Köşe Yazarları

Güneyin ne umurunda!


Elimizde her hangi bir harita yada pusula yok? Olsalar da işe yaramayacaklar çünkü  “nereye gidileceği” bilinmiyor.

Buna karşın tartışmalar bitmiyor! Çoğu varsayımlara dayalı. Çünkü ortada “somut” veriler, deliller de  yok!

Tabi anladınız, siyasi sorundan söz ediyorum! Ki artık her sabah “özü sözü bir başka Anastasiadis” adlı siyasetçinin kendisinin yazdığı yeni bir seneryosuyla uyanıyoruz. Hemen hepsi de muhatabı dolayısıyla muarızı durumundaki  Sn. Akıncı’ya yönelik! Ki hepsinin de sonunda değişmeyen bir çağısı var: “Hadi Sn. Akıncı gel oynayalım…”

NEYSE ki Anastasiadis’in tüm çağrıları “zamanı yemekten” öte zararsız öneriler! Üstelik Türk liderliği ile biz gazeteciler taifesine de Anastasiadis’in aklını izanını test etme olanağı verdiği için, hatta bazıları yararlı bile!

Nitekim son incisini geçen gün imal etti! Sn. Akıncı üzerinden yaptığı açıklamada dedi ki “eğer siyasi eşitlik olursa devlet işlevsel olmaz!”

Ki bunu söyleyen Anastasiadis az zaman önce Desantralizasyon’dan bahsediyordu. “Yani Gevşek Federasyondan..”

Yani Türk tarafının Merkezi Hükümette kendi ulusal çıkarları ve Kuzey devleti için daha çok yetkilere sahip olmasından.. (Ne kadar doğru yada yanlış olduğunu bile tartışma olanağı bulmadan arkasında bir hoş seda bırakarak çekip gittiydi ama!)

KISACA Sn. Anastasiadis Sn. Akıncı’nın “olmazsa olmaz” dediği “Siyasi Eşitlik” inadını kırmaya çalışıyor da zaten ortada “masada tartışılacak bir müzakere kokusu yok! Nitekim Lute da geldiği gibi gitti! Sıfıra sıfır elde var sıfır!

Tabi Güney için bu kısır döngülü gelişmeler önemli değildir! Çünkü adamların “kaybedecekleri” ne bir Güney vardır ne de sahip oldukları dünya devleti! Müzakerelere devam ediyorlarsa   hâlâ umut ettiklerince olası çözümde sağlayacakları  “Kuzey’deki kazanımlarıdır..”

YA biz?  Düşünün ki masa başında siyasi hak ve hukukumuzu savunan Sn. Akıncı’nın her ay ödenen maaşı bile hükümetin şuradan buradan borçlanarak denkleştirdiği bütçedendir!

…Hadi kendimize dönelim ve batıralım şu çuvaldızı!

**********

FAKAT BİZİM ÇOK UMURUMUZDA!             

Fena halde borca battık!  Tutun  ki Mali ve Ekonomik Protokolün imzalanmasından sonra TC’den para akışı anca Haziran ayında gerçekleşebilecek!

Ancak bundan önce de bir hesaplaşma söz konusu olacak: Şöyle ki:   Siyasi partiler bağlamında Yerel Seçimler sonrası tartışmalar nedeniyle kendi başını bile kaşıyacak hali olmayan Erdoğan’lı Türkiye ile bir kez daha karşı karşıya gelinecek..  Yani yüz göz olunacak!

Hem altına atılan imzalara karşın uygulanmayan “protokoller” nedeniyle.. Hem de KKTC’nin başta belediyeler olmak üzere tüm devlet kurumlarının batması nedeniyle!  Doğrusu ya Ankara ile bir kez daha yüz göz olacağız!                                                                

son uyarı  UBP Başkanı  Ersin Tatar’dan geldi. Bir televizyon programında Bakın ne dedi:

“…Yasalarımıza göre hükümetin bir şirketten borçlanması, borçlanma veya avans, ‘Borç Komitesinden’ geçmelidir. Hatta Merkez bankasından alınan para da  “Borç Komitesinden geçmelidir…”

Bu uyarısının ardından da son zamanlarda sadece muhalefet partisi UBP’nin değil, “İşinsanlarıyla” Ticaret Odasının da sık sık gündeme getirdiğince, “KKTC’i büyütecek, ekonomiye güven verecek projelere ihtiyaç olduğunu” hatırlattı. Ki “gelişmek için yatırımın şart olduğunu” vurgulayarak..

Burada bir başka fakat önemli olması gereken bir soruna yeniden değinmek istiyorum. Şöyle ki:

ERSİN Tatar’ın donanımlı bir ekonomist olduğunu biliyorum. Fakat “küçük ve her bir şeylerin gözler önünde olduğu bir memlekette yaşasak da inanıyorum ki KKTC’nin sosyal hayatıyla oluşturduğu “sosyolojisini” göz önüne alıp “yeniden saptamadan ciddi değişimler yaratmak mümkün olmayacaktır..

BU nedenle “iktidarı muhalefeti” bir yana koyuyorum. Ve  kulaklara çok hoş gelen seslendirmeleriyle,  “kalkınmak, gelişmek, yatırım yapmak” gibi kelimelerden oluşan temennilerin ve ilkelerin hükümet programlarına da girdiği gerçeklere karşın  uzun yıllardır devletin niçin acizliğe düştüğünü sorgulamak istiyorum.

 bırakın “kalkınmayı, büyümeyi” artık tek bir gününü bile kurtarabilmesi için borçlanmak durumunda kalması tam bir “devlet fiyaskosudur!” Nitekim Türkiye iki ay para akışını kesti KKTC gitti! Neden ama? Aşağıda “kısaca takılayım.”                                                      

        **********

KISACA TAKILDIĞIM: (NEDEN AMA?)

15 in üzerinde Üniversite kuran…

Yüz bin Üniversite öğrencisi olan…

Tüm KKTC’de 3,4,5  yıldızlı  olmak üzere 134  turistik tesisi bulunan..

Çarpık yapılaşma gibi zararlarına karşın İnşaat sektörü patlama yapan…

180 bin kamu  görevlisi  olan…

YANİ say say bitiremediğimiz “varlıklarına” karşın,  çok hayret edilecek bir vakıadır,   bu “KKTC Devleti”  bitti battı!

Hem de sahip olduğu varlıklarına karşın: Şöyle ki:

ŞU anda KKTC’nin 852 bin 665 dönüm yani coğrafyasının  yüzde 61’ine tekabül eden toprağı vardır. Fakat bu toprağı ekip biçecek  insan yoktur! Toprak atıldır. Bu nedenle hangi ürün yetiştirilse pahalıdır, yetersizdir, ithalatı zorlamaktadır!

Bu sorunu çözmeden, yeniden Köyü köylüye, hayvanı hayvancıya, çiftçiyi toprağına, bahçeciyi bahçesine kavuşturmadan; KKTC’nin kendine yetecek gelir düzeyine gelmesi hayal olarak kalmaya devam edecektir..

Bunun için KKTC’nin sosyal hayatına dayalı sosyolojisini “demografik” yapı değişikliği nedeniyle yeniden yazmalıyız diyorum..

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı