Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HAMASETİN BEDELİNİ ÖDÜYORUZ…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’yi 90 milyon Euro tazminat cezasına çarptırmasının yankıları geniş oldu.
Rum tarafında sevinç çığlıkları arasında “yetmez daha fazla olmalı” haykırışları, Türk tarafında ise derin bir hayal kırıklığı var. Hayal kırıklığı ve öfke. “Biz bu kararı tanımayız” tavrı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üyeliği yapmış yargıç Rıza Türmen “Türkiye’nin kararı tanımama gibi bir durumu olamaz” diyor. Türmen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan Türkiye’nin mahkemenin verdiği kararları da uygulamakla yükümlü olduğunu belirtiyor. 90 milyonun ödenmemesi halinde ise faizleriyle birlikte artacağını belirtiyor.
Kararın teknik yönü budur. Türkiye, kendisini dava eden Kıbrıs Cumhuriyeti’ne 90 milyon Euro ödeyecek, Kıbrıs Cumhuriyeti de kararda adı geçen taraflara yani Karpaz’da yaşayan Rumlara ve 1974’te kaybolanların yakınlarına bu parayı bölüştürecek.
Peki bu kararın siyasi yönü nedir?
Rumlar söz konusu davayı 1994 yılında açtılar.
1994 yılında Türkiye’ye hakim olan anlayış fetihçi anlayıştı.
Bu fetihçi anlayış Kıbrıs’ta her türlü müzakere pozisyonunu reddediyor, 1974 sonrası oluşturulan düzene dokundurmuyor ve dolayısı ile AİHM kararlarını da takmıyordu.
Dolayısı ile bu mahkemede savunma bile yapılmamıştır.
Tıpkı ABAD kararları ve benzeri davalarda yapılmadığı gibi.
Aynı anlayış Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kendi devletlerine açtıkları davalara karşı da kayıtsızdı.
Türkiye’de yönetim değişikliği ile birlikte bu anlayış terk edildi.
AİHM kararlarına uyulmaya başlandı.
En önemlisi AİHM’e gidip savunma verilmeye başlandı.
Bu da birçok davayı pozitif bir şekilde etkiledi.
Bu karardan çıkan siyasi sonuç nedir?
Eğer Kıbrıs sorunu bir an önce anlaşmalı bir şekilde çözülmezse bu tür komplike davalar ve kararlarla daha çok uğraşacağız.
Çünkü Kıbrıs sorunu denilen şey aslında bu davalara konu olan olayların toplamıdır.
Ve bu davalar ancak bir uzlaşmayla ortadan kaldırılabilir.

      ***

“Evlerinden edilen ve toplu mezarlarda öldürülen Kıbrıslı Türkler ne olacak?”
Bu soruyu soranlar son derece haklıdırlar.
Kıbrıslı Türklerin de 1963 sonrası zaman diliminde yüzlerce kaybı vardır.
Rum silahlı çetelerinin saldırısı sonucu Kıbrıslı Türkler birçok köy ve kasabadan kaçmak zorunda kalmışlar, canlarını kurtarmışlar ama evlerinden ve mallarından olmuşlardı.
Peki bugüne kadar niye Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine AİHM’de bir dava açılmadı?
Kıbrıs sorununda izlenen fetihçi ve hamasetçi politikaların Kıbrıs Türkü’ne birçok zararı oldu.
Bence en büyük zararı tam da bu noktadadır.
Canıyla ve malıyla ödenmiş bir haklılık hamasetçilerin ve kasaba politikacılarının kurdukları düzene heba edilmiştir.
Şimdi de onun bedelini ödüyoruz.
Daha da ödeyeceğimizden başka…