Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güven ve umut…

KKTC tarihinin ilk dörtlü koalisyon hükümeti kuruluyor…

Hiç alışık olmadığımız bir şekilde, çok keskin, net, önceden vurgulanmış hedeflerle…

Dörtlünün, üç tanesi, aylar öncesinden UBP ile kurmayacaklarını deklere ettiler.

Bunun açılımı, yapılanların hesabını sorma kararlılığıydı.

Söylediklerinin ilk ve en önemli adımını attılar…

Geriye kaldı DP…

Bir haftadır “sol gösterip sağ vuracak” yorumları yapılan DP de, “hesap sorma”, “hukuk devletine dönüş” kararına katıldı…

Hem de beklenenin çok üstünde, 15’e karşı 67 oyla…

Serdar Denktaş’ın açıklamasının belki de en önemli vurgusu, “Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla insan hakları”ydı.

Zaten bu kısacık cümlenin içinde her şey gizliydi…

Tufan Erhürman’ın vurguladığı da, toplumda gruplaşmanın, parçalanmanın değil, bütünleşmenin hedeflendiğiydi.

Bu da hesap sorma, hukuk devleti, şeffaflık kadar önemli.

Özellikle de içinden geçtiğimiz günlerde…

Aralarında tecrübeliler olduğu gibi, gençler, yeniler de var.

Hedef bir olduktan sonra, aynı yolu, geçmişte hiç tecrübe etmediğimiz yeni, çağdaş yöntemler bularak yürüyecekleri yönünde umudum var…

Eskinin partizan kaprislerini benimsemez, reddederlerse, neden olmasın…

Kudret Özersay da, aldıkları büyük sorumluluğu ifade ederken, “bir siyasi bedel ödemek gerekirse varız” derken, bunu kastetti sanırım…

Dün sosyal medyada yorumlara baktım.

Gelen mesajların yüzde doksanı “hayırlı olsun” modundaydı.

Daha bir kaç hafta önce UBP logosuyla profil resmi yapanlar bile, ‘hayırlı olsun’ demekteydiler.

Yani seçim sonucunu boş verin siz…

Halkın geneli, böylesine değişik, yeni bir hükümet modelinden umutlandı.

Bir önceki hükümet, yani CTP-UBP hükümetini de umutla, sevinçle karşılayanlardandım.

Ama maalesef UBP ve özellikle de başkanı, ülke çıkarlarının yerine partinin ve kendinin çıkarını düşündü…

Başbakan olma hevesine kapıldı…

Kıbrıs Türkünün her türlü değerinin alt üst edilmesine öncülük etti…

Arkasında, bazısı geri alınamayacak, bazısı mahkeme kararıyla bozulabilecek gerçek anlamda enkazlar bıraktı.

Tabii bir de aydınlatılmaya muhtaç karanlık noktalar…

Yeni hükümete ne yapacağını söylemek abes.

Hepsi de neyin nasıl yapılması gerektiğini bizden de çok daha yakından biliyorlar.

Yine de bir tek şeyi hatırlatmak isterim.

“Siyasete güven bitti, halk hiç birini istemez” diyenlere inat, bugün umutları yeşerttiler… Yaşadıklarımız bugüne kadar, bir çeşit öğrenilmiş çaresizlikti. Bunu yıkma olanağı ellerinde.

Bu müthiş bir gelişme…

Ama başarısız olmaları halinde kaybedeceklerimiz, şu andaki kayıplarımızdan çok daha fazla olacaktır.

Buna güven ve umut da dahil…

 


 

YERİN KULAĞI VAR

BİRÇOĞUMUZU YANILTTI:

Ne yalan söyleyim, bir çoğunuz gibi ben de Serdar Denkataş’ın son anda bir manevra yapıp UBP-DP-YDP koalisyonuna yeşil ışık yakacağını bekledim. Ama bizi yanıltarak, toplumsal barışı ve demokrasiyi tercih etti. Sanırım Denktaş ve DP tabanına bir özür borcumuz var. Şimdi artık icraat zamanı, hem de hiç vakit geçirmeden halkın beklentilerine ve biriken sorunlara çözüm bulmak için kolları sıvamalılar. İstenirse birşeylerin değişebileceğini bu topluma göstermeliler…

 

HERKES YASALARA SAYGILI OLACAK:

Bu ülkenin bir hukuk devleti olduğunu, yapılan her suçun hukuk içerisinde bir cezası olduğu ve yapan her kim olursa olsun bunun cezasız kalmayacağını ısrarla savunan Cumhurbaşkanı Akıncı,  yaşanan olaylarla ilgili ısrarcı tutumunu sürdürmeseydi, polis harekete geçmeyecekti. İster sağdan, ister soldan gelsin, fikirler fikirle mücadele etmeli, ortada bir suç varsa da mahkemelerde hesaplaşılmalı. Burası “Dingonun ahırı” değildir… Kimseye ayrıcalık tanınamaz…

 

“TERS DEMOKRASİ”:

Hüseyin Özgürgün, görevi iade ettikten sonra, kendileri dışında bir hükümet kurulmasının “ters işleyen bir demokrasi” olduğunu iddia etti. Söz ağzından çıktığı andan itibaren, herkes ne dediğini anlamaya çalıştı. Görev sadece sandıktan birinci çıkan partiye verilecek olsaydı, Anayasamız da öyle yazardı. Yani şimdi, Anayasamız da mı demokrasiye terstir? Ya da, kendisi CTP’nin yüzde 38,8 oyuna karşılık DP ile kurarken demokrasiyi ters mi işletmişti? Özgürgün’ün biraz dinlenip, kendine gelmesi gerekiyor sanırım.

 

KURULTAYIN KONUSU, ÖZGÜRGÜN TARTIŞMASI:

Hasan Taçoy kurultay tarihini verdi, Nisan 2018… Geçen yıl da ertelenmiş zaten. Bu durumda erkene alınma falan gerekmez, ne kaldı şunun şurasında. Taçoy bir şey daha söylüyor; “Genel Başkana muhalefetin saldırısı ve Genel Başkan’ın bu kadar tartışılması UBP’yi olumsuz etkiledi”… İşte bu cümle, kurultayın “ana tema”sını oluşturacak gibi…

 

BİR DAHA SÖYLEYELİM:

Dün Havadis radyoda, yine son olayları ve tutuklamaları konuştuk. Sürekli mesaj geldi, “Onu da kına, bunu da kına” diye. Tüm provokasyonları kınadığımızı defalarca yazdık, söyledik. Biz demokrasi yürüyüşüne de Şener Levent’i savunduğumuz için katılmadık. Onun söz söyleme hürriyeti için katıldık. Ama ayaklanma, kırıp dökme, toplum huzurunu bozma, kamplaşmaya tavizimiz olamaz…

 

TUHAF TEPKİLER:

Devletten fonlanan sözde gazetecilerden biri, Barış ve Demokrasi yürüyüşünün de AB’den finanse edildiği gibi bir söz etmiş.  Dilimi tutacağım ama şu kadarını söyleyeceğim, mammalar kesilecek ya, dertleri o. Ne kadar saçmalanırsa o kadar saçmalayabilirler. Bir başkası da, devletten para alan gazetecilerin isimlerini bildiğini, ama kendinin onların arasında olmadığını söylüyor. Bu nasıl gazetecilikse. Yazmamış, konuşmamış, şimdi hükümet değişince deşifre ediyor. Her neyse, bitecek hepsi inşallah…

 


 

 

ZİRVEDEKİLER

Serdar Denktaş: “Demokrasi, özgürlük, adalet, insan hakları, eşitlik dalda büyüyünce koparılıp sepete konan meyvalar değildirler. Bu kavramların hiçbiri “ ya var, ya yok” değillerdir. Tümü de her gün geliştirilmesi gereken, zamana, toplumsal duyarlılık ve ihtiyaçlara göre ileriye taşınması gereken olgulardır. Biz bu nedenle daha fazla demokrasi daha fazla özgürlük ve daha fazla eşitlik dedik. 4’lü koalisyon kararımız bu olguları ileriye taşımak için gerekli bir karardı”…


DİPTEKİLER

“Ya Ben ve Partim, Ya Hiç”: UBP’nin hem yetkili ağızlarından, hem de tabanından gelen yorumlara bakınca, “ya biz, ya hiç” dediklerini görüyor ve üzülüyor insan. “Bozulacaklar”, “yürümeyecek”, şu bu… Bu kadar bencillik var mı demokraside? Bu insanlar halkın yüzde 54, 5 oyunu aldılar sonuçta. Sanki KKTC demek UBP demek… Sanki önemli olan ülkenin çıkarı değil “benim ve UBP’nin çıkarı”… Parti-devlet bütünleşmesini bayağı içselleştirdiklerini gösterdiler. Bekleyin bakalım, icraatları görün onu eleştirin, yapın adam gibi muhalefetinizi. Nedir bu hazımsızlık?