Köşe Yazarları

HÂLÂ DEVLET OLAMADIK! ÇÜNKÜ







Hâlâ Yapısal kusurlu olanın kurduğumuz Devlet mi yoksa kurduğumuz Devleti “ihya” edip siyasi yapılaşmamızı gerçekleştiremeyen biz yurttaşların mı olduğumuzun idrakine varamadık!




BU nedenle olmalı  başından beridir yarattığı sorunlarıyla gündemden düşmeyen  Elektrik Kurumumuza bakarken benzer soruya takılmak zorunda kalıyoruz. Ve diyoruz ki KKTC mi kusurlu olan  yoksa  KIB-TEK mi?                                   YILLARDIR süregelen “KIB TEK-KKTC  ilişkilerini, “bozuk düzenimizin” örneklemesine  ispatı vücut olarak koyuyoruz!



Kurumun maddi varlıklarını katlayacak varlığı ile AKSA’nın  binbir gece masallarına dönüştürülmüş serüven tadındaki haberleriyle yatıp kalkıyoruz!

Bazen bitmek üzere olan yakıtını getirecek olan gemileri gözlüyoruz limanların rıhtımlarında..  Bazen tam ucuna gelmişken, yakıtsızlıktan çalışmayan jeneratörlerin azizliklerine  uğrayarak karanlıklarda kalıyoruz..

VE bazen de haberlerini okuyup işitiyor, manşetlere çıkmış  yolsuzlukları silsilesinde bazen de  devletle kavgalarını izliyoruz keyifle!                                                                      Sonuçta olanlar yine Kıbrıs Türk halkına olmakta ama! Elektriksizlikten dolayı karanlıklarda kalmaktan işlerinin büyük oranda aksamalarına kadar.. Yarattığı can sıkıntısı ise her şeye bedel olmakta! Ki:

GÖRÜNÜM tam bir “ilkelliktir!” Siyasi yönden uğruna savaşılan bağımsız ve egemen Kıbrıs Türk Devletine resmen tükürmektir! Asıl olan ise KKTC’nin az biraz çapını aşan “kurumlarının” kahrını çekemeyecek kadar zayıf ve naif, enten püften bir devlet görünümü yansıtmasıdır. Ve doğrusu çok ayıptır!

ÇÜNKÜ sonuçta KIB-TEK de bir devlet  kurumudur. Öteki Kurumlar gibi şekli şemaili, kurgusu konusu ne olursa olsun iyi yönetilirse faydalı ve verimlidir, kötü yönetilirse zararlı ve yıkıcıdır! İyi yönetilmemesine, faydalı olmamasına ihtimal olmamalıdır!.                                                                                                                                     ***                                                        ÇÜNKÜ  bazılarının Avrupa üniversitelerinde yetişen uzman ve ehil görevlileridirler ki hani bir zamanlar, “yarınlardan” söz ederken; “gün gelecek yetişen gençler bu ülkenin kaderini yüklenecek, işte o zaman kaşarlanmış iş bilmez  kodamanların yerine görevlendirilecek bu gençler, memleketi ayağa kaldıracaklar” dediğimizin üzerinden  yıllar geçti…

FAKAT KKTC hâlâ yerlerde sürünüyor! İspatlarından biri de KIB TEK oluyor! Ve olanca olumsuzluklarıyla gündemden hiç inmiyor! Nitekim  Şimdilerde de  çözüldü denmesine karşın 14 Nisan’dan bu yanadır deniyor, akaryakıt ihalesine çıkılmadı.. spot alımlarla vaziyetler idare ediliyor! Ve yine “yolsuzluk” iddialarıyla işaretleniyor!

***

NİTEKİM KIB-TEK ile ilgili son haber ise, “okunacak öğle ezanından sonra kılınacak namazını müteakip defnedileceğidir!” Rahmetli hem çok çekti hem çok çektirdiydi. Arkasında yüklü miktarda bir miras bırakarak gidiyor ama: 1 milyar 60 milyon borç!  Bu borcu AKSA’ya Devlet ödeyecek çünkü olsaydı zaten para, KIB TEK batmazdı!

…OLANLARIN yorumunu yapmak bile abese iştigal olmalı!      Gene de “Devlet” olmanın ayni zamanda “kudretli” olmayı da sağladığını gördük!  Nitekim yine topa son vuran devlet oldu.. Ve tutun ki hamamın hanın namusunu borcu üstlenerek  kurtardı!

SORUNU atlıyor ve bir başka soruna geliyorum. Ki olanca sorunların nedeni olmalıdır:

***

“ÖĞRENİM” NEDİR “EĞİTİM” NEDİR? KIB-TEK’le ilgili haberi okuduktan sonra yazmam gereken yazıyı ötelemiştim.. Oysa şunu söyleyecektim: Yaşamakta olduğumuz tüm sorunlarımızın  asıl büyük sorunu,  “eğitimsiz öğrenimdir!”

Ki sonucu öylesi büyük facialar yaşatır ki  insanlara hayatta,  çıkartılan savaşlar sonucunda binlercesi ile öldürülen insanlar, bir sigara izmaritiyle dönümlercesiyle birlikte yanan ormanlar pahasına! Artı salgın hastalıklar ve kanunsuzluklar silsilesinde yaratılan  sürgit doğasal felaketler!

NİTEKİM:  Geçen gün adamın biri bir köyden öteki köye giderken yol kenarına yine atmış sigara izmaritini ve yangına neden olmuş! Neyse ki zamanında müdahale edilmiş bir felakete bir felaket daha eklenmemiş!

KİMDİ O ADAM? Çok kısa ve basit tanımı ile kuru otların bulunduğu yerlere iyicene söndürülmemiş sigara izmaritinin atılamayacağını olması halinde yangına neden olacağını düşünemeyecek kadar görgüsüz bir yurttaş!

Kİ mutlaka okula gitmiştir! Mutlaka öğretmenleri, annesi babası tarafından daha çok küçük yaşlarla ateşle oynamaması gerektiği konusunda sık sık uyarılmıştır..

GİTTİĞİ OKULLARDA  hatta okumuş yazmış adam olmuştur! Fakat içtiği sigaranın izmaritini düşüncesizce kuru otların arasına atabilmiştir! Yangın çıkarmak için değil elbet! “Düşünemediği” için! Ki ne derler “insanı hayvandan ayıran büyük farklardan biridir düşünmek!” İnsan düşünür dolayısıyla kıyas yapar, davranışlarının eylemlerinin ne denli doğru yada yanlış olduğunu bilir..                                                                                                   ***

KALDI Kİ  okullarda okuturlar bunları! Eğitimdir! Tıpkı spor dersinde beden eğitimi hareketlerini öğrenircesine öğrenir öğrenciler..

HER zaman temiz olunacağını, tertipli terbiyeli olunacağını.. Büyüklere saygı küçüklere sevgi ile yaklaşılacağını.. Doğanın korunması gerektiğini..

SADECE küçük öğrenciler çocuklar değil… Bir ömür sürecek olumlu alışkanlık ve disiplinle, babalar analar, nineler dedeler bile sonu gelmeyen o müthiş “öğrenme” olgusunda devam ederler bunları öğrenmeye..  Hayatın kendisi de bir eğitim sürecidir…                                                                                                                                     ***

FAKAT artık özellikle ilk okullarımızda öğretmenler için tek bir gaile vardır:

İYİ matematik, iyi İngilizce, iyi yazı, iyi okuma becerisi kazanan öğrenciler yetiştirmek!

“Öğrenmek” zorunda olduğu “ders          notlarının” hep iyi olmasıdır hedef..

Notlarla ölçülen takdirlerdir duyulan  kıvançlar!

Hatta iyi Türkçe okunup yazmak bile ölçüt değildir, yeter ki İngilizce biline..

***

BU NEDENLE olmalı!  Öylesi bir “eğitim ve öğretim” anlayışının sonucudur ki “memleketin çer çöp deryası haline geldiğinden” yakınırız!

HÂLÂ piknik alanlarından ayrılırken arkamızda bıraktığımız “artıklardan zibilliklerden” yakınırız!

VE ARTIK ektiğimiz kadar yakar, yetiştirdiğimiz kadar telef ederiz..                                                                                            DOLAYISIYLA hiç şaşmayız! Ne yanan beşparmaklardaki ormanlara ne bir mevsimin kan tere batarak hasadı yapılıp balya haline getirilen yemlerinin yakılmasına!

Çevrenin “pis” olmasına!

***

NEREDE kalmıştık? Ne siyasi yönden olabildik devletin sahibi ne doğasını kurtarabildik “yurt” dediğimiz KKTC’yi. Prematüre doğdu hâlâ olgunlaşıp yetilmedi!









Başa dön tuşu