Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hazır bayılayım… Da benle bitmez ki…

 

Sertaç geldi köyden…

“Hade yemek yeylim” dedi…

“Gel da söyleyim gazeteye” dedim.

Geldi.

Sonra usandım.

Dedim, “Hade be yürü gidelim küp kebabı yeylim da gelelim…”

“Bu sıcakta?” diye sordu…

“Ne sıcağı be” diyerek yürüdüm.

O da arkamdan geldi.

Basamakları indik…

Sokağa ayak basar basmaz hazır bayılayım…

Sabah girip klimamı çalıştırdığım ofisten…

Öğlen çıkınca…

Haliyle dışarıda ne olup bittiğini fark bile etmemişim…

Sıcak yüzüme vurunca…

Hazır bayılayım…

Öyle 40- 42 falan da değil.

Araba oralarda ölçüyor da…

Hissedilen herhalde 55 derece falan…

Nasıl çalışıyor herkes?

Düşündüm de…

Güneyde yangın…

Bir çok insan o yangını söndürmek için çaba içerisinde.

Arabada giderken sağa sola baktım…

Belediye çalışanı var…

Kıb- Tek, Telekomünikasyon çalışanı var.

Seyyar satıcı var.

İnşaat işçisi var.

Herkes, o sıcak havada nasıl da çalışıyor…

Mecbur…

Herkes mecbur.

Çalışacak.

Kolay mı eve ekmek götürmek…

Peki ne yapmaları lazım?

Dr. Turhan Korun’a sordum, cevapladı:

“Mümkünse kimse dışarıda çalışmasın ama.

Mecbur çalışacak herkes.

Tavsiyemdir, bol sıvı ve özellikle sıvı tüketin.

Çay, limonata ama özellikle de su.

Halsizlikle başlar.

Sonra tansiyon düşer…

Aşırı güneşte kalanlar için olmaz demeyin, güneş çarpması dediğimiz olay, beyin kanamasına kadar gidebilir.

Kalp krizini tetikler…”

Bir şey daha öğrendim

Sıcak bir ülke olmamıza rağmen, aslında dışarıda çalışan işçiler için hiçbir tedbirimiz yok.

Çalışan eve ekmek götürme…

İşveren işi bitirme derdinde…

Bu döngü devam ediyor.

Biz sezmiyoruz…

Biz hissetmiyoruz ama…

Gerçekten güneş altında çalışanlar için çok ciddi riskler var.

Ne yapılıyor?

Örneğin Güney Kıbrıs’ta Ağustos ayında uzun süreli bir tatil var.

Şu ya da bu gerekçeyle, sıcak ama çağdaş ülkelerde de dışarıda çalışanların belli tedbirler alınarak korunduğu muhakkak.

Bizde daha Haziran bitmedi.

Hiçbir önlem yok.

Nasıl olsa dışarı işlerini de yabancı işçilere yaptırıyoruz…

Konuyu kapatalım gitsin…

Kimi ne kadar ilgilendirir onu da bilmem ama.

“Bu gündem içinde bu yazı neden?” demeyin.

Böyle bir sorunumuz, buna tedbir düşünmeyen bir de sorumsuz tarafımız var.

Kap su koymayı ihmal etmeyin

Bu arada.

Bir de “yandım, bayıldım” diyemeyen bir de minik dostlarımız var.

Ev önüne bir tas su…

Bir de sık sık değiştirmek lazım, 1 saatte bildiğiniz kaynanmış su…

Sokakta kalan kedi- köpek- kuş, börtü- böcek dostlarımızı da unutmamak lazım.

Ben ev önünde, etrafında deniyorum.

Son derece de keyifli oluyor.