Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HALA DAHA ANLAMAZLAR…

Neydi o son dakikaya kadar “nisap sorunumuz yoktur” açıklamaları? “Kaygım yok” da dedi Başbakan…

Olmadığını biliyorduk zaten. Neye kaygılandı ki? Memlekette yer yerinden oynarken, o Meclis kürsüsünden herkese “endişe etmeyiiiiiin” demez miydi?

Gelsin Meclis Başkanı, bundan sonraki oturumda 26’yı bulsunlar, nereye kadar? Azınlık hükümeti artık resmen tescillenmiş, ülke kilitlenmiştir…

Yazıyı yazdığım saatlerde Ersan Saner, hala neye dayanarak söylediği bilinmeyen nisabı aramaktaydı.

Yamalı bohça ile kurultay yapacak, yeniden seçilecek, hatta tek başına iktidarı alıp da yeniden Başbakan olacaktı…

Aslında bütün bu rezaletin sebebi budur.

Siyasal ahlak vardır, siyasal ahlak… Şimdilerde etik deseler de aslı ahlaktır…

Ve bu duruma düşen bir hükümetin tek seçeneği vardır, istifa etmek.

Düşük bir hükümeti muhalefet niye kurtarsın ki?

Seçim tarihi belirleyecekmiş de girmezlerse, seçim istemiyorlar demekmiş.

Adamlar günde birkaç defa tekrarlamaz mı seçim istediğini. Hem de şimdi değil, çoktan beridir. Seçimden kimin korktuğu bellidir.

Hatta kurultayda yeniden seçildikten sonra, başka bir hükümet kurup, seçimleri erteletmeyi bile akıllarından geçirdikleri iddia edildi. Sadece Saner değil, diğer adaylar için de geçerliydi bu iddia…

Zaten milletin hayrına yaptıkları bir iş de olmadığı gibi, bundan sonra da yapacakları bir şey yoktur. Olan, ülkeye zaman ve zemin kaybettirmedir, başka bir şey değil.

Gel de artık Meclis’i açılamayan bir memleketin egemenliğinden, bağımsızlığından falan bahset şimdi. Kendi kendini yönetemeyen bir görüntü veriyoruz şu anda. Sadece hükümet falan değil, Kıbrıs Türkü “Yaşar ne yaşar ne yaşamaz” durumundadır…

Ne acıdır ki, böylesine akıl almaz bir siyasi krize sebep olanlar, cip inkar hala o koltuklarda oturup, gelecek planları yapabilmekte, bunun için de etik olan olmayan her türlü pazarlığı denemekteler. Memleket kimin umurunda?

UBP Ersan Saner’den ibaret değil. Yancılarından da. Eminim aklı başında insanlar bu duruma üzülürler, utanırlar ama nedense yine de sesleri çıkmaz. Ben de bunu anlamam. Şu anda yapmaları gereken tek şey, muhalefetin vereceği bir güvensizlik oylamasına “evet” demektir. Herkes mi kurultay hesabı içindedir? “Bırakalım yıprandıkça yıpransın” diye mi düşünürler? Bu arada UBP grubunda seçimin Aralık’ta yapılması konusunda baskı olduğu haberleri geliyor. Bu da bir şey.

Zeki’yle Metin’in bir oyununda şöyle bir replik vardı; “Padişahımız ne düşünüyor?”, “Halkının geleceğini”… “Peki halkı ne düşünüyor?”; “O da padişahının geleceğini düşünüyor”… Durum aynen budur…

Aşağılanan, aptal yerine konan Kıbrıs Türkü, memleketin anayasasını, yasalarını, teamüllerini, siyasi geleneğini takmayanlar hakkında öyle bir hesap kesecek ki, o hesap da aynen çektikleri kadar ağır olacak…

Sivil itaatsizlik mi denir, adı ne olursa olsun, her yol denenmelidir. Bu hükümetin artık kalem oynatmasına izin verilemez. Böyle bir lüksümüz yoktur. Kaldıkları her gün yeni vatandaşlıklar, yeni kıyaklar, geri döndürülemez hasarlar yapacaklar. Yeter artık…

 

YERİN KULAĞI VAR

HALKINI GOVLAMAK SENİ YÜCELTMEZ:

Sıra, Eskişehirlileri kendi halkına düşman etmeye geldi. Duydunuz Tatar’ın sözlerini; Kıbrıs’ın kuzeyine bakan, sinsi oyunlar oynayanları görürmüş. Bunlar Talat ve Akıncı’nın adamlarıymış… “Beni dünya aleme şikayet ediyorlar” diye de eklemiş.  Kendinin yaptığına ne deniyor? Sanıyor ki, böyle ağladığında kendini acındıracak. Halkından şikayet etmekle itibar sağlanmaz. Bunlar, Anayasa’daki Cumhurbaşkanı’nın görev ve sorumluluklarıyla da ters düşmüyor mu? Mesela “Devletin ve toplumun birliğini ve bütünlüğünü temsil eder” diye tarif edilen Cumhurbaşkanı’nın, “halkın bölünmez bütünlüğünü koruyacağıma” yemini?

 

ZİLLETE OMUZ MU VERSİNLER?:

Erhan Arıklı’nın başka jargonu yok, tek bildiği onu bunu suçlamak. Şimdi de nisabı sağlamıyor diye muhalefeti anayasa suçu işlemekle suçlamaya kalkmış. Anayasa’nın neresinde yazıyor bu acaba? Bulsaydınız 26’yı da Armağan Candan da açsaydı. Halkı bu zilletten kurtarmaya çalışan insanlar bir de size omuz verip, suça ortak mı olsun?

 

SUÇLU AYAĞA KALK:

Bak şu CTP’nin yaptığına.  Adamlar nisabı sağlamak ve ülkeye hizmet için adeta sokaktan adam topluyorlar ama CTP nisap konusunda destek vermiyor. UBP Genel Sekreteri Oğuzhan Hasipoğlu da bu durum karşısında Meclis’in CTP’den dolayı açılmadığını söyleyerek CTP’nin “ipliğini pazara çıkarıyor”. Yahu baştan beri ölü doğmuş bir hükümet, 10 aydır sürekli nisap sorunu yaşıyor, ne yasa, ne anayasa, sorumlusu muhalefet… Meclis’in halk nezdindeki itibarı sayenizde yerlerde sürünüyor, utanıp oturacağınıza bir de üste çıkmaya çalışıyorsunuz…

 

KÜLLİYEDEN EVVEL DEVLET DEĞİL MİYDİK?:

“Külliye” bizim için çok büyük bir projeymiş. Tatar, “Bizim Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi dediğim bina ve bir meclis binası ile KKTC’nin bir devlet olduğunu gösterecektir” demiş. Merak ettim ve baktım, külliye ne demek diye, sözlük aynen şöyle diyor; “Bir caminin çevresinde camiyle birlikte yapılmış medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane gibi yapıların tümü”. Bunların sayesinde nereden nerelere geldik, daha da neler göreceğiz…

 

BİZİMKİLERE HAVA HOŞ:

Dünya çapında siyasilerin, iş adamlarının off shore’lar üzerinden servetlerini nasıl gizlediklerini, nasıl vergi kaçırdıklarını anlatan Pandora belgeleri, bundan önceki Vikileaks ve Panama belgelerinden daha kapsamlı. Her türlü kirli ilişki ağı sergileniyor. Her ülkenin gazetecileri, kendi ülkeleriyle ilgili skandalları yayınlamaya başladı. KKTC uluslararası hukukun dışında olduğundan, bizden pek bir şey çıkmayacak. Bu gibi işler bizim buralarda zaten vakayı adiyeden. Daha geçen aylarda kayıtsız paraları devlet eliyle, hem de yüzde 2,5 vergiyle aklamadık mı?

 

BU NASIL ADALET:

Bülent Ersoy’un saz arkadaşlarının kararını okudum. Hakim, gerekçeli kararında, bu davranışların Ceza Yasası’nda karşılığının, 1 yıldan, 10 yıla kadar hapis öngördüğünü söylüyor, ama sonuçta verdiği en ağır ceza, 45 gün. Onu da yattıklarına sayacaklar ve serbest bırakılacaklar. Bu nasıl iş? Anlayan var mı? Halk sağlığını tehdit edenlere, KKTC’yi banana cumhuriyeti yerine koyup, sahte belgelerle gelenlere verilecek ceza bu mu? Bu mu adalet?