Önce Ulaştırma Bakanlığı’nın, ardından da Lefkoşa Türk Belediyesi’nin reklam tabelaları konusunda başlattığı girişimi alkışlamış, ancak direnişle karşılaşacağını da vurgulamıştık…
Aynen dediğimiz gibi oldu…
Belediye tabela fiyatlarını çıkarttı, kıyamet koptu…
Oysa tabela konusu, dünyanın her yerinde belediyelerin en büyük gelir kaynaklarından biri.
Bakın mesela, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin metrekare hesabıyla reklam vergisi fiyatları nasıl;
Caddelerde ışıklı, 70 TL, ışıksız 60 TL.
Bulvarlarda, ışıklı 40, ışıksız 90 TL.
Bina üstü reklam, 140 lira.
Bez afiş, 13 TL…
Dediğim gibi bunlar metrekare fiyatları. Toplanan geliri bir hesap eder misiniz?
Bir de LTB’nin fiyatlarına bakalım;
2 metrekareye kadar 150 TL,
5 metrekareye kadar 250 TL,
10 metrekareye kadar 350 TL,
20 metrekareye kadar tabelalardan 1000 TL,
20 metrekareyi aşan her bir reklam tabelasından ise + 100 TL…
“Burası Ankara değil” diyenleri duyar gibiyim. Kazanç, orada da kazanç, burada da kazanç. Yahu arkadaşlar, Belediyeler böyle diye diye gelirlerinden mahrum olmadılar mı? Bir yandan yandaşa kıyaklar, bir yandan işbilmezlik, vizyonsuzluk ve en kötüsü yine burada bile popülizm. Aman birilerinin ayağına basmayalım hikayesi…
Yok basılsın artık…
Bıktık usandık…
Çalışanlarını ödemekten başka bir şey yapamayan belediyeler, neredeyse hepsi batakta, giderlerini doğru dürüst hizmet bile alamayan vatandaş ödüyor, dünyada geçerli olan vergiler dahi toplanmıyor.
Bu işin bir yanı. Diğer yanı ise, kentlerin döndüğü cangıl hali…
Her isteyen kafasına göre istediği yere reklam, tabela, afiş asar durumda.
Kaldırımlarda tonlarca ağırlıkte, acaip büyüklükte tabelalar görgüsüzlüğümüzün simgesi…
Çirkinlik diz boyu.
Vergiyi alan belediye, bunu da disipline sokacak. Hem adam gibi vergi alındığında zaten sayı hızla düşecek…
Esnaf da şikayet etmesin. Eğer doğru dürüst hizmet istiyorsa, vergisini verecek.
Sayın Harmancı’yı destekleyelim ki, statüko ona da geri adım attırmasın. Ve bu da çağdaş belediyecilik için ilk adım olsun. Zira daha yapılacak o kadar gelir getirecek iş var ki…
EIDE DE ŞAŞIRDI
Anastasiadis’in bir kaç gün önce verdiği mülakata tepkiler sürüyor.
Biz de yorumlarken, şaşırdığımızı dile getirmiş, uluslararası aktörlerin Güney’in tutumuna dikkat etmeleri gerektiğini söylemiştik.
Çok geçmedi, Akıncı’dan sonra, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’den de tepki geldi.
Rum liderin “Tarafların mutabık kaldığı hususlar” diye sıraladıklarının arasında, kurucu devletlerin geçmişten kaynaklanmadığı, yeni anayasa ile varolacakları iddiası vardı.
Önceki gün kendisiyle görüşen Eide’ye gazeteciler bunu sordu. Eide’nin cevabı açıktı, “Herşey 11 Şubat mutabakatında olduğu gibi” dedi Eide ve şaşırdığını da söyledi…
Eğer bu kez ilgili taraflar gerçekten bir anlaşma istiyorlarsa, Rum seçimleri öncesi başlayan bu ikiyüzlülüğü deşifre etmeliler.
Aynen Eide’nin yaptığı gibi…
YERİN KULAĞI VAR
UZLAŞI YOK GİBİ:
Bakanlar Kurulu dün, su konusunda Türkiye ile varılan mutabakatı görüştü ancak, bir açıklama yapılmadı. Acaba, henüz topluma açıklanacak bir uzlaşı sağlanamadı mı? Kanımca, özellikle de CTP’nin su konusundaki tutumu, Bakanlar Kurulunda bir konsensusu önledi. İnşallah yeniden en başa dönmeyiz. Çünkü bazı CTP Parti Meclisi üyleri hala daha, “vesayet, teslimiyet” sloganlarına devam ediyorlar…
AT İMZAYI AL SUYU:
Su Komisyonu Başkanı Bektaş Göze, katıldığı bir tv programında, Anamur’dan Geçitköy barajına gelen suyun, “teknik nedenlerle” bir haftadır akmadığını açıkladı. Bu “teknik neden” bir rastlantı mı, yoksa imzalanmayan su protokolu mu? Gerçekten teknik bir sorun da olsa, artık kuşku duyuyoruz. Yoksa acaba, “suyu isterseniz, imzayı atın” baskısı mı bilmiyorum…
HER İSTEYEN OLSUN:
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan vatandaşlık baskısı. Erdoğan,"Vatandaşlıkları neden yapmıyorsunuz? Bu konuda adım atılması gerekir. Biz Türkiye olarak 2 milyon 500 bin Suriyeli'yi ülkeye kabul ettik. Neden siz vatandaş yapmıyorsunuz ki? Niçin vatandaşlıktan korkuyorsunuz" demiş. Bence yasayı masayı boşverelim, her isteyeni önüne ardına bakmadan vatandaş yapalım. Hatta Suriye’den de mülteci kabul edip, onları da vatandaş yapalım…
RUHUNA FATİHA:
Girne Beyaz Bölge Emirnamesi nihayet değişti. Kat sınırlaması, caddelerde on kattan 7’ye, ara sokaklarda 5’e düşürüldü. “Zararın neresinden dönülse kardır” diyoruz hep birlikte. Ancak daha sırada iki yüze yakın yapılacak olan on katlı bina varmış. Tabii bu arada birilerinin elde ettiği haksız kazanç da yeni bir adaletsizlik olarak kayda geçti. Bir ay önce milyonlar eden bir arsa, bugünden sonra yarı fiyatına gidecek. Bunun bedeli de asla ödenmeyecek. Bir bedel daha var ki, yapılan onca binayla kente getirilen olağanüstü yük, yaratılan kaos, giderek katlanacak. Girne artık kayıp bir kenttir, geri dönüşü yok. Bu saatten sonra yapılacak tek şey, öldürdüğümüz Girne’nin, ruhuna bir fatiha okumak olacaktır…
NİYE YAPMIYORSUNUZ:
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün,“39 Milletvekiliyle ve nerdeyse %75 tabana sahip bir hükümet, herşeyi yapabilir” demiş. Zaten aylardır biz de bunu söylüyoruz hep. Böylesi bir desteğe sahip hükümetin niye adım atamadığını. Bırakın yasa yapmayı, isteseniz Anayasayı bile değiştirebilirsiniz. Esas mesele, eğer bunun farkındaysanız, niye yapmıyorsunuz. Önemli olan niyettir. Niyetiniz varsa eğer, hade yapın o zaman, tutan mı var…
BRAVO LTB:
Lefkoşa Belediyesinin yıllardır uygulamadığı reklam tüzüğünü uygulamaya koyması esnafı kızdırmış. Belediyenin bu kararını, “kendi çıkarı için esnafın cebine el uzatmak” ile suçlayan esnaf ne kadar haklı. Yıllardır Lefkoşa’yı tebela çöplüğüne dönüştüren, yarattığı çevre kirliliği anlamakta zorlanıyorum. Esnafa göre istediği yere tabela koyacak ama iş parasını ödemeye gelince de bu, “esafın cebine el uzatmak” olacak. Keşke bu tüzük yıllar önce uygulansaydı. O zaman bu çirkin görüntüler hiç olmazdı…
ZİRVEDEKLER
Ferdi Sabit Soyer: “Anladık Güney’de seçim var ama, bu seçim nedeni ile iç kamuoyuna verilecek mesajların, esası, yani çözümü yadırgamamaktır. Eğer birbirimizden çözüm sürecinde var olan ve gidermeye çalıştığımız farklarımızı böyle yaftalamalarla ele alacaksak ortak değer oluşmaz…”.
DİPTEKİLER
Tahir Gökçebel: KTOEÖS Başkanı Gökçebel, hiç bir siyasinin, suyun bedava olmasını talep etmediğini söylüyor ve böylece, sosyal devletten ve de hukuk devletinden çıkıldığını iddia ediyor. Bu iklim değişikliğinde suyun bedava olması bir kere akıl işi değil, kendi ülkenizin suyu da olsa. Kaldı ki bu su, bu ülkeye, tek kuruş harcamadan üstüne konduğumuz, 1,6 milyarlık bir yatırımla geldi. Gökçebel’inki, gelmesine para ödemedik, işletmesine de, kullanımına da ödemeyelim mantığı. Vallahi merak ediyorum, neyin kafası bu..?
































