Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Halkı en iyi kim temsil eder?..

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iyiden iyiye kızıştığı bu günlerde adayların fikirleri, diğer adaylarla ilgili söyledikleri, sürecin hiç de temiz geçmeyeceği yönünde işaretler veriyor…

Aslında ülkede öyle bir yapı oluştu ki, seçmen adayın fikirlerinden çok, rakiplerin birbirleriyle ilgili söylediklerine önem veriyor, hatta oy şeklini buna göre belirliyor. Ve teknolojinin getirdiği imkanlarla, birbirlerinin yüzlerine karşı söyleyemediklerini, kurdukları sosyal paylaşım sitelerinde pervasızca paylaşıp, kendilerince önemli bir görev yaptıklarını sanıyorlar. Artık yarışın önemli bir kısmı sosyal medya üzerinden yapılıyor.
Örneğin adaylardan birisi ile ilgili bir haber veya fotoğrafın paylaşıldığı sosyal medyada, kimlerin bunu “like” yaptığı, diğer bir başka aday taraftarları tarafından takip edilip, söz konusu kişiyle ilgili girişimlerde bulunuluyor. Örneğini verdiğim bu konuda ciddi duyumlar alıyorum. Herhangi bir adayın bir sözünü beğenmeniz, seçimlerde o adaya oy vereceğiniz anlamına gelmese bile, kurulan ekipler sizi hemen takibe alarak, tehdide varan saldırılar yapıyormuş…
Evet, 19 Nisan’da yapılacak seçimler, seçeceğimiz kişi çok önemlidir. Yıllardır yaptığımız yanlış seçimlerle toplum olarak neler kaybettiğimizi anlatmama gerek yok. Ancak bu seçimlerin, “vatanı satanlar ile vatanı kurtaranlar” arasında olmayacağını bilmek gerek. Ne kimsenin vatan satmaya niyeti var, ne de vatanın kurtarılmaya ihtiyacı… Bunlar sadece eskimiş, köhnemiş adam kandırma yöntemleri. Aksine bu söylemleri ileri götürmek, hem o adaylara karşı, hem de ona oy veren seçmenlere karşı yapılabilecek en büyük ve saygısızlık…
Daha düne kadar “masada harita var” diyen, ancak bu iddiasından çark ederek, “ben masada harita var demedim” diyen bir aday, son günlerde gezdiği bölgelerde, Rumların talep ettiği yerleri sıralayıp, yok dediği haritadan bahsetmeye başladı. İnsanların “göç” korkusunu istismar ederek, bu korkularından kendisine siyasi rant sağlamaya çalışmakta… “Sizi bu tehlikeden sadece ben korurum” havası yaratarak, diğer başka bir adayın kazanması halinde, insanların yerlerinden, yurtlarından edilip, yeniden göçe zorlanacağını söylüyor… Tıpkı 2010 seçimlerindeki gibi, aslında hiçbir şey söylemeden, içi boş “vatan, millet” söylemleriyle bu seçim sürecini götürmeye çalışacak…
Söyleyin Allah aşkına, Kudret Özersay mı, Mustafa Akıncı mı, yoksa Sibel Siber mi kendi halkını satacak..? İçinizden buna gerçekten inanan var mı..?
Hatırlayınız, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Mehmet Ali Talat’a karşı aynı politik söylemi sürdürmüş ve özellikle de sağ kesimde, “Talat kazanırsa bizi Rum’a satar” korkusunu yerleştirmeyi başarmıştı. 5 yıl sonra yine aynı senaryo ile toplumun karşısına geçmiş, kendi yarattığı korkularla, rakiplerine karşı sarf ettiği, “acemi, Kıbrıs konusunu bilmez, eline verdikleri kağıtları okur, partisini batıran ve kaçıp giden başkan” gibi, tamamen bel altı söylemlerle rakiplerini kendince karalayıp kendisine avantaj sağlamaya çalışmakta…
Bu halk 40 yıldır kimin ne yaptığını, çok iyi biliyor. Kimin bu halkı en iyi temsil edeceğini ise birilerinden öğrenmeye hiç niyeti yok. O tecrübenin, 40 yıl sonra bizi nerelere getirdiğini ise yaşayarak görüyoruz…

YERİN KULAĞI VAR
NE DEMEK İSTEDİ: Yunanistan’ın yeni Başbakanı Tsipras, ülke sınırları dışındaki tüm askerlerini geri çekeceğini söylüyor. Merak ettik şimdi, acaba 1960 Garanti Antlaşması’yla adada bulunan askerler de buna dahil mi? Ya da daha sonradan getirdikleri..?
HER YOL MÜBAH: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Eroğlu’na destek vereceğini açıklayan ancak, parti tabanlarına bunu kabul ettiremeyen UBP ve DP tam bir telaş içerisinde. Eroğlu’na oy vermeyeceğini açıklayan birçok UBP ve DP’linin diğer adaylara yönelmesi, UBP ve DP liderliğinin yanı sıra Derviş Eroğlu’nun da kara kara düşündürüyor. Küskünleri barıştırmak, kaçan oyları tekrardan kazanmak için, her türlü yola başvuran Eroğlu ekibinin, kalabalıkları toplayarak yaptığı gövde gösterileri de pek bir işe yaramamış görünüyor…
SÖZ NAMUSTUR: Bizde bugüne kadar iktidara gelen tüm partilerin seçimler öncesi verdikleri vaatleri bir hatırlayın. Ama bu vaatlerin hiçbiri seçimlerden sonra hayata geçirilmiyor. Söylenenler sadece sözde kalıyor. Ama Yunanistan’daki yeni hükümet, ilk icraat olarak tüm özelleştirmelerin durdurulduğunu açıkladı. Demek ki, hem söyleyip, hem de söylediklerini yapabilen siyasetçiler de varmış. Nerede bizde böyle babayiğit siyasetçi…
KIRDAĞ ORTALARDA YOK: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en renkli adayı olacağını düşündüğüm Arif Salih Kırdağ, ne hikmetse bu aralar ortada pek görünmüyor. Yerel seçimlerde, “Bu da mı Gol Değil” klibiyle inanılmaz bir ilgi ve gören Kırdağ, bu kez oldukça sessiz kalıyor. Diğer adayların köy köy gezdiği bu süreçte, acaba Kırdağ’ınki fırtına öncesi sessizlik mi dersiniz…
ÖRNEK KKTC: CTP Milletvekili Birikim Özgür, KKTC’nin Yunanistan’ı değil, Yunanistan’ın KKTC’yi model olarak değerlendirmesinin çok daha uygun olacağını iddia etmiş. Bizim ekonomimizi mi, yoksa kokuşmuş siyasi sistemimizi mi örnek alacaklar. Hepsini geçtim, en önemlisi, Yunanistan’ın başı her sıkıştığında yardımına koşacak, eli dara düştü mü para verecek, Türkiye gibi bir hamisi yok ki… Şaka bir yana, Özgür, tasarruftan söz ediyor. Ama sanırım Yunanistan baştan aşağı tasarruf yapsa, o borcu ödeyemez. Üstelik de halkın ödemeye niyeti yok.
DIŞİŞLERİ’NDE PAPANDREU EKOLÜ: Yeni Yunan Hükümeti’nin Dışişleri Bakanı akademisyen Nikos Kotzias, geçmişte, Papandreu’nun yakın çalışma arkadaşlarından. Kıbrıs konusunda da çalışmaları bulunan Kaotzias, Parti Başkanı Tsipras’ın “yurtsever” söylemlerinin arkasındaki kişi olarak da biliniyor…

ZİRVEDEKİLER
Espen Barth Eide: Bir Rum gazetecinin “Kıbrıs’ı Türkler işgal etti niye onları suçlamıyorsunuz?” sorusu üzerine, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide, “Bu sizin tarih anlayışınızla ilgili. Siz sorunun tarihini bir yerden başlatırsınız, onlar başka bir yerden. Bu durum Adem ve Havva’ya kadar uzanır. Geçmişe değil, gelecekte bu sorunun nasıl çözüleceğine odaklanmalıyız” yanıtı verdi. Korkarım Eide de kısa sürede, Rumlar tarafından lanetlenen temsilciler arasında yerini alacak…

DİPTEKİLER
Syriza Kahramanlığı: Syriza’nın Yunanistan’ın dış borçlarını ödememek için, ulusalcılığı öne çıkartması, bir de bunu solculuk adına yapıyor görünmesi, bizim buralarda da aynı mantaliteyi harekete geçirdi. “Bize de Syriza Lazım” diyenler var. Onlara göre, AB-IMF-Dünya Bankası neyse, Türkiye de o… Yine aynen Tsipras’ın yaptığı gibi, paraları alıp harcarken sorun yoktu. Şimdi iş ödemeye gelince, devrimci ayakları…