Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hastalık tüm partilere sirayet etti…

 

Demokrat Parti’de yaşanan krizi bir süre daha konuşacağız gibi görünüyor. Zira bence bu kriz ve daha önce UBP’de, TDP’de ve son olarak da CTP’de yaşanan krizler, siyasi yaşamımızda bir metaforun gerçekleştiğini göstermekte. Onun için her birini tek tek değerlendirmenin değil, hepsini birlikte değerlendirmenin daha doğru sonuç vereceğine inanıyorum.
Daha bir yıl önce UBP’de kurultay süreci yaşananlar ve bu süreç sonucu partiden ayrılıp Ulusal Güçler adıyla Demokrat Parti listelerinden seçime giden Ahmet Kaşif ve arkadaşlarını hatırlayınız. Ardından yine 28 Temmuz seçimlerinin ardından TDP’de Genel Başkan Mehmet Çakıcı’ya karşı açılan “isyan bayrağını” ve bunun ardından yaşanan yönetim değişikliğini de unutmadınız herhalde. Ve son olarak, 8 Aralık CTP Kurultayı’nı…  Aslında yok birbirlerinden farkları çünkü, hepsinde de iktidar ve gücü ele geçirme kavgası yaşanıyor. Acaba bunlar ideolojik çatışmalar mı, yoksa, gücü ele geçirme kavgaları mı? Ancak her ne olursa olsun, tüm partilerdeki çalkantılar, partiler özelinde değil belki ancak, genelde yeni bir siyasi zihniyetin güçleneceğini gösteriyor. 
Ülke yaklaşık iki yıldır partilerde yaşanan bu kurultay kavgaları yüzünden çok şey kaybetti… Sonuçta partilerde yaşanan bu kavgalar, bu durumdan rahatsız olan geniş kesimlerin çıkar kavgalarının dışında düşünceler geliştirmesini sağlayacak diye inanıyorum. Bir diğer deyişle bu kavgalar, klasik siyasi zihniyetin kendi mezarını kazdığının işaretleri.
Gelelim esas konumuza, yani Demokrat Parti’de yaşanan depreme. Öncelikle belirtme fayda var, basına açık ve kameraların olduğu bir toplantıda gerek Bengü Şonya’nın, gerekse Serdar Denktaş’ın birbirlerine yönelik sözlerini tasvip etmek mümkün değil. Parti içi sorunlarını bu şekilde kamuoyu önünde tartışmaları pek hoş olmadı. Ancak bu, 9 Aralık akşamı ortaya çıkan bir kriz değil, 28 Temmuz seçimleri öncesinden ilk işaretlerini vermişti. Ardından yaşananları tekrardan yazmanın bir anlamı yok. DP, UG’lilerin de omuz vermesiyle seçimlerde iyi bir oy oranı yakalayıp koalisyon ortağı oldu ve parti içi dengeler de altüst oldu. Yaklaşık yedi yıl bitmiş bir partiyi yeniden umut yapmak için gecesini gündüzüne katan, tüm olumsuzluklara rağmen direnen o günün yönetim kadrosu, son seçimlerde alınan “başarılı” sonuçları kendine yontan UG kanadına karşı, bir tepki içine girmişler ve dışlanmışlığı hazmedemeyip tepkilerini yüksek sesle haykırmaya başlamışlardı. Böyle olunca da, Genel Başkan Serdar Denktaş’ın tepkisi de gecikmedi. Her fırsatta, yakın çalışma arkadaşlarına Şonya’dan duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş, kendisini görevden almak için fırsat kollamaya başlamıştı. İşte önceki gece tüzük kurultayında yaşananlar, Serdar Denktaş aylardır beklediği fırsatı yarattı. Hatta bana göre Serdar Bey, kurultayda yaşanacakları biliyordu ve bunu fırsata dönüştürmeyi planlıyordu. Daha doğrusu iki taraf da bilinçli bir şekilde önceki akşamki  krizi tırmandırdı. İkisi de tribünlere oynadı… Zaten olaya daha objektif bakıldığında yaşananların sanki bilinçli yazılmış bir senaryo olduğunu bile söyleyebiliriz. Ne yazık ki Bengü Şonya bilmeden, Serdar Bey’in bu tuzağına düşmüş ve Denktaş’ın beklediği fırsatı adeta kendi elleriyle yaratmış oldu…
Çünkü yine iddia odur ki, Serdar Bey, UG kanadına seçim ittifakı sırasında partide yetkili organlarda görev verme sözü vermişti ve artık bu sözünü tutma zamanı gelmiş, geçiyordu bile. Parti içinde gerçek DP’lileri temsil eden ve bu birleşmeye başından beri sıcak bakmayan Bengü Şonya hala daha bir engel ve “temizlenmesi” gereken bir engel olarak görülüyordu… Özellikle parti içerisindeki UG kanadı adanın dört bir yanındaki örgütlenmeyi tamamlamış, partide örgüt bazında gücü ele geçirmişlerdi. Artık yapılması gereken parti üst yönetiminde etkili yerlere gelip, ilerisi için sarayla birlikte yaptıkları planları hayata geçirme zamanı gelmişti. Daha fazla beklemenin gereği yoktu. Düğmeye basılmıştı bir kez, engeller kim olursa olsun temizlenmeliydi. İşin en acı tarafı ise, Genel başkan Serdar Denktaş’ın makam ve ileriye dönük hayalleri uğruna, kendi özünün temizlenmesine göz yumması, hatta bu konuda kraldan çok kralcı kesilmesiydi…      
Güzelyurt ilçe başkanlığını UG kanadından Türkay Tokel alırken, Genel Sekreterlik görevine yakında Hasan Taçoy’un getirileceği kesin gibi. Lefkoşa ve diğer ilçelerde DP’nin UG’leşme hareketi sürecek. Ardından da UBP  ile birleşme süreci başlayacak… Ha Serdar Denktaş ne mi yapar, Derviş abisinin kendisine vereceği yeni rolünü oynamaya başlar.
Şimdi tam da bu noktada, dün bir okuyucumdan gelen mesajı yayınlamak isterim. Yazdıklarının her satırına katıldığımı da belirterek. Yukarıda söylediğim gibi, partiler içindeki bu çalkantılar, yeni oluşumlara, yeni düşüncelere yol açacak. Ben sadece sağ için değil, sol için de aynı gelişmeleri bekliyorum.

“Eski sağ ve yeni sağ”
KKTC’de kendini sol olarak tanımlayan düşünce yapısını bilmem ama KKTC’de kendini sağ olarak tanımlayan düşünce yapısı kendi içinde bir dönüşüm sürecine girmiş görünüyor. Bu dönüşüm süreci sonucunda KKTC’de sağ düşünce yeniden şekillenecek. UBP ve DPUG birleşirken, sağ düşünce kendi içinde bölünecek ve yeni bir siyasi oluşum ortaya çıkacak. Eski sağ ve yeni sağ kavramları hayatımıza girecek. Eski sağ, eski yapıya bağlı kalmakta direnirken yeni sağ vizyonu geniş ve bugünün dünyasının koşullarına daha iyi uyum sağlayan bireylerden oluşacak. Yılların partileri yeni sağ olmayı başarabilecekler mi yoksa eski sağ mı olacaklar? münhal açık zaman her sorunun cevabını verebilecek güçtedir…”.

YERİN KULAĞI VAR

CTP’NİN DEMOKRASİ ANLAYIŞI:
Geçtiğimiz haftanın bence en önemli olayı TDP’nin Kıbrıs konusundaki görüşmelerden dışlanmasıdır. UBP ile DP’nin demokrasi konusunda çok bir iddiası olmayabilir. Ancak CTP bu ülkenin demokrasi havarisi olduğu iddiasındadır. Hiç olmazsa CTP’den ve Sayın Yorgancıoğlu’ndan bir tepki bekledim. Ancak aynı olay 2 kez tekrar edildiği halde, o toplantılara TDP’siz katılmayı kabul ettiler. Gerçekten şaşkınım.

DAVUTOĞLU AĞIRLIĞINI KOYDU:
Ortak metin konusundaki gelişmeler gerçekten ilginçti. Haberlerin satır araları ise daha da ilginç. Rum basını bile Eroğlu ile Davutoğlu’nun tutumlarının arasında bir fark olduğuna işaret ediyor. Anastasiades’in diğer Rum liderlere “tetikte olun, gelişmeler olabilir” dediği haber veriliyor. Detayları halka çok da anlatılmayan kağıtları bilemediğimiz için derin yorumlar yapamıyoruz.  Ancak Davutoğlu’nun ziyareti Downer’ı havaalanından döndürecek bir ağırlıktaydı.

ŞARTNAME AÇIK:
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ahmet Kaşif, Geçitkale Havaalanı’nın yeniden ulaşıma açılması için çalışma başlattıklarını açıklamış ya, biz de inandık. Taşyapı İnşaat’la yapılan sözleşme gereği 25 yıl boyunca devletin hiçbir havaalanı işletme veya inşa etme hakkı olmadığını bilmiyor herhalde. İhale şartnamesinde bu madde dururken Geçitkale Havaalanı’nın yeniden işletmeye açılamayacağını bilmiyor mu Sayın Kaşif..?

ERCAN İHALESİ KRİZE DÖNÜŞEBİLİR:
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın Ercan Havaalanı ihalesinin iptal edileceği yönündeki açıklamaları, önce ihaleyi alan Taşyapı İnşaatta, ardından Ankara’da büyük rahatsızlık yaratıyormuş. Özellikle Ankara’nın, Serdar Denktaş’ın bu açıklamalarından oldukça rahatsız olduğu ve yakında bu konuda bir girişimde bulunacağı iddia ediliyor… 
ZÜĞÜRT DEVLET:
Taşkent Şehitlik Abidesi Projesi için Türkiye Cumhuriyeti Yardım Heyeti’nden 550 bin TL alınırken, devlet, projenin tamamlanması için gerekli olan 140 bin TL’lik kaynağı hala daha bulamamış. Sadece bu mu? Şu anda makamlarda oturma nedenleri olan, Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’a yapılması düşünülen anıt için bile para bulamayanlarda biraz onur olsa o koltuklarda bir gün dahi oturmamaları gerekir, ama nerede o yürek..? 140 bin liralık kredisi bile olmayan bir devlet…

SORUMLU KİM:
AKSA’nın ihmali AKSA’dan elektrik alan bölgelerin sakinlerini isyan ettiriyor. İddiaya göre, AKSA ile Kıb-Tek arasındaki bir frekans uyumsuzluğu neredeyse her akşam söz konusu bölgelerde elektrik kesintisine neden oluyor. Özellikle soğuk kış aylarında sıkça yaşanan bu sorunun  giderilmesi için AKSA’nın belli bir yatırım yapması gerektiği iddia ediliyor. Ürettiği elektriği hiçbir risk almadan ve istediği fiyattan devlete satan AKSA’dan niye hesap sorulamadığı ise anlaşılamıyor…

KAPATIN GİTSİN:
Ombudsman, Rahmetli Denktaş’ın ısrarlı girişimleriyle kuruldu. Bugüne kadar bekleneni veremedi. Aylardır bir başkanı dahi yok. Tarafsız, bağımsız ve donanımlı bir başkan mı bulunamıyor? Haydi bulundu diyelim, mevcut yasayla etkili olabilecek yetkileri yok. Bünyemize uygun mu derseniz, ondan  da emin değilim. Ama emin olduğum bir şey var; Eğer bu şekliyle kalacaksa, herkesin saygı duyduğu tarafsız bir başkan da atayamayacaksanız, kapatın gitsin!

ZİRVEDEKİLER
Mahmut Anayasa: Yıllardır önünden geçip gittiğimiz Ali dayımıza arkadaşlarıyla birlikte sahip çıktı. Tek gözlü evini tamir ettirdiler, elektrik bağladılar, yaşanacak bir hale getirdiler. Yüzlerce insanımız elinden ne geliyorsa, gönlünden ne kopuyorsa verdi. Yıllardır özlediğimiz toplumsal dayanışma geleneğimizin  yeniden canlandığına şahit olduk. Bu güzel duyguyu bize yaşatan Mahmut Anayasa ve Faika Arseven’e içten bir teşekkür.  Ama Ali dayımız yalnız ve artık kendi kendine bakabilecek durumda değil. Bugün yarın elden ayaktan düşebilecek durumda. Devlet niye üç kuruşluk da olsa bir yardım bağlamayı düşünmüyor? Bugüne kadar niye sosyal yardım bağlanılması hiç akla gelmedi? Oysa bu türden bir sosyal yardımı en çok hak edecek olan Ali dayımızdı. Bir kez daha buradan yetkilileri göreve çağırıyoruz.

DİPTEKİLER
Alacağına Sahip Çıkmayan Devlet: Kalkınma Bankası son 20 yılda 276 milyon 926 bin 879 dolar tutarında kredi kullandırmış, bunun sadece faiz dahil 154 milyon 691 bin 479 dolarlık kısmının tahsil edildiğini anlattı. Düşünün kar etmesi gereken banka, dağıttığı paranın faizini bile geri alamamış. O paranın ne kadarının yatırıma, ne kadarının şahsi lüks harcamalara gittiği belli değil. Durum, en basit ifadeyle, Kalkınma Bankası’nın kredi değil hibe dağıttığını gösteriyor. Kimin parasını kime?

Foto Gündem…

Ülkeyi etkisi altına alan fırtına ve soğuk hava hafta sonunun gelmesi ile yerini ılık ve güneşli bir havaya bırakırken, güneşi özleyen vatandaşlar güzel havanın tadını çıkardı