Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu aradı, sitem etti.
Arabacıoğlu’nun nazik ve eskilerin deyimi ile efendi bir karakteri vardır.
En sıkıntılı konularda bile bu karakterini kaybetmez.
Sırf bu yüzden politikada farklı biri olarak algılanmıştır.
Yine nazik bir üslupla konuştu.
Sitemi Mehmet Moreket’e idi.
Şikayet değil sitem.
Moreket’in “bu tablo karşısında hiç mi utanmıyorlar?” sorusu ile biten cümlesinden rahatsız oldu.
Bu deyimini “utanmaz” olarak algıladı.
Halbuki gündelik yaşamda çokça kullanılan veya Mehmet Moreket’in sıkça kullandığı bir deyimdir.
Ben daha önce radyo canlı yayınlarında duyduğum veya yazılarında okuduğum için Sayın Arabacıoğlu’nun aldığı anlamda anlamadım.
Bunu da izah ettim.
Karşılıklı saygı çerçevesinde telefonu kapattık.
***
Mehmet Moreket’in Eğitim Bakanlığı ile ilgili yazdığı şuydu:
Eğitim yılının sonuna geldiğimiz bu günlerde hala daha okullarımızdaki eksiklikleri konuşuyoruz. Ülke genelinde 45 ortaokulun 8’inde müdür, 11 müdür muavini kadrosu hala doldurulmazken, bunlara ilaveten 33 hademe, 11 sekreter, 175 bölüm şefi ve 33 atölye şefi eksikliği var. Peki ama, bu ülkede Milli Eğitim Bakanı koltuğunda oturanlar bu tablo karşısında hiç mi utanmıyorlar..?
Ortadaki yanlış anlaşılmayı geçersek, yazının konusu aslında eğitimde yaşananları çok iyi anlatıyor.
Birkaç ay sonra okullar tatil olacak ama hala ciddi eksiklikler var.
Peki bunun sorumlusu kimdir?
Bu soruya otomatik olarak “Eğitim Bakanlığı”dır yanıtı verilebilir.
Kanımca bu yanıt eksik bir yanıttır.
Veya ortadaki kötü tabloyu eksik anlatmaktadır.
Eğitimin yönetsel yapısının sil baştan yeniden düzenlenmeye ihtiyacı vardır.
Ve devlet okullarına da yeniden itibar kazandırmaya.
Bakanlığın, öğretmenlerin ve sendikaların mevcut pozisyonlarında yaşanan sorunları çözmek mümkün değildir.
Topyekun bir zihniyet devrimine ihtiyaç vardır.
Örneğin her daim ve her dönem sorun olan, grevlere bile neden olan öğretmen atamaları sendikalara bırakılsa.
Bakanlık sadece öğretmen ihtiyacını yani alınacak öğretmen sayısını belirlese gerisini sendikalar yapsa ne olur?
Sendikaların sadece muhalefet yapmaları veya bakanlığın icraat sorumluluğu şeklindeki düzen eski dünyanın düzenidir.
Bugün birçok Avrupa ülkesinde sendikalar okul yönetimlerinin bizatihi içindedirler.
İşe öğretmen almadan tayin ve terfilere kadar tek söz sahibidirler. Okul aile birlikleri ile birlikte okulların mali pozisyonunu belirlerler.
Devlet, de-santralizasyona giderek nerdeyse okul bazında önemli bütçeler ayırarak sendika-veli-bakanlık üçgeninde adeta yerel yönetimler oluşturuldu.
Yani işin yönetiminin önemli bir bölümü sendikalara ve öğretmenlere bırakıldı.
Dolayısı ile sendikalar eğitimin maksimum verimlilikle yapılmasını, öğretmen ve velilerin mutlu olmasını sağlamakla da görevlidirler.
Gelelim bize:
Öğretmen almayı oy satın almakla aynı sayan, atamaları partizanca kullanan, sendikaları düşman gören bu yapıdan çağdaş bir şey çıkabilir mi?
Ya da tersi; Muavinlikleri maaş artışı ve dersten kaytarma gören, zaten tartışılır olan eğitim saatlerinin inadına günde 3-4 saatle mesai bitiren, birkaç kilometre uzaklıktaki okula ders vermeye gitmeyen ve eğitimi aksatan, hademe olup da temizlik için dışarıdan temizlikçi tutan bir yapıdan çağdaş bir şeyin çıkması mümkün müdür?
Mümkündür diyen varsa beri gelsin…
































