerine getirdiğiniz için önünüzde saygı ile eğiliyoruz sayın bakanlar…
BİZE GERGİNLİK LAZIM:
Gerçekten de toplum gerilmezse, rahat etmiyor… Cinsiyet eşitliği konusu da, her adımda milleti geriyor. Şimdi de Meclis’le Cumhurbaşkanı’nın arasını açtı. Cumhurbaşkanı’nın, oluşturduğu Komite’ye 2 milletvekilini alması ve bunun için de Meclis’e bilgi vermemesi eleştirildi. Noktayı dün Meclis Başkanı Sibel Siber koydu ve o da eleştirilere katıldığını ifade etti. Bu arada, “Cinsiyet Eşitliği Komitesi”nin tüm üyelerinin kadınlardan seçilmesi de, ismiyle birebir ters düştü…
ÇARE ÜRETEN YOK:
Dövizdeki yükselişle daha da fakirleşen vatandaşa akıl öğreten bazı ekonomistlere en güzel cevabı CTP milletvekili Soyer verdi. Soyer, “Bazı ekonomist veya yetkililer ‘Yurttaşa tavsiyem kazandığı para cinsinden borçlanmalarıdır’ diyerek açıklamalar yapıyorlar. Çok teşekkür ederim, sanki bilmediğim bir şeyi bana öğrettin!” yorumunda bulundu. Soyer’in dediği gibi çare üretmek yerine ahkam kesenlere verilebilecek en güzel cevap bu olsa gerek…
İTİRAZLARI YANLIŞ:
“Eczane Açılışlarının Düzenlenmesi Tüzüğü”nü protesto eden eczacılık öğrencileri, Meclis’in önünde eylem yapmışlar. Ne diyor yeni tüzük, “açılacak yeni eczane, mevcut eczanenin 350 metre uzağında olacak”…Peki ama bunun neresi yanlış söyler misiniz? Evet ülke ölçek olarak küçük olabilir ancak, adım başı eczane açılması demek hem yeni açılan, hem de mevcut eczanenin iş yapamaz duruma gelmesi anlamına geliyor. Her mahallede 3-5 eczane olması hangi mantıkla bağdaşabilir ki. Ama işin başı, ülkede uzun vadeli ve ileriye dönük bir plan ve programa göre yapılandırma olmamasıdır…
MAVİ BAYRAK:
Girne Belediyesi, AB standartlarına uygun ölçümlerle, denizlerin temiz olduğunu açıklıyor. Bu kriterlere uygun olan plajlar, birçok ülkede Mavi Bayrak’la ödüllendiriliyor. Bildiğim kadarıyla AB bu standardını, üye olmayan ülkelerde de yaygınlaştırdı. Hatta Uluslararası Mavi Bayrak organizasyonunun direktörü 2008’de, KKTC plajlarında incelemelerde ve araştırmalarda bulunmuştu. Sonrasını bilmiyoruz. Şu anda Güney’de yüzden fazla bölge mavi bayraklı. Yabancı turistler için böylesine önemli bir kriteri kullanmak için de çaba göstermek gerekmez mi? Avrupa Çevre Ajansı’na başvuru yapsalar, reddedileceklerini sanmam. Sonuçta konu doğa mirası…
ZİRVEDEKİLER
Hüseyin Ezgin: “Dünyadaki tek 'daha çok ithalat için mücadele' veren ve ülkenin bu yolla kalkınacağına inanan İthalatçılar Birliği de bizde, tek cinsten oluşan Cinsiyet Eşitliği (!) Komitesi de. Hastayım bu kakatece muhtarlığına. Bir ülke ancak bu kadar güzel tarif edilebilirdi”… Ezgin’in söylediklerinin eksiği var fazlası yok…
DİPTEKİLER
Gereksiz Kahramanlık: Şu “Kıbrıs” bayrağı çeken çift olayı, üzerinde objektif olarak düşünülmesi gereken bir konu. Bir kere bu bayrağın, diğer dünya ülkelerinin bayraklarından Anayasal açıdan bir farkı yok. Yani bayrağı çekmenin bir cezai yaptırımı yok. Davayı her kim açmışsa, baştan güttüğü mantığa ters bir sonuç çıktı. Eğer o bayraktan gıcık kapıyorsaydı, daha çok reklamını yaptı, KKTC devletine, insanlarının duygularına, yargısına yönelik bir hayli lüzumsuz suçlamaya ve istismara sebep oldu. Sonuçta beraat ettiler ve kahraman “o çift” oldu. Neye yaradı..?
































