Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güney’in Kazanımları! (Ekonomi ve Bireysel Mülkiyet Hakkı!)

Dün Rum dışişleri bakanı Kasulidis’in “müzakerelerdeki 14 maddelik “kazanımlarına” ilişkin açıklamasını yorumladıydım.  Bugüne sarkıttığım ise “ekonomik” yönden “kazanımlarımız” dediği maddelerdi.

Tabi hemen vurgulayım. Müzakerelerde ele alınan ve uzlaşıldı denilen konular öyle üç dört satırlık anlatımlarla izah edilecek kadar basit değil, dosyalar dolusu olmaları gerekir…

YAZIK AMA: Biz hâlâ “müzakereler sürecinde hangi kazanımları elde ettiğimizi” açıklayamayacak kadar büyük bir ketumiyet içindeyiz. Bu gizliliğin kime ne faydası olduğunu anlamak mümkün değil! (Açıklanması halinde halkın olumsuz  tepkisinden  mi çekinilmektedir yoksa BM’lerin hâlâ yayımlamadığı ilgili raporu mu beklenmektedir. Neyse ki her zamanki gibi yine Rum basınından öğreniyoruz bazı gelişmelerle olanları!)

EKONOMİK BAĞIMSIZLIK:  Kasulidis ekonomik konulardaki “kazanımlarını” şöyle açıklamaktadır: “Kurucu devletlerin ekonomik bağımsızlıkları olacaktır. Ancak Kurucu devletler birbirlerinin borçlarını ödemeyecekler…” Kasulidis “Ekonomiyi”  “üniter” olarak belirtiyor…” “Tek bir Merkez Bankası ve para birimi tümden   euro olacak…”

(Bu ekonomi ve finans sisteminin  işlerliğinin  nasıl olabileceği tabi  bir çözüm aşamasında belli olacaktı! Ne var ki iki kurucu devletin kendi ekonomilerinden sorumlu olmaları olumlu..

ANCAK:  Ekonominin “birleşik” olması  işte o büyük korkumuzu depreştiriyor!  Çünkü tam açıklanmadığı için bilemiyoruz: Kurucu devletler kendi içlerinde kendi ekonomilerini düzenleyip sistemleştirirlerken dış ticaretlerini istediklerince mi sürdürecekler? Mesela Kuzey ile TC ticari ilişkileri? Öte yandan “üniter” bir ekonomide   Rum-Türk rekabeti ve AB ile ticari konular?..

Her halde tüm bu cevapsız sorular ancak çözüm olursa uygulamada cevap bulacaktı da doğrusu bana,  “Rum ekonomik beceresi karşısında, yoksa gene ‘Türkten Türke’ kampanyalarına mı dönecektik”  korkusu yaratıyor bende!

MÜLKİYET HAKKI: İşte başından beridir  zurnanın zırlayan son deliği!  Kasulidis’in “kazanımlarımız” dedikleri içinde her halde en önemli kazanım “Bireysel Mülkiyet Hakkı ve Başvuru” sahibinin iç yargı olanaklarından tatmin olmaması halinde, AB İnsan Hakları Mahkemesine başvuru hakkında uzlaşı arayışına gitmesidir!

Hani “yıllarca sürecek davalar, mahkemeler, huzursuzluklar”  falan diyorduk ya meğer bunlar yaşansın, Kıbrıs Türk halkı bir kez daha mağdur edilsin diye böyle bir uzlaşıya varıldıydı!

Velhasıl,   tutun ki her olmayan işte bir hayır vardır! Müzakereler de sonuçsuz kaldı. Tabi “çözümsüzlük çok kötü oldu” demek elbette hakkınızdır.

_______________________________________________________________________________

         İŞTE BİR YURTTAŞLIK GÖREVİ…

Gerçekte hiç kimsemizin “olumsuz olaylar” karşısında “bana ne” deme hakkımız yoktur.

Hele bir “gazetecinin” bir “gazete köşecisinin” bir “hukuk insanının” bir “öğretmenin” bir “Doktorun” hiç yoktur…

Geçen gün  yaya çıktığım artık sırat köprülerine dönüşmüş anayolda soldan   sağa geçeceğim, trafiğin azalmasını bekliyorum.. Trafik sıkışıklığından dolayı yanımdan geçmekte olan  bir araba sürücüsü stop etmişken pisliğinin yüz karası olması gerekir, olanca sigara izmaritlerini herkeslerin gözleri önünde yola boca etmez mi? “İnisiyatifi olarak “ne döken be adam pisliklerini yollara” diye bağırdım ki “sana ne be” cevabını yapıştırdı! Müsait bir ortam olsa çıkıp iki yumruk atabilirdi her halde bana!

VE DÜŞÜNDÜM:  Onca insan, onca sürücü, yukarıda yazdım onca “yetkili ve sorumlu meslek sahibi yurttaşlar” neden suskun? Neden tepkisiz? Hatta bizatihi polis neden duyarsız? Neden insanlar her yeri kirletirlerken müdahale etmiyorlar? Uyarmıyorlar? Sadece izlemekle yetinip karınlarından konuşuyorlar, “ne pis insan” yakıştırmasında!

MESELA:  O kıyılarda, o piknik alanlarında insanlar bekleyip herkesler ayrıldıktan sonra mı  kimseler görmesin diye bırakıyorlar zibilliklerini? Mümkün mü? Herkes herkesin gözleri önünde kirletiyor çevreyi! Ve kimseler kimseleri uyarmıyor! Oysa bir kez uyarılar çoğalıp yoğalsa (tabi uygarca) ve pisliğe karşı bir kampanya halini alsa “temiz insanlar pis insanları yenecekler” memleket kazanacak…

DİN ADAMLARI: Onlara  da bu konuda büyük görevler düşmektedir. Her vesileyle, Cuma günleri hutbede, cemaatınıza “çevreyi kirletmemeleri  nasihatında bulunmak şu anda memleketin en çok ihtiyacını hissettiği ulusal katkılardan biri olacaktır.  Müslümanlığın nasıl bir temizlik tertip” dini olduğunu da anlatın! Ayetlerden örnekler verin! Ve açıkça söyleyin, “yurdunu kirleten insanın öldükten sonra ahrette gideceği yer bu büyük dünyevi  günahı nedeniyle  cehennemdir!

VE EKLEYİM: Bu ülkede yeterince gazete okunmadığını iyi biliyorum. Şimdi daha çok eminim. Okunsaydı her gün fotoğrafları ile sayfalar dolusu memleket pisliğini görüp utanırlar, etkilenirler, nedamet getirip çevreyi kirletmekten vazgeçerlerdi! Oysa insanlar beter ediyorlar memleketi!

_______________________________________________________________________________

             KISACA TAKILDIĞIM: (TAM AB’Lİ OLACAKTIK…)                                                          

Ne İsa’ya ne Musa’ya bir türlü yaranamayan,  AB’ye girmeden bizi AB plakaları ile AB’li yapma başarısı göstermesine karşın yine de  “memleketi rengârenk konfetiler gibi araba plakaları renkleriyle doldurdun”  mırıltılarından kurtulamayan Sn. Bakan Dürüst bir açıklama yaptı ve dedi ki “AB’li plakalar yeni kayıt yaptıran arabalar içindir… Eskiler eski plakalarıyla 2027 yılına kadar seyrüsefere devam edebilirler…”  İyi de Sn Bakan o güne kadar zaten plaka değiştirecek araba kalmaz ki eski! Artı bendeniz gibiler  çoktan cartayı çekip gitmiş olurlar, kaldı ki yeni araba ala!  Yani ne edip eylesek Sn. Bakan gözümüz arkada kalacak çünkü yeni araba alacak halimiz yok! Doğrusu üzüldüm, AB’li olduğumu göremeyeceğim!