Fatma ve Halit Özcezarlı çifti yaşamlarını 52 yıl önce Limasol Evdim’de birleştirdi. Uzun yıllar Evdim’de ikamet eden çift, 1974’te 4 çocuğu ile birlikte KKTC’ye göç etti.
Güney Kıbrıs’ta ilk silah sesi ile birlikte Evdim de boşaltıldı. Komşularının dehşet içerisinde yüksek sesle “Çabuk evi terk et. Yoksa öleceğiz” dedikleri sırada çocuklarını da yanına alarak evden çıkan Fatma Özcezarlı, soluğu İngiliz Üsleri’nde aldı.
O sıralarda Halit Özcezarlı mevzide çalıştığı için, Fatma nene, evi terk ettiğini eşine haber veremedi. Silah sesleri sustuktan sonra Fatma nene, eşini aramak için geri eve döndü.
Eşinin evde olmadığını görünce de çocukları, eşi ve kendisi için birkaç kat kıyafet, yatak alarak traktörüne atladığı gibi yeniden çocuklarının yanına İngiliz Üsleri’ne döndü.
Özcezarlı çifti, 2 saatliğine gittiği İngiliz kampında 6 ay kadar kaldı.
Geçmişi dün gibi anımsayan Fatma Özcezarlı, 1974 ve sonraki yaşam hikayesini şöyle anlatı:
“Çocuğumun arabasını bile çalmışlardı”
İngiliz kampında 6 ay kaldıktan sonra Evdim’deki evime gittim ve ne göreyim, adeta taş taş üstünde kalmamıştı. Çocuğumun arabasına kadar çalmışlar, taşınmaz durumda olan birçok eşyamı da kırıp, dökmüşler. Hiçbir şeyim kalmamış. Evimi öyle görünce, hemen arkasında bulunan annemin evine gittim. Eşim de arkamdan geldi. Annemin evinde sağlam 1 torba un, bir teneke de Hellim bulduk. Unu ve Hellimi de yanımıza alarak geri İngiliz Üsler bölgesine döndük. O bir torba un ile 1 teneke hellim ile uzun zaman karnımızı doyurduk. Zaten bize orada çadır da vermişlerdi, yiyecek yardımında da bulunuyorlardı. Bir süre 8 kişi bir çadırda, tuvaletsiz, banyosuz idare ettik. Eşim de İngiliz Üsleri’nde bir generalin yanında bahçe işlerinde çalışmak üzere işe girmişti ve haftalık 20 Kıbrıs Lirası kazanıyordu. Çadır bölgesinde pazar yeri kurulurdu. Parası olan bazı ihtiyaçlarını oradan satın alabilirdi. Sabah kahvaltımızı zaten İngiliz verirdi.
“Savaşta bile çocuklarımı mahrum bırakmadım”
Yaşadıklarımız kolay kabullenilebilir şeyler değildi. O zaman gençtik de tahammül sınırlarımızın daha dardı. Ama yine de ben bir anneydim ve çocuklarımı elimden geldiğince yiyeceklerden mahrum etmemeye çalıştım. Eşim çalıştığı için, biz şanslıydık, paramız oluyordu ve çadırlar bölgesinde kurulan pazardan yiyecek satın alabiliyorduk. Benim de bir çaydanlığım vardı. Biz o çaydanlığı aylarca tencere olarak kullandık. O zaman gaz, tüp, ocak gibi şeyler yoktu. Dışarıda ateş yakar yemeğimizi öyle pişirirdik. Sonra varillerden bir fırın yaptım ve gün geldi ben o fırında, evlatlarıma makarna pişirdim. Bayramda da kadayıf yaptım, çocuklarım tatlıdan mahrum kalmasın dedim.”
“Her şeye rağmen mutluyduk”
“Yokluk, sıkıntı ve kötü günler eşimle beni birbirimize daha da bağladı ve her şeye rağmen biz mutluyduk. Çünkü hala nefes alabiliyor, çocuklarımızın nefesini duyuyorduk. Daha ötesi ailece bir aradaydık ve sağlıklıydık. Yarına hep umut ile baktım. Hep bugünlerin geçeceğini, güneşin bizim için de doğacağına inandık.”
“Bir valiz bir de canımızla geldik”
“İngiliz Üsleri’nde bir süre yaşadıktan sonra özgürlüğü seçtik ve evimizi barkımızı tüm yaşanmışlıklarımızı orada bırakarak, bir valizimiz bir de canımız ile önce İskenderun’a 15 gün sonra Adana’ya 15 gün sonra da gemi ile Gazimağusa’ya gittik. Türkiye’de bizi davul zurnalarla karşıladılar ve orada kaldığımız sürece çok iyi ağırladılar. Ama KKTC’ye geldiğimizde köylülerimiz bizi köye koymadılar.
Biz de Lapta’ya gittik. Lapta’da uzun süre kaldık hatta çocuklarımızı okula bile kaydettik. 7 Nisan tarihinde de bize İncirli köyünü açtılar. Ziya Rızkı ile Rauf Raif Denktaş’ın yardımı ile İncirli’ye gittik.
Sonra kura ile ev çekilişi yapıldı. Kurada bize C13 numaralı ev çıktı. Gittik ama ev bomboştu. O gün yerde yattık. O zaman en küçük çocuğum kucağım da bebekti. Çok iyi hatırlarım. Reçel maşrapasını açtım da avluda ateş yakıp çocuğuma mama ettim.”
“Ganimet hırsızlıktı ama aldık”
“Sonra bize birileri yan evlere gidip, ihtiyacımız olan eşyaları alabileceğimizi söylediler. Ama bu teklif bize çok ters geldi. Biz hırsız değildik çünkü, izinsiz başkalarının eşyalarını alamazdık. Bize göre ganimet hırsızlık demekti. Ama baktık olmuyor el mahkum biz de aldık. Yan evlerden aldığımız tabak, tencere gibi eşyalar ile idare ettik. Eşimin Güney Kıbrıs’ta traktörü vardı. Ona karşılık burada bize bir motor verdiler. Eşim o motor ile Gazimağusa’ya gider gelirdi. Orada bahçecilik yapardı. Sonra devlet eşimi imtihana koydu. İmtihanı kazanınca eşim kamu görevlisi oldu. Liman kapılarında yoklama yapardı. 36 yıl böyle yaşadık. Her yıl durumumuz biraz daha düzeldi, geçim sıkıntılarımız azaldı. Hayatımız bir düzene girdi. Çocuklarımız büyüdü. 36 sene sonra da eşim gümrük memurluğundan emekli oldu. Ben de düzenli yatırımlarımı yaptığım için Sigortadan emekli çıktım. Halen İncirli’de ikamet ediyoruz ve halen biz mutlu bir aileyiz.”
































