Röportaj

Hasan Güney dedemizi kaybettik


 Hasan dedemiz birkaç gün önce aramızdan ayrıldı. Ve bizlere anlattıklarıyla tarihe bir kez daha bir yastıkta 50 yıl farkındalığıyla not düştük. Hasan dedemiz gelecek nesillere bir miras bıraktı aslında. Haspolat’taki evine konuk etmişti bizi değerli Güney çifti. 85 yaşındaki Türkeli (Ayvasıl) doğumlu Pembe Güney ve 1927 Ayvasıl doğumlu eşi Hasan Güney çifti bizleri çok içten ve samimi bir şekilde karşılamıştı. Onlar da diğer çiftlerimiz gibi zor ve acılı yılları sırt sırta vererek geride bırakıp bu günlere mutlu ve sağlıklı bir biçimde gelmişlerdi. Ama ne yazık ki Hasan dedemizi kaybettik ve ona karşı son görevimizi yerine getirmek istiyoruz. Yıllar önce yaptığımız film tadındaki röportajımızı tekrardan yayınlamak istiyoruz.

Ali Atamer: Eskiden yaşadığınız köyde sosyal yaşam nasıldı?
P.G:
11 yaşında Denya köyüne gaçtık. Anneannem orda olduğundan oraya gittik. Suluk bahçalık bir yerdi. Guzu besler satardık. Çok fakirlik vardı. Benim hayatım ırgatçılığınan geçti. Arpa buğday biçmeye ya eşeklerinan ya da yayan giderdik. Akşama gadar çapa çekerdik, havuç yolardık, badadez toplardık. Bu işleri her gün yapardık.
H.G: Denya köyü davar yeriydi. Davar beklerdik. Herkesin işi oydu. Enginar, domates çıkarırdık. Ayrıca ağaçlık bahçalık bir köydü. Ne ekersan olurdu. Pancar darı ekerdik. Gençliğim çiftlikte geçti. Para pul yoğudu.1940’lardan bahsederim sana. Yarım şilin alırdık Şeher’e gider gezerdik. Çağlayan’a film izlemeye giderdik.
Ali Atamer: Birbirinizle tanışmanıza birçok çiftimizde olduğu gibi aile büyükleri mi aracı oldu?
P.G:
Görücülük usulü ile oldu ama çocukluktan beri birbirimizi tanır görürdük. Dünürcülük oldu ama bir günde iş bitti, nikah gıyıldı. Beni başkaları da istedi ama ben Hasan beyi görür, onu severdim.


Ali Atamer: Hasan bey sen neler hissediyordun Pembe Hanım karşı?
H.G:
Pembe hanaya çıkardı da saçlarımı tararken seyrederdi beni. Öyle başladı bizim hikayemiz. Ben babama dedim “bu gızı isterim”. Hatta başkasını isteyceklerdi bana ama ben istemedim. Bu sebepten dolayı ben gaçtım başka yere da işlerdim. Pembe çok güzeldi öyle peri kızları gibi saçları vardı. Nasıl beğenmeyim, nasıl almayım ben bu güzel hanımı? Hiç boşlamazdım gendini. Beraber davar beklerdik. Öyle öyle işi büyüttük.
Ali Atamer: Dünürcülük gecesi yaşanan adetler nelerdi?
P.G:
Gızcağazlar gaçardı giremezdi dünürcülük olduğunda eve. Beni evden yolladılar. Gandırdılar beni. Gönüller birbirine düştüydü zaten neylerdin dünürcülüğü ama adet idi yapıldı.
H.G: Babam verecek 10 dane koyun gız tarafına, gaynatam da oğlana 6 dane koyun. 10 lira da ağırlık istendi. Dünürcülükte bunlar konuşuldu.
Ali Atamer: Nikahınızı ne zaman ve nasıl kıydınız?
P.G:
1945’te nikahı gıydık. 13 ay nikahlı galdık. Bana nikahı kapının arkasında gıydılar. Muhtar üç kere sorardı geline eğer inanmazsaydı ki kapının arkasındaki saklı olan gelin değil saçlarına dokunarak anlardı doğru insan mı değil mi diye.
Ali Atamer: Nikahı kıyınca görüşüp-konuşma bakımından ferah ettiniz herhalde…
P.G:
Yok anacığım. Annem dikili koza ağacı gibi otur beklerdi nere gideceydik beraber.
H.G: Gaynatama şikayet ettim gızını yollaman beraber davar bekleylim hem görüşelim diye. Ondan sora başladık görüşmeye.
Ali Atamer: Eski düğünler neden gecelerce sürerdi?
H.G:
Sevgi saygı muhabbet vardı da ondan günlerce sürerdi. 1946’da evlendik. Misafirleri mumunan arardık. Te civar köylere gadar giderdik. Rumları da arardık düğüne. Pazartesinden gelirdi çalgıcılar, döplekçiler ve kör kemaneciler. Bir hafta sürerdi. Badadez kebapları, kolakaslar, koyunlar bazlanır yenilir içilirdi. Yedirir suvarırdık insanları. Çarşamba günü yüz yastığı yarışması olurdu. Gazanan yastığın içindeki parayı alırdı. Perşembe günü paydos olurdu. Kemaneciler da gaçardı. Herkes dinlenirdi. Cuma günü da hoca götürürdü gelininan güveyiyi eve kapatırdı kapıyı ve biterdi.
P.G: Düğün adetlerini hep yaptık. Ben gardaşımın evinden gelin çıktım. Yayan gittim goacamın evine. Telli duvaklı gelin oldum. Eskiden kuaförler olmadı için gelin onarıcı geldiydi Fatma gadın ya da Ayşe hanımdı gelin ederdi seni. Hususi gelin başlığı vardı gorlardı başına. Tel gorlardı. Kına gecesinde pembe, sabahtan da beyaz gelinliğimi geydim. Gelinliğimi gendim dokudum ipek böceğinden. Gelini meydanda gezdirirlerdi. Erkekler önde gadınlar arkada gezerlerdi. Denya’da gelenek-görenek böyleydi.
H.G: Çalgıcılar Fota’dan (Dağyolu) Zurnacı Yusuf Dayı, ince çalgıcılar da Memedali Tatlıyay ve Altıparmaklardı. Çarşamba sabahı bütün köylü ev ev dolaşır herkesten ne koparırlarsa… Yardım amaçlı gezer toplarlardı. Hatırlarım kadınlar çıkardı dışarı erkelerin eğlencesini görsün diye erkekler da gızar, bastonunan gadınlara vururlardı.
H.G: Pembe hanım kral gızı gibi görünürdü düğünde.
P.G: Eski zamanın usulleri daha güzeldi onun için kültürümüzü ben unutmam hep yaşatırım.


Ali Atamer: Peki savaş yılları…
P.G:
Rumlarınan gardaş gibiydik. Ama ne zaman ki EOKA’cılar çıktılar dağa, nice burasını Yunanistan yapacakmış diye gomşuluk ilişkileri bozuldu. Onların yüzünden göçmen olduk Denya’dan. Kapıdan dışarı çıkma yasağı vardı Türklere. Ben bir yolunu buldum bir köylünün arabasıynan 6 tane çocukla gaçtık. Çıplak yalın ayak sırtımızda bişey yok golay mı? 1963’e gadar çok eyiydi her şey. Ondan sonra çok çileler çektik.
Ali Atamer: Evlendiğinizde 70 yıla yakın bir yastığa baş koyacağınız aklınıza gelir miydi?
H.G:
Bir adam bir gadını çekemeyceksa ne alır madem. Kıskanç biriydim. Çalıştırmadım.
P.G: Eskiden daha çok kıskanırdı ama şimdi o gadar değil. Seven insan kıskanır. Ama gabahatı çok Hasanın. Eve bazen geç gelirdi sarhoş olurdu. Gızardım gendine
H.G: Gençtim napayım. Ne zamanki aldık arabayı da taksicilik yapardım giderdim meyhaneye içerdim. Şeher yuttu beni sana söyleyim. Haklıydı Pembe ama gençlikte olur böyle şeyler. Ben onu bunu bilmem 100 sene daha yaşasam gene Pembe Hanım’la evlenirim.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı