Köşe Yazarları

HEM KÜFÜRBAZ HEM BECERİKSİZ…






“Birisi söylesin şu salağa” ne demek… Bana söylese anında davayı açacağım. Zem-kadih denen şey tam da bunun gibiler için. Hasbelkader aldığı dokunulmazlığın arkasına saklanıp, ona buna “rüşvetçi, dangalak, ihale mafyası, kiralık kalem” diye küfürler eden, onu bunu tehdit eden, “elini kolunu kıracağım” diye efelenen biri ne bu ülkeye ne geldiği yere ne de siyasete yakışıyor…

Siyasette biraz ahlak kaldıysa onu da bozdu. Ele güne rezil olduğumuz da cabası…



Küfürbazlığı, tehditçiliği yetmezmiş gibi, işbilmez de…

Geldiği günden beri atıp tuttu, sonunda memleketi karanlığa boğdu. İhaleleri iptal etti, “milleti kazıklıyorlar” dedi, daha ucuza akaryakıt getirmeyi başaramadı. Taş üstüne taş koymadığı gibi, var olanı da bitirdi.

Akıl, mantık, yasa, kural hepsini çiğnedi.

Şimdi görülmemiş bir şekilde “asfalt” tankerleriyle akaryakıt taşınıyor memlekete. Bu sefaleti gören Türkiye devreye girdi de kurtardı yine kendilerini. Ne yapsın, baktı gördü berbat ettiniz, kurtarıyor mecburen. Şimdi kalkmış, yine hamasete dayanmış, bununla övünüyor… Sakın ola onun istediği gibi “Türkiyeli-Kıbrıslı” ayırımı yapmayın buna karşı. Çünkü kendi kökeninden insanlar da şikayetçi. Sosyal medya yorumlarına bakın, göreceksiniz.

Yetmedi, yatıp kalkıp sövdüğü Rum’a muhtaç etti halkı.

Erhan Arıklı ya da partisini, partisinin içinde olup biteni fazla ciddiye almamak lazım derim hep. Ancak ciddiye almadığımız birisi, maalesef ekonomimizin başında. Bizim kendi öz kurumlarımızdan birini bitirdi işte.

Nasıl? Hırsından dolayı hala orada oturan Ersan Saner’in, koltuğu kaybetmeme adına verdiği yetkiyle. Arıklı ne kadar suçluysa, Başbakan da o kadar suçludur. Arıklı’nın ağzından çıkan her kelime, bu halka yaşattığı her felaket, onu hala orada tuttuğu için, Saner’in de hanesine yazılmıştır…

Onlar bizi karanlığa gömdüler ya artık bu noktadan sonra yapılacak tek şey, bizim onları sandığa gömmemizdir.

Bu beceriksiz ama bir o kadar da muhteris kadronun siyasette kalması demek, “Biz bu rezilliği istiyoruz” demektir.

İstiyor musunuz?

 

HURAFELER VE MÜCADELEDE GERİ ADIMLAR…

Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda vakaların artışı önlenemediği gibi, genelde aşıyı da reddediyorlar.

Yapılan bir araştırmada, covid 19 aşısı olmayı reddetmelerinin başında “hurafeler” geliyormuş.  Aşının kısırlık yaptığından, iktidarsızlığa yol açtığına, aşıdan 10 yıl sonra ölüneceğinden, genetik yapıyı bozduğuna kadar birçok hurafe… Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Üyesi Dr. Halis Yerlikaya hekimlerin bir de hurafelere karşı mücadele ettiğini söylüyor…

Böylece ölüm oranı artıyor, daha da kötüsü aşısız insanlar yeni varyantların da nedeni. Virüs yayıldıkça genetik yapısını değiştirip mutasyona uğruyor, bu da hastalığın farklı varyantlara dönüp bulaştırıcılık hızını artırıyor.

Sonuçta kabaca ortaya çıkan şey, covid’le mücadelenin başarı ya da başarısızlığın, eğitim düzeyiyle ilgili olduğu.

Aynı insan profili bizim adamızda da mevcut. Kendi çapımda yaptığım araştırmada gördüm ki, çalışmayan kesim aşı olmuyor, gereksiz görüyor. Ama geziyor, dolaşıyor, aramızdalar.

Bulaşıcı Hastalıklar Üst Kurulu, tüm işletmelere 20 Ağustos’a kadar süre vermiş, “marketler dahil tüm işletmeler adapass kontrolü yapılacak” diyor. Bakan arkasından çıkıyor, marketleri bu listeden çıkarıyor. Herhalde tepki aldı, böylece bilim bir kez daha siyasete yenildi. Mücadele, daha başlamadan bitti.  Defalarca yazdık, marketler, cafeler, restoranlar bu listenin başında yer almalı. Aşısızların en çok gittikleri yer mesela, marketler.

Madem ki reddediyorlar, bazı haklardan mahrum kalacaklarını da bilecekler. Pakistan marketlere girişte ve toplu taşımacılıkta aşı kartı sormaya başladıktan sonra, aşılanma oranı füze gibi fırlamış.

Bizde, aşısız olanların test parasını kendi ödemesi kuralı getirilmişti, uygulanır mı bilmem. Ancak Bakan’ın son geri adımı gibi de olmuş olabilir.

İstediğin kararı al, uygulamadıktan sonra ne fayda.

Bir kere daha işe siyaset karıştırıyorsunuz. Bilin ki, bu hastalık dünyada bitse, bizde bitmeyecek…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

TATAR’IN TARİH BİLGİSİ:

Millete tarih bilmezler diye çemkiren Ersin Tatar kendi tarih bilgisini sergilemeye devam ediyor. Hani şu “Kıbrıs’ta 60 yıldır iki ayrı devlet var” dediği konuşmada bir de “64 tane uçak müdahale etmeseydi, bugün oradaki köylerin hepsi katliama uğrayacaktı. Herkes, bin 563 öğrenci ile birlikte katledilecekti” demiş. Resmi kaynaklara göre, çatışmanın en yoğun olduğu gün müdahale eden uçak sayısı 34… Rumlar da aynı rakamı veriyor. Öğrencilerle birlikte Erenköy’e çıkanların toplamı ise, 530… O sayılara nereden ulaşmış acaba? Tarihimizi Ersin Tatar’dan dinlemek isteyenler, buyursun.

 

HAYDİ ONLARA DA CEVAP VER:

Hüseyin Mümtaz bir yazı kaleme almış. Tarih bilmeyen, Hüseyin Mümtaz’ı tanımaz. Mücadelenin içinde bizzat görev yapmış, iz bırakmış, Kıbrıs’la aile bağı olan bir Bayraktarlık mensubu. Tarih bilmediğimizi iddia eden Tatar’a “Saçmalama” demiş.  Asıl vurgusu ise gelişigüzel vatandaşlık dağıtımı. “Nasıl veriyorsunuz? Neden veriyorsunuz? Türk Kıbrıs’ın sosyal yapısı, dokusu, dengesi bozuluyor farkında değilsiniz? Yoksa zaten farkında mısınız?” diyor. Bunları söyleyenleri Rum tarafına postalayanlar, haydi Mümtaz Albay’a da cevap verin.

 

AT DA KORKMA:

Fikri Ataoğlu da kabinenin iyi nutuk sallayıcılarındandır. Ta 2016’da, ilk Turizm Bakanı olduğunda Girne Antik liman için kriz masası oluşturacaktı da limanın sorunlarına neşter vuracaktı. Beş yıl sonra liman, limanlıktan çıkmış, harabeye dönmüş, Kıbrıs’la, kültürüyle alakası kalmamış, şimdi Ataoğlu daha dün gelmiş gibi, coşmuş, iyiden hedef büyütüyor. Çamur deryasına dönen, açık denizle bağlantısı dahi kalmayan limana cruise’lar yanaşacakmış!!! Hepsini bir yana bıraktım, hangi cruise şirketi gelmeyi kabul etmiş acaba? Siz o limanı bugünkü halinden kurtarıp, 74 öncesi görüntüsüne kavuşturun da varsın cruise gemileri gelmesin, biz ona da razıyız…

 

 

 

TANIYIN O ZAMAN:

Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi, “Pakistan, Kuzey Kıbrıs’taki Kıbrıs Türk’ü kardeşlerimizin yanındadır. İki farklı kültüre ve dile sahip olabiliriz. Ama biz, tek halkız” demiş ya, tarın bizimkiler zil takıp oynarlar artık. “Bakın işte dünya bizi anlamaya başladı” diye. Madem öyle neden “KKTC’yi tanıyoruz” demek yerine hep, “yanınızdayız” demekle yetiniyorlar. “Tek halkız” madem tanıyın bitsin. Bu laflar ilk değil ki, rahmetli Denktaş’ın döneminde bizzat yakın dostu olan birçok devlet adamı tekrar etti bunları. Sonuç, sıfır…. Boş veeeer, ver mehteri gitsin…

 

YAKINDA YOLCU BERABERİ GETİRİRLER:

Akaryakıt ihalesini yüzüne gözüne bulaştıran ve ülkeyi karanlığa mahkum eden Erhan Arıklı, Teknecik’e tankerlerle akaryakıt taşıyor. Teknecik santraline 40 tanker 1200 ton akaryakıt getirmiş. Tahlili yok, niteliği belli değil. Tanker sürücüleri testten muaf…  Sosyal medyada bir arkadaş bu haberle ilgili yaptığı yorumda, “yakında bunlar akaryakıtı yolcu beraberi getirirlerse şaşırmayın” diye yazmış. Ülkeyi yönettiğini zannedenlerin düştüğü duruma bakar mısınız?

 

SORUN YASADA DEĞİL Kİ, UYGULAMANIZDA:

Ersan Saner’e göre, İhale Yasası’nı değiştirince sorun hallolacakmış. Yoksa Rekabet Kurulu’na takılıyormuş. Sorun ihale yasasında değil ki, İhale Komisyonu’nun uygulamasında. Rekabet Kurulu yasaya aykırı uygulamaları bir bir ortaya çıkartıyor. İnanmayanlar Resmi Gazetede her gün artan sayıda yayınlanan Rekabet Kurulu kararlarına bir göz atıversin…

 







Başa dön tuşu