Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HANGİ YÜREK AŞKA TESLİM OLMAZ

Şairler  gece çalışır.

Gazeteciler de öyle.

Gecenin sesini dinleme keyfini çok az şeye değişirim.

Üstelik ben evcimen ve ilk akşamdan teslim olanım.

Uyku düzenim değişti.

Gün atlamasını geçmiyorum artık.

Dışarıdaysam cep telefonundan evdeysem ipad’den  birinci sayfaya bakarım.

Arkadaşlarla son konuşmaları yaparım.

Son cümlede göz kapaklarıma yenik düşerim adeta.

İkinci fasıl sms ile başlar.

Bugüne kadar binlerce kez sms  gönderdim.

Binlercesine sms aldım.

Kimse kızmasın ama sabaha yakın 4:30 gibi gelen mesaj kadar hiçbiri mutlu etmedi beni.

  • “3:20’de baskıya girdik, 4:25’te bitti. 4:30’da dağıtım başladı…”

 

İlk uçağı düşünürüm.

05:30 Ercan-İstanbul.

TK01 olur kodu.

Türk Hava Yolları ilk yolcuları İstanbul’a taşır. Oradan da dünyanın dört bir tarafına dağılırlar.

Aktarmalı seferlere yetişecek olan uçaktır bu.

Ve o uçakta, sabahın ilk mahmurluğuyla Havadis okuyanları düşlerim.

Az sonra sessizliği yırtan gümbürtüyle havalanacak olan THY uçağını bekleyerek.

İlk müjdeli haberi havaalanından almıştık.

04:45’te, stantta yerini alan Havadis,  yolcuların en çok ilgisine mahzar olan gazete olmayı ilk orada yakaladı.

Bu yüzden TK01 ilk göz ağrımdır. (Kimse darılmasın)

 

 

***

 

Gün dönünce ve feslikanlar ile yaseminlerin kokusu geceye bulaşınca tüm gerçekler teslim olur ve doğa devralır insanı.

Şairler  gece çalışır, gazeteciler de ve aslında gündüze ilişkin en şer planları yapanlar da ayaktadır.

Merak ederim gün dönünce ve geceye feslikan ile yasemin kokusu karışınca, kuzey yıldızı bir fanoz gibi gözkyüzüne asılınca, yerlerin ve göklerin kraliçesi, soğuk ve iffetli Ay, en güzel haliyle görününce hangi yürek kötülük için çarpabilir ki?

Hangi yürek aşka teslim olamaz?

 

 

***

Mayısın ikinci pazarı garip  ürpertiler yaratır bende.

Uzun zaman düşündüm.

Terazi ile akrep arasında gelgitlerim kaldı geride.

Her çocuk doğum hikayesi ile vardır.

Ve bu rastlantısal olay teslim alır tüm yaşamı.

5 barikat geçtik.

2 kadın, bir şoför.

Kadınlardan biri çarşaflıydı, biri sancı çekmekteydi.

Şoför hayatının en büyük korkularını yaşamaktaydı, geride bıraktığı yarım düzine çocuğunu düşünerek.

Gün dönümüydü ve eminim etrafta feslikan ile yasemin kokuları vardı.

Fakat, elleri tetikte barikatlarda nöbet bekleyenler eminim kan kokusundan başka bir şeyin farkında değillerdi.

Bir şafak vakti girdik Mağusa’ya.

Kale içinin tarihi taşları eşlik etti bize.

Bir daha şafak vakti gözlerimi açmadım Kale içinde.

Ağlamadım da.

Nazım gibi “geriye dönmeyi sevmem” de demedim.

Gerçi aslıma dönme arzusu deli ediyor beni şu sıralar.

Gecenin sessizliğini dinliyorum.

Sabahın kokusunu ciğerlerime dolduruyorum.

Kuzey yıldızı ve göklerin kraliçesi eşlik ediyor bana.

Delice sevdiği Desdemona’nın bedenine kılıcını saplamadan önce Roma’nın şatafatlı general üniformasını çıkarıp Afrika’dan geldiği kabilenin urbalarını giyen ve aslına dönen Othello gibi hissediyorum kendimi.

Kalleşlikle mertliğin at başı yarıştığı bu ülkede köklerimle hayata tutunuyorum sadece.

İşte ilk uçak havalanıyor.

İçinde, Havadis okunuyor olduğunu bilmenin mutluluğuyla başımı yastığa koyuyorum yeniden…