Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HALKI “ÇÖZÜM İSTEYENLER VE İSTEMEYENLER” DİYE İKİYE AYIRANLARDIR ÇÖZÜMÜ SABOTE EDENLER!

 

Kıbrıs Türk halkını gargaraya getiren bazı kesimler siyasi sorundan nemalanmak üzere oluşturdukları politikalarını,  “çözüm isteyenlerle-çözüm istemeyenler”  ikilemine mahkûm ettiler ki  kırk yıldır aynı gazeli okuyorlar!
Oysa çok da iyi  biliyorlar:  Bu ülkede çözüm istemeyen tek kişi yoktur.  Fakat  “nasıl olursa olsun,  yeter ki çözüm olsun”  diyen tek kişi de yoktur! 
Fakat ille de  “siyasi sorunu”  çözme şampiyonluğunu kimseye kaptırmak istemeyen bazı “kesimler” ikide birde  “çözüm istemeyenler”  lafını ortalara atıp, ne kadar  barışçı ve  çözümden yana olduklarını  hatırlatıyorlar ki   “imtiyazlı siyaset”   argümanın tekelini ellerinden  kaçırmasınlar!  Çünkü bir kez,   o  her devrede tepe tepe kullandıkları  “çözüm silahı” ellerinden kayarsa,  biliyorlar ki sittin senedir alnı şaklarına lök gibi oturmuş  “yönetim başarısızlıklarını”   asla kamufle edemeyeceklerdir! 
Tabi ekleyelim:   Konu  “yönetim ve yönetilenler”  gerçeğine tosladıkta,  biline ki bir  “aldatanlar vardır bir de aldananlar!” 
NİTEKİM GENE BAŞLADILAR ALDATMAYA:  Müzakereler başlayalı beridir bugüne kadar tek bir sorununun üstesinden gelip de  “icraat”  adına elle tutulur başarısı görünmeyen  “koalisyon hükümeti”  çok doğal olarak memleketin sosyo -ekonomik sorun ve açmazları ile değil;  henüz iki üç kez  tarafların bir araya gelip, “usulü” tartışmaktan öte gidemedikleri siyasi sorun üzerinden  “halka mesaj”  vermeyi yeğliyorlar.  Ve yine o klasik softa şaşırtmasına sığınıyorlar:  “Çözüm isteyenler,  çözüm istemeyenler!”  Çözüm isteyenler Başbakan Yorgancıoğlu önderliğinde CTP-BG istemeyenler DP-UG!  Eğer genele yayarsanız  kendilerine  “sol etiketi”  takanlar  çözüm yanlısı,  dışında kim varsa  “çözüm karşıtı!” 
Çözüm dediğiniz de ya hey!  Önce Anastasiadis’in tek ada egemenliğini kabul ettiler ama şimdi bir türlü “Kuzey’in kendi içindeki egemenliğinin nasıl ve nice olacağının” kapısını bile arayamadılar çünkü Rum liderliği bunu görüşmek için önce  “Kuzey’e yeniden nasıl döneceğini,  kaç kişi ile ve  hangi topraklara sahiplikte döneceğini konuşmak istiyor ki  “Türk’e lütfedeceği egemenliğin oranı meydana çıksın!”
Haa,  Rum’un bu stratejini anladıkları için söyleyip   kuşkularını ortaya koyanlar  “çözüm karşıtı olmaktalar”  fakat   “yeter ki çözüm olsun”  diyenler barış timsali olarak neredeyse heykellerinin dikilmesini de isteyecekler!  Buna karşın hatırlatalım.  Güney’de Kıbrıs siyasi sorununa yönelik görüş ayrılığı nedeniyle  koalisyon hükümeti sallanıyor! 
BU MADALYONUN BİR YÜZÜDÜR:  Öteki yüzüne gelince.  Koro halinde ve  “İstiklal marşı”  esamesinde her sabah  “çözüm oldukta” diye bayrağı göndere çektikten sonra,  başlanıyor nutuklar atılmaya: 
Çözüm oldukta ekonomi gelişecek…
Çözüm oldukta turizm patlayacak…
Çözüm oldukta ambargolar kalkacağından dünyalı olacak,  uçaklarımız dört bir yana uçarken gemilerimizin dünyada uğramayacağı liman kalmayacak…
Çözüm oldukta işsizlik bitecek…
Çözüm oldukta sağlık afiyet olacak,  herkesin cebi para dolacak…  Vesaire…
PEKALA ÇÖZÜM OLMAZSA!    Kimse düşünmek istemiyor çünkü bir gerçek varsa  Kıbrıs Türk halkı çözümle o kadar doldurulmuştur ki   kafasında “çözümsüzlüğü kaldıracak”  tek milimlik bir boşluk kalmamıştır… 
Dolayısıyla 2. Cumhurbaşkanı Talat’ın son beyanatını önemsiyorum:  Diyor ki  Talat,  “Müzakereler konusunda umutlu olalım,  süreci destekleyelim.  Ancak her şey oldubitti havasına girip yeni bir hayal kırıklığı yaşamayalım.  Telafisi zor olur…”
Akıl yolu birdir diyorum ve ekliyorum:  Hem Hükümetin hem de Kıbrıs Türk halkının hemen her kesiminin çözüm olacakmış gibi değil,  çözüm olmayacakmış gibi  çalışması ve strateji belirlemesi gerekir ki  Kıbrıs Cumhuriyetinde,  Annan Planı’nda olduğu gibi yeniden hüsrana uğrayıp yıkılmayalım!     

**********   

     KOALİSYON HÜKÜMETİ İÇİN ASIL ÖNEMLİ OLAN
Yerel Seçimlerin kokusu  önce   “Koalisyon”  hükümetinden çıktı…     DP-UG’nin  Yerel seçimlerde UBP ile işbirliği yapacağı haberleri  karşısında “Yorgancıoğlu’lu  CTP-BG  tepki göstererek  “bu işbirliği etik değildir”  dedi!
Niçin değilmiş?  Çünkü ortada bir hükümet varmış,  bu hükümet eğer seçimlerde kalkar da bir muhalefet partisi ile işbirliği yaparsa etik olmazmış.  Dolayısıyla kabul edilemezmiş…
Bu “etik” kelimesi dilimize pelesenk oldu!   Telaffuzunun kolaylığından mıdır  yoksa  “ahlâki”  olması nedeniyle  “aklık ve  paklığı”  vurguladığından mıdır bilinmez   çok sevdik.  Hatta  “kanunlardan da çok!” 
MESELA:  Siyasi partiler için  “seçimlerdeki parasal harcamalarını”   kanun gereği de olsa Yüksek Mahkemeye bildirmeye hiç gerek yoktur…  Çünkü onlar bilirler ki  “etik yönden o kadar etiktirler ki  hesabını veremeyecekleri tek bir kuruşun  bile şaibelisi değillerdir!” Dolayısıyla geçin kanunları,  bakın etiğe!  Ne diyor o?             Koalisyon hükümeti  süresince ortakların itişip kakışması,  hiçbir konuda anlaşamaması önemli değildir…  Yeter ki hükümet bozulmasın!     Fakat gül gibi geçinip giderken ortaklardan birisinin cıvıklık yaparak  “ben yerel seçimlerde falan parti ile işbirliği yapacağım”  demesi kabul edilemez çünkü etik değildir!
Koalisyon hükümeti süresince siyasi sorundan ekonomik sorunlara,  geçicilerin durdurulmalarından yeni istihdamlara kadar  “ortakların”  anlaşamaması önemli değildir!  Yeter ki hükümet bozulmasın!
Fakat ortaklardan birinin yerel seçimlerde bir başka çiçekten bal almak amacıyla yuvadan uçmaya karar vermesi hem etik değildir hem de ayrılığa kadar varacak kabul edilemez bir ihanettir!
Koalisyon hükümetinde ortaklardan birisinin Sol’a diğerinin Sağ’a çekip koşması,  biri sol gösterip sağ vururken diğerinin sağ gösterip sol’u tarif etmesi önemli değildir.  Yeter ki hükümet yürüye!
Fakat  Ortaklardan sağ’da olanının kendisi gibi sağda olan bir  başka siyasi parti ile  yerel seçimlerden daha güçlü çıkmak için  iş birliğine soyunması  etik değildir,  kabul edilmez!
VESSELAM’I KELAM:  Halka verilen sözlerin yerine getirilememesi,   hatta ekonomik dolayısıyla sosyal vaziyetlerin gitgide bozulması Koalisyon Hükümeti için  “tartışılması,  kafa kafaya vurup sorunların üstesinden gelinmesi çok da önemli değildir ama yerel seçimlerde birbirlerine madik atmaları çok önemli ve asla kabul edilemezdir!”          

    **********     

  KISACA TAKILDIĞIMIZ:  (HÜKÜMET HEM VAR HEM YOK!)
Bu Anavatan’la Yavruvatan da hiç uzlaşamadı!  Mesela şimdilerde bir oraya bakın bir de KKTC’ye…  Orada  tüm karabasanı ile  devletin üzerine serilmiş  Erdoğan’lı otorite  “kanun”  esamesine dönüşmüş;  bizde ise hükümet elindeki kanunlarla yetkileri ona buna ulufe gibi dağıtıp cascavlak kalmış! Hadi gelin bazılarını hatırlayıp görelim:
Bakarsınız ansızın üç beş kişi çıkmış meydana  “özelleştirme falan yapamazsınız”  diye meydan okuyor…    “Verin biz çalışanlara,  biz yönetelim diyor!” 
Hükümet bu ya prestiji var!  “Hepsi olmaz,  sadece tahsilatlar için  olur”  diyor…  Ve veriyor yetkiyi Kıb-Tek’e,  Kıb-Tek de başlıyor önüne gelenin elektriğini kesmeye!  Sanırsınız Timulenk’in fili  çarşıya düşmüş kıyıp kırıp gidiyor!
Bakarsınız ansızın Lefkoşa Belediye Sendikası  “siz yönetemiyorsunuz verin biz yönetelim”  diyor.  Hükümet bu ya prestiji var!  “Veremeyiz ama hakkı aliniz de var”  diyor!  Ve Lefkoşa   bir boğuluyor zibilliklere  bir daha kurtulmamak üzere!
Bakarsanız ansızın bir adam fırlar ortaya:  “Sittin senedir siz memleketin futbolunu dünyalı yapamadınız,  ben yapacağım”  demekte…
Ve Hükümet sadece sormakta:  Nasıl yapacaksın?   KOP’a bağlanacağız  olacağız hem FIFA’lı hem UEFA’lı.  Ne kolay! 
Bakarsınız ansızın birileri çıkmış ortalara  diyor ki “siz sittin senedir bu trafik sorununu çözemediniz işte çözüm:  “Araç sigortası çıkartanlara peşin peşin kaza yapmasa da basarız cezayı  kaparız cebindeki parayı aklı başına gelir!”
Hükümet  de der ki nasıl aklıma gelmedi bu tedbir!
Bakarsınız çıkar birileri ve der ki  “maaşı çok olanların cebindekileri alalım, verelim az maaş alanlara!”  Böyle böyle sosyal adalet sağlayalım!
Hükümetin hazır tarafı, yeter ki hazineye halel gelmesin! Hele “beni yiyeceklerine birbirlerini yesinler” hesaplarında kendi  yükümlülüklerini de  başkalarının kamburuna yığdıktan sonra,  değil KKTC’yi İmparatorluk bile idare ederler…      
KISACA:  Hükümet varrr, hem yokkk…