Bir süredir “arkası yarın” dizileri gibi Rusya Ukrayna dalaşmalarına yönelik haberleri izliyoruz. Kıyamet koptu kopacak denmesine karşın şimdilik karşılıklı laflamalardan öte gidilmedi. İyi ki de gidilmedi çünkü NATO’nun müdahil olacağı dolayısıyla Amerika ile Rusya’yı karşı karşıya getireceği bir çatışma dünya savaşı haline dönüşür..
DÜNYA ülkelerinin böylesi çok tehlikeli krizlere ihtiyaçları var mı? Her halde vardır mesela “Kıbrıs” diyoruz!
İki etnik halkın ayni adada barış içinde yaşayabilecekleri en akılcı ve siyaseten uygun olan “iki ayrı bölge” oluşumu bile sorunu çözmeye yetmedi!
Şöyle ki aradan 47 yıl geçmesine karşın Rum Dışişleri Bakanı Nikos Nuris bir yandan 1974’den beridir Güney Kıbrıs’ta uygulanan göçmen politikası için köklü değişikliklerden söz ederken; bir yandan da Güney’deki Türk mülklerine ait bazı kararların gerçekleştirilme aşamasında olduğunu söylüyor..
Ve ekliyor: Türklere mallarını iade etmek gibi bir olay söz konusu değildir.. ***
ANLAYACAĞIMIZ aradan yarım asır geçmesine karşın Kuzey’le Güney arasındaki mülk sorunlarının hâlâ ve kesinlikle denecek bir çözüme kavuşturulmamış olmasıdır.
Ki hatırımıza Osmanlı’nın son döneminde doğup büyüdükleri yurtlarını terk ederek Türkiye’ye göç eden Balkanlardaki Türklerin arkalarında bıraktıkları mülklerine yönelik günümüze kadar sürüp gelen “davaları” geliyor. Ki vakti zamanında rahmetlik Nevzat Karagil, avukat kimliğiyle bu davalara müdahil oluyor TC’deki pek çok Türk’ün Bulgaristan ve ötesindeki mülklerinin peşine düşüyordu… Nitekim: ***’
RUSYA ile UKRAYNA savaşına da an kalmasının en büyük nedeni toprak kavgası değil midir? Yoksa başka nasıl izah edilebilir ki? İnsanlar durup dururken üstelik ayni ırktan olmalarına karşın neden savaşsınlar? Hem de bazen iki karışlık toprak için bile!
***
KIBRISTA BU SORUNU ÇÖZEMEDİK! Şöyle ki 1974’den sonra her iki tarafın halkları da Kuzey’e ve Güney’e göç etmek zorunda kaldıklarında siyasi bir anlaşmaya varılmadan ve mülklerin mahsuplaşması yapılmadan, arkalarında bıraktıkları “taşınmaz malların” yeni sahipleri oldulardı. Ki bunun da adına “malına karşılık eşdeğer mal” dendiydi..
YANİ bir şekilde nihai çözüme kadar geçici olması gereken “topraklar ve mallar mübadelesi” yaptılar.
***
BELKİ unutuldu ama hatırlayanlar iyi bilirler. Yıllar yılı “ganimet” kelimesini de “puanlarla” resmi bir devlet belgesi haline getirdiğimiz gerçeklerde, Rum’un taşınmaz mallarını kavga dövüş paylaştıktı!
Üstelik bu paylaşa “Puan” dediğimiz bir de yasal kulp taktıktı! Ve gördük ki memlekette rengârenk konfetiler gibi “ellerden ellere satılan, devredilen puanlar uçuşuyor!”
İŞTE o zaman ne oldu ama? Rum’un malı deniz yemeyen domuz!
Mücahitlik yapanlara da belgelerle “puanlar” dağıtıldıydı ki karşılığında Rum’un toprağını kakalamak isteyenlerin muamelelerini gören “puan baronları” oluştuydu!
Arada oluşturulan ve bazı Rum’ların Kuzey’de bıraktıkları mülkleri için açtıkları davalar sonucunda ödenmesi gereken parasal tazminatları ödemek için de Mal Tazmin Komisyonu oluşturulduydu! Ki milyonlarca sterlin ödendi ama deryada bir damla kadar bile yer tutmadı!.. ***
VESSELAM sadece Rumdan kalan 400 dönümü aşkın narenciye bahçelerinden tutun da 450’nin üzerinde irili ufaklı sanayi tesisi ile Maraş’tan Karpaz’a oradan Gemi Konağına varıncaya kadar ve Başta Girne olmak üzere önce puanlarla sonra açıktan pazarlıklarla alınıp satılan Rum mallarına karşın türk toplumuna çok hayırları olmadı.. Ki arada Mal Tazmin Komisyonu da kurulduydu ..
***
PEKİ ŞİMDİ SIRA MARAŞ’A MI GELDİ? Önce soralım: “Maraş’ın bir mahallesini insanların seyirliğine açarak ve bugüne kadar üzerinde hiçbir tasarrufta bulunmadan sadece “Evkaf malı olduğu için bizimdir” diyerek elde rehine gibi tutulan söz konusu mahalleyi ne yapacaksınız?
Bu konuda bugüne kadar ne Sn. Tatar’dan ne de ötesindeki Ankara ile yetkili ve sorumlulardan ne bir karar çıktı ne de hareketlenme oldu! Sadece nihai çözümde “koz” olarak kullanılacak Maraş siyasi yönden bir mahallesi erkene çekilen bir kararla açılırken; bu kez de ortaya “Evkaf Malları” sorunu sürüldü. Ki Rum henüz karşı bir çıkışla Kuzey’deki “kilise mallarım” demedi!
***
BUNLARI neden hatırladım. Kıbrıs siyasi sorunuyla Ege adalarındaki adalar sorunları bir gün Rusya Ukrayna misali, Türkiye ile Yunanistan’ı da karşı karşıya getirme olasılığı nedeniyle!
Kıbrıs sorunun bitmediğini sona ermedikçe de uğrunda hâlâ savaşların olabileceğini hatırlatmak için..
“Eee canım, günü geldiğinde savaşırız” da demek artık 2. bir Barış Harekâtı esprisi ile haklılığını aşar ama..
“Doğrusu ben “gelecekleri” bu korkular ve kuşkular içinde düşünmek istemem.
***
KISACA TAKILDIĞIM: Mesela seçim arifelerinde “ey Kıbrıs Türk halkı size pahalılık vaat ediyoruz” diyen bir siyasi parti veya adayı hatırlar mısınız?
Aksine hep sağlıklı ekonomiden, aydınlık yarınlardan, istikrar ve refahtan söz ettiler.. “Yeter ki seçin beni” koşulunda!
Hükümeti kuranların da dışta kalanların da vaatleri hep ayni oldu..
Ne var ki aradan yıllar geçmesine karşın seçim arifelerindeki o bal kaymak vaatlerin bir tekinin gerçekleşmediğinin hayal kırıklığını yaşamaktan öteye geçemedik..
Şimdi yine dillere pelesenk çiçeği burnunda Sucuoğlu koalisyon hükümeti “artık icraat zamanıdır” diyor!
Ve başlıyor icraatlar gerçekleşmeye: “Akaryakıta zam!” “Elektriğe zam!” Dolayısıyla akaryakıt zamlarıyla elektrik zamlarından etkilenen bilumum emtiaya, tarım ürünlerine otomatik tarafından zam!
YŞNE de söylemler bitmez vaatler dinmez.. Hükümetin sazı sözü bitse bu kez devreye STÖ’leri girer. Kimileri onca zamdan sonra yine de “ekonomiyi canlandıracak adımlar atılmalıdır” der, kimileri olmayan ekonomiye nanik çekerek “ekonomide reformlar” talep eder..
Meğer kimmiş asıl iktidar anladık mı? “Ekonomi!”
































