Serdar Denktaş yargıya laf sokmaya devam ediyor.
Mahkemeleri “siyasi malzeme olarak kullanmak isteyenler” olduğunu söylüyor.
Yürütmenin, yargının, ‘kullanılmasından’ bahsetmesi, hiç hoş değil… Böyle bir tartışma başlatmak bile doğru değil. O yargının adaleti, gün gelir herkese lazım olur…
En azından artık “yargı devleti” ifadesini kullanmaktan vaz geçmiş. Yargıçların siyasi davrandığı anlamına gelen bu ifadeyle, suç işlemiş de oluyordu…
CTP davaları, kendi dönemlerindeki beceriksizliği örtmek için açmış…
Kolay iş…
Oysa gerçek öyle mi..?
Davaları açan sadece CTP değil ki…
Ya diğer sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin açtığı davalar? Ticaret Odası, Girne İnsiyatifi, Toparlanıyoruz Hareketi, Halkın Partisi, Şehir Plancıları Odası… Galiba bir kaç tane daha var.
Bunların açtığı davaların, “CTP’nin beceriksizliğini örtme” amaçlı olduğunu söylemek komik…
Diğer yandan, daha önce de yazmıştık. KKTC bir “hukuk devleti” ise, yargının yasamayı ya da yürütmeyi hukuk açısından denetleme hakkı sonuna kadar vardır.
Demokrasinin doğası budur…
Ama bu denetimi reddetmek, en hafifinden demokrasiden rahatsız olmak anlamına gelir.
Öyle midir acaba?
Denetim rahatsız mı ediyor..? Öyleyse gerçekten tehlikeli…
Siz eğer hukuka aykırı bir şey yapmadıysanız, yargıya gidilmesi neden sizi rahatsız etsin ki?
Bir yandan vatandaş, meslek örgütleri ve doğal olarak siyasal muhalefet…
Ne yapsalardı yani, kamunun tepkisine sebep olan icraatlar karşısında susup otursalar mıydı…
Ya da bu ülkedeki muhalefetin yıllar yılı yaptığı gibi nutuk mu sallasalardı…
Üstelik de açılan davaların çoğu, Meclis’ten geçmesi gerekirken, zorlama ile Bakanlar Kurulu’ndan çıkarılan kararlarla ilgili…
İyi ki değişti bu işler…
İyi ki insanlar katılımcı demokrasinin gereğini yerine getirmeyi akıl ettiler.
İyi ki bu bilinç kazanıldı.
Eğer bu direniş, içerikten veya haklılıktan yoksun olsaydı, kendileri de bir çok konuda geri adım atar mıydı?
Yargının verdiği ara emirler de öyle…
Daha dava safhaları gelsin bakalım…
Yaptıklarının hepsinde hukuk ihlali var. Bunlar bir bir ortaya çıkacak…
Demokrasi ona ne hak veriyorsa, diğerlerine de veriyor şükür…
O zaman o hata yaptığını kabul etmediği için, aynılarını yapmaya devam edecek, biz de hem bağırmaya, hem engellemeye hem de dava açmaya devam edeceğiz.
Serdar Denktaş’a en güzel yanıtı da Ersin Tatar vermiş…
“Halk, tutarlı, ne yaptığını bilen, biriken sorunlarına çare üreten, devlete ve ülkeye hizmet etme anlayışını samimiyetle benimseyip her şeyden önde tutan, bir icraat anlayışı görmek istiyor” diyor Tatar ve vurucu bir ifadeyle devam ediyor…
“Hükümet bu ağır sorumluluğun bilincinde olmalı ve yargıdan dönmeyecek, halkın tepkisini değil onayını ve desteğini alacak icraatlar için gereğini yapmalıdır ”…
Budur…
YERİN KULAĞI VAR
BAĞIMSIZ BAKAN:
UBP-DP hükümetinde revizyona gidileceği yönünde ciddi duymlar alıyoruz. Yeni dönemde hükümet, Meclisten geçirmek istediği birçok yasa için bağımsız vekillerin oylarına çok daha fazla ihtiyaç duyacak. Ama bu desteğin de bir siyasi karşılığı olacak. Bunu iyi bilen Başbakan Özgürgün de, bağımsız vekillerden birisini kabineye alarak işi çözmek istiyormuş. Kabinedeki bir isim ile aralarının limoni olduğu da bir gerçek. İddia, o ismin görevden alınıp yerine bağımsız bir vekilin getirileceği yönünde. Bu değişiklikle birlikte, bazı bakanların da görev yerleri değişebilir…
DEVLET DEĞİL SİYASET:
“Devlet TÜK üzerinde bir kambur” diyor Tarım Bakanı Çavuşoğlu. Devlet mi acaba, siyaset mi… Partizanlığın, popülizmin, seçim öncesi ayak oyunlarının merkezi değil mi TÜK. Kendi kendine batmadı ya… Ha, şimdi bedelini vatandaş ödeyecek. Adam haklı, ‘siz seçtiniz, biz böyle yaptık, şimdi bedelini ödeyin’ diyor…
TALAT DA SÖYLEMİŞTİ:
CTP Genel Sekreteri ve müstakbel Genel Başkanı Tufan Erhürman, “Kurultay’dan sonraki CTP, kişisel, egosantrik tartışmalara boğulmayacak, fikir ve daha önemlisi politika üreten bir sol parti kimliğini geri kazanacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Hatırlıyorum, Talat da yeniden CTP’nin başına geldiğinde aynı lafları söylemişti. Sonuç ortada, inşallah Erhürman bu sözlerini hayata geçirebilir. Biraz zor olacak ama, bekleyip göreceğiz…
BİZ BÖYLE İYİYİZ:
Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, hükümetin, ülkeyi içinde bulunulan kaos ortamından düzlüğe çıkarmak için kararlı ve uzlaşmacı tutumunu sürdürmeye devam edeceğini söyledi. Aman bırakın kalsın. Çünkü düzlüğe çıkaracağız diyerek, aldığınız kararlarla daha çok batağa sürüklüyorsunuz…
BİRAZ KONUŞMASINLAR:
Hem Akıncı, hem de Anastasiadis’e tavsiyem, biraz konuşmasınlar. Çünkü bazı açıklamalarıyla toplumlarına verdikleri olumlu mesajlar, günün sonunda daha büyük hayal kırıklığı yaratıyor. Keşke hiç konuşmasalar ve tümüyle anlaştıklarında, çıkıp toplumlarına “biz anlaştık” deseler…
SİYASİ PALYAÇOLAR:
Yeni Bakış gazetesinden Özlem Çimendal’ın yaptığı röportajda, vatandaşın bizi yönetenlerle ilgili sözleri aslında bugünkü durumumuza ayna tutuyor. Ne diyor vatandaş, “Ülke, ülke olmaktan çıktı. Ülke de kalmadı. Siyasiler palyaço gibi yer değişiyorlar. Halkı düşünen yok. Ülkede tarım battı, hayvancılığı da bitirecekler. Su geldi, şimdi de elektrik. Kendi ayaklarımız üzerinde duracağımız neyimiz kaldı? Satın alındık. Satılmış bir ülkeyiz biz. Çalan, çalana bu ülkede…” Söylediklerinin eksiği var, fazlası yok…
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “Kerpiç evler, ahşap kapılar, ahşap panjurlar, cumbalı hanaylar yalnızlaşıyordu…Ama, her gelen Sekreter, her gelen Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Koordinatör çözüm için fırsat yaratmaya çalışıyordu… Fırsatlar tükenmez elbet. Karamsar olmayalım ama, bütün fırsatlar Kıbrıs’ı yok oluşa mı sürükledi ne! Dileyelim ki, şimdiki fırsat gerçekten ‘fırsat’ gibi olsun”…
DİPTEKİLER
Eğitim Bakanının Çaresizliği: Eğitim Bakanı attı ağzından, “Nüfus artışı nedeniyle eğitimde ve sağlık birimlerinde yığılmalar var, bu sebeple problemler çıkıyor”… Biz de aynısını söylüyoruz. Hem de her konuda, öyle sadece sağlık ve eğitimde değil. Trafik, su, elektrik, kanalizasyon… Peki, oturduğunuz makam şikayet etme yeri midir? Tabii ki değil. Ülke artan nüfusla kaosa dönerken planınız ne? Yaşanılır bir memleket olsun diye çıkarılan Ülkesel Fiziksel Plan’ı bile rafa kaldırdınız. Lefkoşa’ya yeni hastane yapmakla iş bitecek mi? Ya da neredeyse tümü dökülen, çağdışı okullarla…
































