Gelin biraz geriye gidelim ve hatırlayalım: “Ben dava adamıyım, sizin avukatınızım” diyen rahmetlik Denktaş, Rum’a karşı Türk halkının hangi haklarını savunuyordu? Devlet oluşunu değil mi? İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı çözümü değil mi? Türkiye’nin Anavatan olduğunu, garantörlüğünün devam etmesi gerektiğini değil mi? Pekala ardından müzakereci olarak görev yüklenen Mehmet Ali Talat neyi savunuyordu o masada? İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal sistemi değil mi? Hatta Annan Planı ile “iki devlete dayalı” çözümü değil mi?
Ya Eroğlu? Denktaş’tan Talat’tan sonra müzakereci olarak oturduğu o masada Türk halkının hangi hakkını savunuyordu? Siyasi eşitliğini, ortaklık devletini değil mi?
Şimdi bir daha soralım. Ya Sn. Akıncı? Henüz kapsamlı müzakereler başlamadan neyi savunduğunu söylüyor? Siyasi eşitliğe dayalı bir çözümü değil mi?
O HALDE! Neden yıllarca Denktaş’a Mr. No dedinizdi? Neden Türk halkının siyasi eşitliğini ve iki devletli çözümü savunduğu için karalar çaldınızdı?
Mesela Papadopulos’la Hristofyas karşısında Annan Planı savunucusu olan Mehmet Ali Talat da zaten plan gereğince iki devlete ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözümü savunmuyor muydu? O zaman “asıl uzlaşmaz taraf Rum tarafıydı” itirafında neden nedamet getirmiyorsunuz?
Keza Eroğlu da iki devletli ve tabii ki siyasi eşitliğe dayalı çözümü savunmasına karşın neden onu da “başarısızlıkla” suçladınızdı? Ki şimdi de Akıncı için ne diyeceksiniz? Türk halkının siyasi eşitliğini savunduğu için o da mı “istenmeyen müzakereci” olacak?
KENDİLERİ KÜÇÜK SESLERİ BÜYÜKLER: Yıllarca içteki siyasi rekabeti Kıbrıs siyasi sorunu üzerinden yürüttünüz! Denktaş kurdu diye devlete tu kaka dediniz? Yetmedi Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşü savundunuz! Masa başına hangi müzakereci oturmuşsa iç siyasetin acımasız çarkları arasında öğütüp lime lime ettiniz! Üstelik “bir teki kalmasın” naralarında ne Türk askeri bıraktınız “çek git” demediğiniz ne de “TC’li kaldı kovmadığınız!”
Yine yetmedi! Bu kez de Güven yaratacaksınız aklı ile Rum’a Kuzey’i peşkeş çektiniz! Ne Maraş kaldı vermediğiniz ne de Güzelyurt’la Apostolos Andreas Manastırı! GELELİM ŞİMDİKİ ZAMANA: Akıncı Cumhurbaşkanı seçilmeden öncesi Akıncı değil! Her halde fark ettiniz. Aynen Denktaş gibi, Talat gibi, Eroğlu gibi Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini dolayısıyla zaten üzerinde uzlaşıya varılan İki devlete dayalı federal çözümü savunuyor. Hadi bakalım bir kulp da ona takın!
**********
Limanlar özelleştirilirse (İşte o zaman Mağusalı denizi ve turizmi ile buluşacaktır)
Kıbrıs Türk halkı sadece TMT imzalı ulusal direnişinin “mücahidi” olmadı… Ulusal yatırımlarının da sahibi olduydu! Bankaları, Koop. Fabrikaları, Sanayi Holdingleri, KTHY, Üniversiteleri, Büyük Sanayi Bölgeleri, medyası, Cypruvex’i ve Kıbrıs Türk Limanlar Şirketi ile…
Bazılarını idame ettirilemedi iflas ettiler! Bazıları ise hâlâ Kıbrıs Türk halkının isterse nelere kadir olabileceğinin başarılarında gelişip büyüyorlar..
Yazık ki merkezi Mağusa’da olan “Kıbrıs Türk Limanlar Şirketi” de o batıp giden oluşumlarımızdan. Ki o yılların liman işçileri bırakın Kıbrıs’ı, dünyanın pek az ülkesinde olması gereken bir “işçi hareketi” ve üç yüzün üzerindeki üyesi ile terlerini akıttıkları limanlarının sahip ve patronu olarak “Kıbrıs Türk Limanlar Şirketi”ni kurdulardı.
Ne var ki “Abat Kararlarından” sonra AB’nin ambargoları Mağusa Limanı’nı da vurdukta şirket gitgide küçülerek sonunda Yönetim Kurulu’nun da kadük hale gelmesi ile tasfiye noktasına kadar dayandı.
ÖZELLEŞTİRİLİYOR: Önce şunu belirteyim. Hasan Taçoy iyi iş çıkarttı. TC Denizcilik Bakanı Ferudun Bilgin’i de devreye sokarak KKTC’deki Mağusa ve Girne Limanlarının özelleştirilmesi için düğmeye basıldı. Ben haberi işittiğimde heyecanlandım. Çünkü o Mağusa Limanı gözümüzün nurudur! O kara asfalt rıhtımında ömrümüzü törpüledik. Ve 1974’ten sonra içimiz cız cız yanıp erirken nasıl rıhtımdan ibaret bir koca kadavra haline geldiğini gün be gün izledik!
OYSA GELECEĞİ PARLAKTIR: Çünkü Mağusa Limanı ve çevresi öylesi bir doğallığa sahiptir ki sadece limanı değil; marinası ile birlikte Doğu Akdeniz’in önemli “büyüğü” olur.
“Adacıklar” dediğimiz kara parçaları ile çevrili bu büyük “deniz havuzu” zaten 1974’den önce yat limanı olarak planlanmış hatta az ilerisinde beş on yatlık Marina oluşturulmuştu. “Adacıklar” da turistik tesisler projesindeydi.
Kalındığı yerden devam edilebilir. İşte asıl o zaman Mağusa halkı denizle buluşur, asıl o zaman turizm gelişir… Tabii bir dizi kararların alınması kaçınılmazdır. Mevcut balıkçı barınağının hemen yanında İngiliz’den kalma “askeri ikmal bölümünün” kaldırılması gerekecektir. Her halde “büyük yatırımlar” söz konusu oldukta bu konu da çözülür umudundayız.
DİYELİM VE EKLEYELİM: Özelleştirmelerden korkanlar yine feryat edecekler! İşçi haklarını öne çıkartacaklar ama Mağusa Limanı bu serzenişlerin bile muhatabı olamayacak kadar “işten ve liman oluştan yoksun bir perişanlığın içine düştü üstelik kurtarıcısı da yok!.” Artık bu limana büyük parasal yatırımlar yapılırken, iş yapacak ellerin de değmesi gerekir ki ayağa kalksın…
**********
Kısaca takıldığım: (Su gelir güldür güldür hadi gel de beni güldür!)
Su geliyor ya! Belediyeler Birliği diyor ki “Biz bu suya talibiz. Yönetiriz, hem de iyi yönetiriz.” Gazetelere tam sayfa ilanlar da verdiler.
Eğer “iyi yönetiriz” demeselerdi aldırmaz, “kendileri muhtacı dide kaldı ki başkasına himmet ede” der, geçerdim. Fakat bir tekinin bile ayakta duracak mecali yokken, hâlâ devletin vereceği artışlı katkı paralarını beklerlerken hizmet bekleyen yöreler yollarından temizlik tertiplerine, imar sorunlarından denetimsizliklere kadar vizilerlerken bu “iyi yönetiriz” iddiasını anlamadık!
Bu bir: İkincisi şu: Bu suyun bir bedeli olacak. O bedeli de Belediyeler birliği ödeyecek. Oysa bildiğimizce Belediyelerimiz “borç bataklıklarında boğuluyorlar!” Üstelik borçlanmalara da doğmuyorlar. Bu kez su şebekesi gibi büyük bir olayı yüklenecekler! Bu yeni istihdamları zorlarken, öte yandan artı su faturaları da zamlanacaktır! Yani geçmişte çeşmelerden akan deniz suyuna ödediğimizin kat katını ödeyeceğiz ve karşılığında “borçtan batan belediyeler hikâyeleri” dinleyeceğiz…
Yine de olayı tatlıya bağlayalım. İşte size su içelim tatlı konuşalım dediğimce su ilgili atasözleri:
Testiyi kıran da bir suyu getiren de… Acı acıyı keser su sancıyı keser… Akan su pislik tutmaz… Adamın yere bakanından suyun ağır akanından kork… Hak deyince akan sular durur…
































