Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“HAYIR” DEMEK: (EVET DEMEK KADAR CİDDİ CİDDİ DÜŞÜNÜLMELİDİR!)

Dün henüz müzakereler devam ederken “çözüm” üzerine odaklanmış yoğun kampanyalara karşın “hayır” demeye de hazır mıyız diye sorduydum. Çünkü belli olmuştur ki eğer Rum tarafı bir cıvıklık yapmaz ve müzakere masasını terk etmezse referandum   geçekleşecektir. Ve Tıpkı Annan planında olduğu gibi “evet” demek için türlü çeşitli “çıkarların” hesapları gündeme gelecektir. Çünkü:
Unutmamalıyız: Kendi içimizden başlayarak dışa doğru oluşacak  bu çıkarlar helezonunun her halkası KKTC’den BM’ler sekreteryasına, AB’den Amerika’ya, Güney Kıbrıs’tan Rusya’ya dolayısıyle Ortadoğu’dan Doğu Akdeniz’e kadar tüm ilgili ülkeleri  memnun ve tatmin etmiş olmalıdır ki referandumdan “evet” çıksın!
Denecek ki: “Yok da o kadar!” Evet bu kadar uzun boylu! Çünkü artık Kıbrıs siyasi sorunu Kıbrıs Türkleri ile Rumları, Türkiye ile Yunanistan arasına sıkışmış lokal bir dava değildir. O kadar değildir ki Şubat’ta müzakereler başlarken henüz Rusya Suriye’ye inmemiş, İşid belası ile Kürt sorunu bölgede bu kadar iç içe geçmemişti! Ve kimse Esat rejiminin yeniden ayaklarını bulmaya başlayacağını hiç düşünmemişti. Yani bölgede dengeler bozulurken yeniden “kurulması”  için yeni senaryolar yazılıyor!
Kıbrıs’ı dolayısı ile çözümünü, “bozulduğu için yeniden kurulma sancıları çeken Ortadoğu ülkelerinden, Türkiye’den, Yunanistan’dan, çok da uzaklarda olmayan Mısır’dan ve tabi artık aramızda olan Rusya’dan ayrı gayrı düşünmek mümkün mü?.
İŞTE KORKUMUZ: Fark etmişsinizdir. Bölgede hızla hem askeri hem de ekonomik yönden bloklaşmalar olmaktadır. Yeni ittifaklar oluşmaktadır. 
Fakat bu siyasi bloklaşmalar içinde ne Türkiye ile Yunanistan’ı bir arada  görebilirsiniz ne de gündeme   ulusal çıkarlar girdiğinde, şimdilerde yan yana gibi gözükseler de Amerika ile Rusya’yı tasavvur edebilirsiniz? Keza “Türkiye’nin Güneyinde devlet oluşa doğru hızla koşan PYD’yı ki PKK’nın koludur, Güney Rum Yönetimi ile pek ala da “ayni blok içinde” görmek de şaşırtıcı olmayacaktır ama!
ADADA YALNIZ DEĞİLİZ: Rumlar ve Türkler olarak aynalara bakıp bakıp kendimizi dünyanın odağı görmüş olsak da “Akdeniz’de ve dünyadaki pek çok benzer adalarda olduğu gibi Kıbrıs da yanı başındaki “kıtalara” dayanmadan, dış mihraklı anlaşmalar yapmadan,  güvencesi ve ekonomisi için uluslar arası anlaşmalara imza atmadan “varlığını” sürdüremez! Tüm lafazanlıklar bir yana, kedi kadar bile ne eti vardır ne de budu! AB’nin üyesi olmak da zevahiri kurtarmaz, çünkü o üyeliğe karşın mesela Güney de Yunanistan da ekonomik krizler içinde boğulmaktadırlar…
ÇÖZÜM İÇİN:  Bu nedenle diyoruz. “Evet” demek kadar “hayır” demek hakkı da bizimdir. Ki unutmayın. Rum tarafı kendi için yapılmış Annan planına bile “hayır” dediydi. Ama şimdi yeniden masadadır! Hesabı iyi yapmalıyız. “Rum tarafı “hayır” dediğinin üzerinde ödünler kazanacağının hesabını yapıyor. Böylesi bir olasılık Türk tarafının “kaybedeceği”  gerçeğini çakmaz mı? Yoksa yine mi şu “kazan kazan” safsatası!                **********       TARIM VE KOOPERATİFLEŞME: (TÜM REFORMLAR PALYATİF TEDBİRLER OLARAK KALACAK!)
Yalnız “çiftçiler” değil, hayvancılar, seracılar, zeytin, enginar, patates, ötesi tüm sebze meyve  üreticileri.. Şu veya bu nedenle Hükümetin  Meclisin kapısına dayanmak için” Birlikler” oluşturmadan önce “kooperatifleşmeliydiler!” Kendi üretim ve pazarlanmalarının bilfiil kendi patronları olmalıydılar.. Kendi kendilerini denetleyecek “üretimle tüketim ve ithalatla ihracatı bizzat kendilerinin planlayıp, kendilerinin yöneteceği mekanizmalar kurmalıydılar…
Mesela: Devlet gerekli tedbirleri almadan  çoktan kendi içlerinde “çiftçi kartı” sahibi olarak “devlet desteğine”  kimlerin sahip olacağını saptayıp sistemi oturtmalıydılar!
Mesela: Çiftçi olmadığı halde  ikinci iş olarak çiftçilik yapan kesimlerin sorunlarını çoktan kendileri çözmeliydiler!
Mesela: Devletten çok önce büyükbaş ve küçükbaş hayvan desteklerini kendilerinin belirleyeceği sistemi rayına oturtmalıydılar!
Mesela: Süt fiyatlarını çoktan kendilerinin saptayacakları örgütselliğe  ulaşmalıydılar!
OYSA NE OLUYOR: Devlet Çiftçinin kendi hakkı olan kendi “üretim, satış, pazarlama”  sorunlarını yükleniyor ve ucuna bir “reform” lafı takarak mesela tereciye dönüp tere satıyor! Çünkü “kooperatifleşmediler!” Sadece yılın 365 gününde “devletle kavga etmek,  Bakanlık ve meclis kapılarına dayanmak, Lefkoşa trafiğini felç etmek için” Birlik”  oluşturdular! Devlete de “hadi bana destekte bulun” dediler!
Hoş! Bu sistem aslında “hükümetlerin”  de çok işine gelir! Her seçim arifesinde o “destekler” artan  desteklerle katmerlenir. Sonra da ödenmesi gereken diyetiyle “oy” olarak sandığa dökülür!  
BEĞENİLMEYEN REFORM: Yeni bir reform yapılmış  ama beğenilmemiş! Oysa beğenilmeyecek kadar değildir.      Ne yani bugüne kadar “ben çiftçiyim” diyen herkese “esas çiftçi” olanlara yapılan desteğin ayniyle yapılmasının devam etmesi mi isteniyor!
Ne yani adam hem KKTC vatandaşı değil hem de  66 yaşına girmiş ama hâlâ Sosyal Güvenlik Sistemi yok! O da mı destek alsın?
Ne yani esas mesleği çiftçilik olmadığı halde 2. iş  hakkı olanlardan yüzde 25 oranında kesinti de mi yapılmasın?
Yani Bugüne kadar böyle geldi,  böyle mi gitsin?
Olay şudur ama: Dünyanın her yerinde Çiftçi, Devlet desteğine en çok hakka sahip olan mesleki kesimdir. Fakat itiraf edelim: KKTC’de Kıbrıs Türk halkı  sadece “tarım kesimi” ile değil, öteki tüm sanayi kesimlerinde de görüldüğünce “üretim kısırlığı” yaşamaktadır. Nitekim bugün Çiftçi dediğimiz kesim 1974 öncesinde sısam da ekerdi pamuk da tütün, burçak da.. Oysa bugün “kuraklık primleri” üzerine oluşturulmuş arpa ekimi ötesinde bir çiftçi faaliyeti yoktur! Sistem de güzel çalışır. Bir yıl kuraklıktan bir yıl hasattan kazanılır, tekerlek döner!
KISACA: Yukarıda yazıp değerlendirmelerini yaptığımız  yeni reform paketindeki  bazı yeniliklermiş.. Ki bu ülkede gerçek anlam ve uygulamalarında  “Kooperatifçilik” gelişip bir sistem haline gelmiş olsaydı bugün hükümetin hazinesini boğan “teşvikler”  yerine, “hazinesine akan gelirleri” bile olacaktı, diyoruz!    (Tabi “not” diyelim. Köylü ve Çiftçinin malı olan Koop. Merkez Bankasını ve Köy Kooperatiflerini elbette unutmadık.  Fakat geçen zaman içinde kuruluşları  1900’lerin başlarına  dayanan bu tarihi “Koop”lar da işlevini yapamaz durumlara geldiler, bunların da reformlara ihtiyaçları vardır.)