Uzun zaman oldu: Ne çevremde sohbet ettiğim insanlar ne sürekli izleyip okuduğum medya haberlerinde hiç “çözüm” kelimesi işitip görmedim!
Bunu hatırladığımda doğrusu hem şaşırdım hem korktum! Çünkü “çözümsüzlük” ne ezelden geldi ebede kadar yaşatılacak bir Leyla’dır ne de Allah tarafından alnımıza yazılmış kaderimiz!
KALDI Kİ eğer bugün dünyalar kadar sorunların tutsağı durumuna düşmüş, gitgide ve beterince dirlik düzenimizi kaybetmiş, çocuklarımızın gençlerimizin istikballeri kararıp karanlıklaşmış, dünya devleti olamamış, tüm bu nedenlerden dolayı sosyoekonomik krizler tutsağı bir ülke olmuşsak; büyük nedeni siyasi çözümsüzlüktür!
BU ÇOK YALIN gerçeği bildiğimiz halde, “çözüme” bu kadar bigane kalmamız ve sanki çok olağan bir dünya Devletiymişiz gibi düşünüp öylece yaşamaya çalışmamızın hikmetini anlamakta çok zorlanıyorum!
Kİ GÜNEY’e göz ucuyla bile baksanız Rum liderliğinin Kıbrıs siyasi sorununu gündemden düşürmediğini, şimdi de Kuzey’e nasıl ve hangi Alicengiz oyunuyla dönerek yeniden ve tabi resmen içimizde komşularımız olarak kalıcılığıyla yaşamak için plan program yaptıklarını görürsünüz.. Tüm çabası uzun vadede de olsa Kıbrıs’ı yutmak tabi!
DOĞRUSU ben bu gelişmelerden korkuyorum! Çünkü biz şu Kuzey topraklarında (artık yazıp söylemekten bıkıp usansak da) hâlâ sata sava harcayarak.. Rantın hırsızlığın dik alasında, rezilliğe ve hırsızlığa dönüştüğü için “kanunsuzluklar” olarak mahkemeler yollarına düşen Rum malları ile oynarken… İşte Rumlar Kuzey’deki bu “mülklerine” yeniden dönmenin planlarını yapıyorlar!
BAKIN “Barış Harekâtı” bir “oldu bitti” değildi! Öncelikle gerçekleşmesi kaçınılmazdı.. Aksi halde ya Rumun kıyımı nedeniyle adayı terk edecektik yada esiri olacaktık!
EVET Barış Harekâtı bu büyük faciayı önledi! Fakat o dönemin İngiltere Dış İşleri Bakanı Gallaghan’ın da 2. Barış Harekâtı başlamadan önce Cenevre’de tüm tarafların katılımı ile yapılan zirve toplantısında Türkiye Dışişleri Bakanı Turan Güneş’e söylediğince, “bugün Kıbrıs ordunuzun esiridir ancak yarın ordunuz adanın esiri olacaktır” sözüne nazire… Evet Kuzey’deki Türk halkı tutun ki Kıbrıs’ta “çözümsüzlüğün esiri” oldu! ***
ÇÖZÜM AKLIMIZIN UCUNDAN BİLE GEÇMİYOR! Bir Hükümet dağılırken hemen öteki kuruluyor! DAHA koltuğunu ısıtmadan bir başbakan giderken, yerine hemen hazırda bekleyeni geliyor! SEÇİMİN biri bitmeden ötekine hazırlık yapılıyor!
KURUMLAR dökülürken KIB-TEK gibi olanları devlet içinde Devlet gibi davranıyor, şaibe ve töhmetlerden kurtulamıyor
EMRULLAH TURANLI Beyefendi gibileri köşe başlarını tutmuş memleketin kaymağını yeyiyor, memleket dediğinizin Hükümetleri ise memur maaşlarını ödemek için Lefkoşa Ankara yolunda git gel, gel git terliyor!
KANUNUN savunucuları avukatlar deveyi hörgücü ile ham yaparken, Rum malları al sat, sat al ranta dönüşüyor!
ÜLKE dünyanın ta öte ucu Avusralya’lardan bile gelen esrar satılacılarının, kara para aklayıcılarının, dolandırıcıların, bahisçilerin sere serpe açıktan ve ayan beyan atlarını oynattıkları her türlü pis işlerini yürüttükleri mekânları olmuş… Bizse hâlâ yeni ders yılına başlayan okulların yetersizliklerinden, Belediyelerin birleştirilmelerinden, kısaca bozuk düzenlerden söz ediyoruz! ***
NEREYE KADAR AMA: Memleket bir baştan başa şantiyeye döndü. Evet imar iskân işleri en kârlı yatırımlardan biridir. En azından her zaman paraya tahvil edilecek her zaman değerinin üzerinde değer kazanacak bir sektör..
FAKAT hangi “vatanın topraklarında?
KİMİN arazilerinde, kimin malında?
HANGİ hak ve salâhiyetle?…
UZAR gider… Yine de evet, artık bu adada hem kalıcı çözümü konuşmalıyız hem de kaçınmamızın mümkün olmadığınca, Rum-Türk mülklerinin gerçekleştirilmesi gereken “mahsuplaşmasını” da yaparak Kuzey’in kesinlikle tümden tapusunu üzerimize yazdırmalıyız!
KISACA artık bu adada “yama” değil, “sahip” olmalıyız..
***
KISACA TAKILDIĞIM: Mağusa Belediye çalışanları ile Başkanlık nihayet uzlaşıya vardılar ki bir haftayı aşkın süredir toplanamayan çöpler toplanmaya başlandı.. Olay, “parasızlık! Eskiden biz “züğürtlük” derdik! Çok uzun süredir Belediyelerde bazı istihdamlar partizanca da olsa “zamanında ödenemeyen çalışanlar sorunları” vardır!
ŞİMDİ Belediyeleri birleştirdiler ya! Bu ödemeler dengesi iyiden iyiye bozulacak hatta imkânsızlaşacak!
BUNA karşın maşallah ve de Allah artırsın yine de “Başkanlığına” taliplisi çok! SAYIN adaylara bir tavsiyede bulunayım ama: “Ne yapıp edin mutlaka adayı olacağınız Belediye’ye uğrayın, belki seçimden sonra sizin makamına oturacağınız Başkanına saygılarınızı sunduktan sonra; “giderler ve gelirler kalemlerini, personel ödemelerini, bilançoları” konusunda bilgi isteyin! Çünkü Başkanı olacağınız Belediyeler battı ki çalışanlarının maaşlarını ödeyemiyorlar! Üstelik artık “birleştirildikleri” için taşıyacakları yükleri daha çok artacak. *** FAKAT bu açmazların Sn. adayları ne kadar ilgilendirdiğini bilemiyorum! Hatta hiç ilgilendirmediğini de zannediyorum! ÇÜNKÜ artık bu ülkede Hükümet olmak, Bakan olmak, Vekil olmak bir “mefkûre” değildir! Halka hizmet, Devleti kalkındırıp ihya etmek üzerine oluşturulmuş “vatanseverlik veya milliyetçilik” de değildir! Zaten çoktandır bu ülkede böylesi “kelimeleri” seslendirmek bile “gülünç” sayılmaktadır ve gülünmektedir!
ÇÜNKÜ makamlar ve kurumlar vatana millete hizmet üzerine değil.. Artık kişisel “egoların” tatmini, “başkan” kelimesinin ifadesi ve tümünün sayesinde sağlanan toplumsal “itibarı” nedeniyle anlam kazanmaktadır…
YOKSA vallahi de billahi de çekilir karın ağrısı değildir! İflas etmiş, batmış, maaşlarını ödenemeyen işçi ve personelin sövme sayma, bağırma çağırma ve grevlerinin kahrını çekerken o lanetlenmiş makamlarda oturmak!
































