*Rum tarafının Türkiye’den çok korktuğunu biliyoruz! *Dolayısıyle bu korkunun “korunma içgüdüsünü” doğurduğunu da biliyoruz! *Nereden biliyoruz? Çünkü benzer duygularda biz de Güney’deki Rum’dan korkuyoruz!
*Fakat yine biliyoruz ki “korkunun ecele faydası yoktur!” O zaman hem Güney’in hem de Kuzey’in korkularını yenmeleri için “saplantıyı” masaya yatırmaları gerekmektedir.
RUM’UN KORKUSU: Psikozu bellidir: Eğer çözümden sonra Türkiye’nin garantörlüğü devam ederse Kuzey Türk Devletini koruma bahanelerinde barışı bozacak askeri harekâtlarda bulunabilir! Bu nedenle garantörlüğü asla kabul edilemez. Kaldı ki AB üyesi iki ülkenin güvenlik açısından buna ihtiyacı yoktur.
TÜRK’ÜN KORKUSU: Rum tarafına güven duymak mümkün değildir. Çünkü hâlâ kafasındaki Kıbrıs’a egemen olmak için siyasi bahanelerle olay yaratıp Kuzey’i delmesi, barışı bozması ve çözümü kadük hale sokması mümkündür! Dolayısıyle Türkiye’nin garantörlüğünün devamı Türk tarafı için çok önemlidir.
MUTLAK DEĞİLDİR: Rum ve Türk tarafları mutlaka böyle düşünüyor iddiasında değiliz. Ancak başından beridir Rum’un Kuzey’i “Türkiyesizleştirmek” istediğini, mülkiyetine sahiplikte yeniden Kuzey’e dönmek istediğini, büyük oranda TC kökenlerin geri gitmesini istediğini, Kuzey’deki Türk nüfusun adanın topografik yapısını bozmaması için dörtte bir oranlı nüfusunu hep ayni tutmasını istediğini… Artık çok iyi biliyoruz! Bu konuda büyük uğraş verdiğini de! Nitekim:
KERRY’E ŞİKÂYET: Rum Yunan ikilisi daha şimdiden Türkiye’nin garantörlüğünü bu ay Kıbrıs’ı ziyaret edecek olan ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin önüne koymaya hazırlanıyor! Bu konuda ortak Komite kuracaklarmış! Biliniyor, Yunanistan Dışişleri Bakanı Kocaş da Güney’i ziyaretinde Türkiye’nin garantörlüğünü asla kabul etmeyeceklerini açıklamıştı! Üstelik konuyu BM’ler GK’ne götürme hazırlığı yaparlarken öte yandan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüklerinin yerine nasıl alternatif bir güvenlik sistemi koyabileceklerinin de arayışlarına girdiler…
KERRY’NİN ZİYARETİ: Rum tarafı TC’nin garantörlüğünü ABD Dışişleri Bakanına iletip kaldırılması için destek isteyecektir. Fakat bölgede durum buna cevaz vermemektedir! Çünkü ABD’nin bölgede stratejik konumu Erdoğan’lı Türkiye ile adeta çok daha iyi ilişkileri emretmektedir. Dolayısıyle dünyasal olayların içinde esamesi okunmayan Kıbrıs Rum’unun bitmeyen sümük çekişini çok da ciddiye alacağını sanmıyorum! Çünkü Kıbrıs bizzat Güney’in de çabası ile çoktan Doğu Akdeniz’in “uluslararası karârgâhı” oldu! Tabi garantörlük konusunda son söz Kıbrıs Türk halkının eğilimleri doğrultusunda Ankara’nın olacaktır.
**********
YIKAMADIKLARI DEVLET: (NE YAPTILARSA BECEREMEDİLER!)
İlkokulda çocuklara “devleti” şöyle tarif ederdik: “Sınırları belirlenmiş bir toprak parçasında ayni dil, ayni din, ayni tarih ve kültüre sahip insanların oluşturdukları ortak düzene devlet denir.”
Tabi “tarifin boşlukları çok!” Çünkü “devlet” tariflere sığmayacak kadar karmaşık organlardan oluşuyor ki bünyesinde türlü çeşitli dilden, dinden, kültürden insanlar da olabilir, “izmlerle” ifade edilen rejimler de… Buna karşın hâlâ vazgeçilmez gerçeklerle ispatlıdır: Eğer bir “toplum” BM’lerde kabul görmüş ulusal kimliği, bayrağı, ülkesinin haritalarda belirtilmiş sınırları ve uluslararası siyasi ekonomik ilişkileri ile varsa ve de Anayasası, Meclisi, seçme seçilme hakkında bu varlığını “demokrasi” ile perçinleşmişse sorgusuz sualsiz o toplum “devlettir.” Ne “sözdedir” ne de “korsandır!”
KKTC GİBİ: Tanınmamış da olsa bir devlette olması gereken tüm siyasi ve ekonomik organlara sahiptir. Artı müzakere masasına otururken bile “kurucu devlet” olarak kabul edilmektedir!
Buna karşın yıllardır zafiyetlerimizden doğan “yönetim beceriksizlikleri” ile yansımaları olan “bozuk düzenleri” bahane edenler, KKTC”nin devlet oluşuna şerh koyuyorlar! Hatta alay ediyorlar! Üstelik KKTC’nin varlığı sayesinde iyi kötü hayatlarını sürdürürlerken! Buna karşın “hadi canım ne devleti, sözde devlet” deyişlerinde Türk halkının siyasi iradesini küçümseyip şaibe altına sokuyorlar! KÖTÜ YANSIMALAR: Önceleri CTP’nin de yardımları ile KKTC’yi, “devlet vardır ama yoktur” sloganına sardılardı! Doğrusu biz de ne zaman kötü yönetimler canımızı sıksalar “devlet vardır ama yoktur” diye diye geldik bugünlere! Hem de her iki yılda bir yaptığımız seçimlerle! Oysa böylesi bir siyasi süreci yaşayan devlete “yoktur” diyebilir misiniz? Bu ülkede iddialarıyla söyleyenler çoktur ama! Sonucu ise ortadadır: Devlete inanmayan insanların ne yaratacakları düzenleri olabilir ne kalkındıracak ülkeleri! Zaten öyleyiz! İnançsızlığın heyamolasında, devlet adına ne yapmışsak yıktık! Mesela KTHY’ları devlet oluş rüştümüze ispat çakıyordu. Şimdi söyleyin, yıkana kadar uğraşmadık mı?
Mesela devletin çarkları durumundaki Sanayi Holdingleri, Eti’leri, Kooperatifleri, Peyak’ları çatır çatır batıran, bankaları krize sokan “sözde olan devlet” miydi, yoksa devletin ensesinden carta çekerken görevini yapmayan devletin yetkili ve sorumluları mıydı?
Mesela devlet korsan olduğu için mi sorunları vardır! Keza eğitimin?
Mesela gelen suya sahiplik konamaması “devlet zafiyeti” midir yoksa devleti yüceltmek için iktidara gelmiş hükümetin beceriksizliği midir?
İNANMAK ÖNEMLİDİR: İtiraf edelim. 1974’den beridir sistematik şekilde “LLTC’nin devlet olmadığını” çağıranlar gün geldi bu devletin Meclisini de bastı, Bakanlıklarını da! On kişi ile grev yapıp devleti de salladı, itibarını da götürdü… Yapılan yasaları da yıktı, yenilerini de devleti yıkmak için yaptı! Ve hâlâ “yıkmaya” devam ediyorlar!
**********
KISACA TAKILDIĞIM. “HALKIN YÜZDE 65’İ YEREL ÜRÜN KULLANIYORMUŞ.)
Bir anketin sonucu. Ve tabi hem sevindirici hem umut verici. Çünkü eğer bir memleket insanının yüzde 65’i yerli ürün kullanıyorsa hem “üreticisine” inanıyor hem “devletine.” Ancak:
Ayni inancı “üreticilerin” de “Tüketiciler” için değer yargısı yapmaları gerekir. Ki sebze meyveleri kimyasal ilaçlara bulaştırdıktan sonra piyasaya sürmesinler, milleti kansere düçar eylemesinler… Ki kaliteye, ambalaja dikkat etsinler… Ki eski ürünleri yeni ve taze diye yutturmasınlar… Ki insanlara haddini aşan Kâr iştahlarında kazık atmasınlar! Ki saygı ve güvenle kazanılan dayanışmayı bozmasınlar…
































