Eide diyor ki “tüm konular konuşuldu söylendi. Birçok konuda anlaşmazlık yaşanmasına rağmen bu kez hava çok iyi…” Doğrudur! Hele bu mevsimde Kıbrıs’da hava şeker lokum gibidir. Ne terletir ne üşütür.. Ceket bile giymezken bir gömlek bir pantol yeter de artar bile…
Tabi Eide sözünü ettiğimiz Sonbahar’dan dem vurmuyor. İki lider arasında süregelen yemeli içmeli, etkinlikli seyirli, samimi havadan söz ediyor. Anladık da onca çok anlaşmazlık varken nasıl bu kadar rahat olabiliyorlar?
Mesela Dışişleri Bakanı Kasulidis 1. Hukuku asla kabul etmeyeceklerini, Türkiye’nin garantörlüğünün boş laf olduğunu söylerken iki müzakereci çözüm için nasıl bu kadar umut dağıtabilir?
Eskiden üçtü şimdi 4 oldu. Anastasiadis bu özgürlüklerin AB müktesebatı olduğunu ve çözümün bir parçasını teşkil ettiğini söylerken Akıncı çözüme nasıl bu kadar pembe bakabilir?
Mülkiyet sorunu aşılamaz, Rum tarafı ilk kullanıcı olan tapu sahibi Rum’un ilk söz ve karar mercii olmasında ısrar ederken, Akıncı bu sorunu aşacağından emin midir?
Türk tarafı siyasi eşitliği savunurken dönüşümlü Başkanlığı kabul etmeyen Anastasiadis’i nasıl kandırıp ikna edeceğini bilmekte midir?
Akıncı daha şimdiden ilgili devletlere hatta Suudi Arabistan’a bile çağrıda bulunarak yerinden oynatılacak, yeniden göç yollarına düşürülecek insanları tazmin ve rehabilite etmek için para talebinde bulunurken bu parayı gerçekten sağlayabileceğine inanıyor mu?
Bir kısım Rum nüfusu Kuzey’e dönmeden, bir kısım toprakları ile bölgeler iade edilmeden çözümün olamayacağı gerçeklerde, Akıncı Kuzey’de neleri gözden çıkarmak zorunda kalacağını halkına nasıl anlatacağını düşünüyor mu?
İki bölgelilik Rumların Kuzey’e dönmesi ile delinirken, Türk ve Rum ekonomilerinde de başlayacak olan kaçınılmaz rekabet sürecinde Türk işadamlarına bugünkü- durumlarından çok daha iyi olabileceklerinin güvencesi verilebiliyor mu?
Yıllarca sürecek mülkiyet tartışmalarına, yeniden iskân ve rehabilite olaylarına en önemlisi kafasındaki ada egemenliği ideasını yaşatmaya devam eden Rum liderliği ile kilisesine rağmen kim Kıbrıs Türk halkına geleceğin güvencesini verecek ki? Hele Türkiyesiz kalırsak!
YİNE DE SİZ: Hemen barış hemen çözüm” demeye devam edin. Ancak Rum tarafının “hemen çözüm” değil “hemen kuzey”i telafuz ettiğini müzakereleri de bu “büyük dönüşe” uygun bir mecraya soktuğunu gözden uzak tutmayın!
********** İDEOLOJİLERLE EKONOMİ Mİ OLUR? (OLAN KKTC EKONOMİSİNE OLUYOR!)
Kıbrıs Türk ekonomisi bir zamanlar “iyiydi de şimdi mi bozuldu?” Yahut geçmişte Kıbrıs Türk ekonomisi çok iyiydi de 1974 Barış harekâtından sonra olagelen sosyoekonomik dalgalanmalar nedeniyle mi geriledi!
Bundan yıllar önce köylü çiftçi bilumum üretici üretip kazanır, bal kaymak hayat sürerdi de şimdi mi üretip satamıyor, kazanamıyor, sersefil oluyor!
Eğitimimiz, sağlığımız yıllar önce çok mu iyiydi ki şimdi çok kötü oldu!
Geçmişte işsizlik yoktu da şimdi yeni mi başladı? Belediyeler hizmet vermekten çatlarlardı da şimdi mi kısırlaştılar? Vesaire…
SORUN “GEÇMİŞTE” DEĞİLDİR: Kaldı ki ne kadar kazanmış, neler yapmış, ne kadar adam olmuşsak hepsini de 1974’de sonrası “devlet oluş” gerçeğinde gerçekleştirdik. Dolayısıyle eğer ekonomik sorunlarımız varsa bunlar geçen yıllar itibarı ile “kazanımlarımızla başarılarımızı” yitirmemizden dolayı değil, “Başarılarımızla kazançlarımızı” koruyamamaktan dolayıdır! KTH’nı klasik örnek yaptık ama gerçekten bu konuda çok isabetli bir örnektir. Kısaca “kurduk ve yıktık!” Bir tek nedeni vardır: Kötü yönetim dolayısıyle kötü yönlendirme!
Eğer bugün de çiftçi hayvancı, öğretmen doktor, memur eczacı, işçi emekçi yollarda ve eylemlerde iseler tek nedeni geçmişte çok daha iyi koşulların meslek erbabı oluşlarından değil, onca yıl gıdım gıdım sahip olduklarını yavaş yavaş kaybetmeye başlamalarındadır!
DEVİNİMİ DURDURURSANIZ ATALET BAŞLAR! Geçtiğimiz Salı günü Meclis toplantıdaydı. Gündeminde Hükümet programı kapsamında 6 ve 9 ay süresinde yasalaşacak yahut değiştirilecek yasa ve tasarıları vardı. Başbakan Kalyoncu yakınıyor ve “ekonominin güllük gülistanlık olmadığını söylerken Reform gereklidir” diyordu… Neden? Çünkü toplum gelişimi ile beklentilerine cevap veremeyecek “hantal merkeziyetçi devletçiliğin” hâlâ beli kırılamadı.” Mesela başından beridir CTP kanadı TC-KKTC Ekonomik protokollerine karşı çıkıyor ve “bizim koşullarımıza uygun değil” diyor! Şimdilerde ise ayni CTP Başbakanı ile yönetim erkini elinde bulunduruyor! Dolayısıyle Kalyoncu ispat etmek zorundadır. “Ya “beğenmedikleri reformların yahut özelleştirmelerin yerine ekonomik devinim çarklarını döndürecek yeni sistemler koyacaktır yada ekonominin önünü açmak için TC-KKTC protokollerini uygulayacaktır!”
Geçmiş hükümet de bu konuda iki arada bir derede kaldıydı! Bakıyoruz şimdi de Kalyoncu hükümeti ayni sıkıntıyı yaşıyor, olan da yakındığı KKTC ekonomisine oluyor!
**********
KISACA TAKILDIĞIM. (İSABETLİ KARAR)
TC Eğitim Bakanlığı ile KKTC Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan bir ortak kararla bundan sonra üniversitelerimizde öğrenim görecek TC’li öğrenciler de aynen KKTC’li öğrenciler statüsüne sahip olacaklar. Yani ayırım gayırım yok… İlk defa “işte böyle olmalıdır” diyebildiğim bir karar yakaladım. Ve hayret ettim: Henüz itiraz sesleri yükselmedi! Henüz böylesi bir eşitlik eşitsizliktir denmedi! Henüz TC’li öğrenciler KKTC’li öğrencilerin haklarını gasp ettiler denmedi! Henüz amaç KKTC-TC entegrasyonunu sağlamaktır serzenişleri de gelmedi! Hayret ki hayret!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























