Köşe Yazarları

Hatırladığım Maraş


Pek çok Mağusalı gibi Maraş’ta volta atarak büyüdüm… Sinemalarında dürüdüm…   Kızları kadınları   ilk kez tanıdım yollarında… İlk sigaramı, ilk içkimi orada içip yudumladım… İngilizin paralı polisi olarak EOKA’cı  avcılığına bu kentte çıktım.. Denizinde yüzdüm, anamın işlediği zembilleri sattım çarşısında…

Son kez velespitimle turladığımda  yıl 1974 aylardan Temmuzdu!

O yıllardan bu günlere birkaç kez, bazı belirli yerlerine izinli gitmekten öte de  “Kapalı Maraş”ı hep uzaklardan seyrettim…

ADINA neden “Maraş” dediklerini bilmiyorum. Mağusa’nın  “varoşu” oluşundan dolayı gitgide “Maraş” olarak seslendirilmesinden mi?

Ki sonraları Mağusa surlar içi ve çevresi “old city” olarak telafuz edilir oldu..

…Maraş Makarios’un göz bebeğiydi. Hedefi orayı Beyruta’ rakip bir turist kent yapmaktı. O heyecanla sahilleri öğleden sonra güneş göremeyecek gökdelen otellerle doldurduydu.. İtiraf edeyim, altın gibiydi kumları..

“ÇOCUKLUĞUMUN Maraş’ın Mağusa surlar içine yakın bölümü (adacıklar bölgesi)  bataklıktı. Şimdilerdeki Palm Beach çevresi Futbol sahası ve Anartosis kulübüne kadar vıcık vıcık çamurdu. İşte sözü edilen Evkaf mallarının  bir bölümü  bölgedeki otelleri de içine alan o bataklık alandı.

Mağusa kapısından çıkıp Belediye binasından içerilere ta aşağı Maraşta’ki Olimpia sinamasına kadar uzandığınız yolun sağı solu da “Evkafındı..

Hemen şimdilerde koruma altında olan Pertev Paşa Türbesi ve çevresiyle askerin konuşlandığı yerler de Evkaf Mallarıydı..

Bataklık oluşları, zaman içinde emlâk vergilerinin ödenememesi fakat asıl “geleceği görememekten” kaynaklı ilgisizlikten dolayı şimdilerde “evkaf malları” dediğimiz o yerler hepten tapularıyla birlikte Rumların eline geçtiydi..

1960’larda İngiliz idaresi  adayı Kıbrıs Cumhuriyetine devrederken her halde onca yılın günahlarının kefaretini ödemek için olmalı hem  Rumlara hem Türklere “para” hediye ettiydi. Saray Otel o para ile inşa edildikti..

DÖNELİM bugüne: 1974’den sonra “Atilla Hattının” dışında olmasına karşın Rum sakinlerinin terk etmesi nedeniyle Maraş, Ecevit’e göre “ileride siyasi koz olarak kullanılmak” için “kapalı” olarak elde tutulduydu..

Tam 46 yıldır da “elimizdedir” ve ne Annan planında ne  Crans Montana’da hiç de “koz olarak kullanıldığına” dair bir kayda rastlamadım! Sadece bir bölümün “Rumlara iade” edileceğini  bilirim..                                       YANİ Barış Harekâtından sonra iskâna açılan 4. Bölge dediğimiz ve 1974’den sonra Veyselliler, Karakeşliler, Erdemliler, Mersinliler, Antalyalılar, Baflılar, Leymosunlular…             Adları ile kaim “gettolarda” 40 yılı aşkın süredir yaşamakta olan TC ve Güney’den göç eden insanlarımızın; olası bir çözümde bölgelerinde kalıp kalmayacakları da hâlâ belli değildir!

Kısaca “tellerinden uzanıp içine tükürmek hakkımın bulunmadığı Maraş” şimdilerde yeniden gündem haline getirildi..

GETİRİLDİ de eğer “Evkaf Mallarına” dayanarak “Maraş bizimdir” deniyorsa, bakın açık yazayım “hukuk yollarına” düşürüldüğünde yıllar yılı sürer sonuçlanmaz, emrivaki yapılsa, BM’lerden AB’den döner, başımızı ağrıtır ama yine bitmez!

Buna karşın son zamanlarda hayatımıza heyecan kattığı bir gerçek! İyi heyecanlar!

*****

ASLINDA “BUNU” ANLATACAKTIM!

Geçen hafta “Maraş”la uğraşmaya başladıktı ya..  “Cumhurbaşkanlığı seçimleri” kampanyasının başladığı şu sıralarda tavsiyem şudur:

“Dikkatle izleyin: Adaylar sizlere neler vaat edecek? Hangi yarınların müjdesini verecek? Eğer seçilirse neleri gerçekleştirip nelerin canına okuyacak?   “Federasyonu” mu “ayrı devleti” mi savunacak?

KAÇ zamandır “Cumhurbaşkanlarının Anayasal yetki ve sorumluluklarının” siyasi iktidarları iradesinde ne kadar etkin olup olmadıklarını tartışıyorum.

Sonuçta “ya maazallah müzakereler de olmasa neyle iştigal edeceklerdi” diyorum!

BUNA karşın “hâlâ çözüme ulaşılamadığı için müzakereleri sürdürme ve karar verme gücündeki “Cumhurbaşkanlığı makamı,” tutun ki “siyasi bekamız” açısından çok önemlidir.. Nitekim eğer yarın Anastasiadis ile masaya otursa Sn. Akıncı çözüm olasılığı arayışlarında “Federasyonu” görüşecektir..

PEKİ Sn. Tatar seçilirse ne değişecektir? Arkasında bıraktığı UBP ağırlıklı hükümetin “başı” kim olacaktır? “Her yiğidin kendine göre bir yoğurt yiyişi varsa” Türk toplumu nasıl bir “yiğitle” tanışacaktır? Şah mı olacak şahmaran mı?

Kİ hatırlatalım: “Maraş açılımına Sn. Akıncı nasıl katılmadı, hayret ediyorum!”           Bir devletin seçilmiş “Cumhurbaşkanı” çözüm konusunda hükümet kanadı ile uyuşmuyor, siyasi çözüm görüşleri farklıdır diye mi?   İyi de yarın müzakere masası kurulsa  “Maraş” dediğiniz sorun önüne gelmeyecek mi?  Bu nasıl iş?

“Cumhurbaşkanlığı Kıbrıs’ın siyasi kaderini müzakere etme yetkisinde oluyor ama o müzakerelerin önemli   bir pazarlık konusu olan Maraş  yetkisi dışında  bırakılıyor!

Dolayısıyla işte şunu soramıyoruz: “Ne zamandan beridir Kıbrıs siyasi sorunu, Cumhurbaşkanları ile Başbakanlar hiyarerşisinde “sen-ben” davası haline getirildi? El cevap: “Ta başında! Ta 1974’den beridir Rahmetlik Denktaş’la başlayan teamülde!

…YAZIMA başlarken ne Maraş’ı yazacaktım ne de nasıl bir “yönetim” şekline sahip olduğumuzdan yakınacaktım.

Diyecektim ki “bu ülkede üreticiler kaybeder!” Kazananlar aracılar, tefeciler,  satıcılar, tüccarlardırlar!

Yani asıl emeğinin terini toprağa akıtan değil.. Yazın kuraklığının, kışın sellerinin zararlarında mahvolanlar değil..

Topraktan, fabrikalardan, tesislerden çıkan ürünleri satıp alıp satanlardır! Aracılık yapanlar, tefecilerdir!

BU nedenle, “kilosu 39 liraya verilen et kasaplarda 120 TL’ye satılmaktadır” diyen   Naimoğulları’dır haklı olan!

Küçücük memlekette iki adımlık bir coğrafyada hâlâ tarladan çıkan ürünü çarşı pazara sevk edecek aracısız tefecisiz bir sistem oluşturamadık!…

İşte bunlara dair bir şeyler yazacaktık!

 



Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı