Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güney’in derdi: (Tüm adanın meşru devleti olduğunu kabul ettirmek!)

Çözüm istemeyen akılsızdır, bu kadar basit! Fakat bu kadar  “basit”  olan bu mantığı  Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin isteklerine uygunluğunca gerçekleştirmek daha büyük akılsızlıktır! Zaten müzakere masasında taraflar sürekli tartışıp birbirleriyle dalaşıyorlarsa  nedeni de budur! Misal:
Son günlerde yeniden masaya dönmek için naz niyaz yapan Anastasiadis   “masadan kaçmasına neden olan Navtex olayını”  sonunda yeniden şart haline getirdi! Hatta bunu BM’ler temsilcisi Eide’ye bile kabul  ettirdi. Şimdi o da  “Türkiye Doğu Akdenizde Rum’un Münhasır Ekonomik Bölgeleri içinde araştırma yapacağım diyerek dönüp durmasın çünkü bu durumda müzakereler başlasa bile yine kopar” yollarında açıklamalar yapıyor!
RUM’UN DERDİ: “İlle de benim istediğim olacak!” Öyle yahut böyle! Rum tarafı kendini Türkiye’ye  “adanın tanınmış tek devleti”  olarak kabul ettirmek istemektedir! TC tarafından tanınacak ki müzakerelerde  “eşit iki toplum” arasında  “iki bölgeli bir federasyonu” değil;  Kuzey’in  Güney’deki Kıbrıs Cumhuriyetine dahil olacağı bir Federasyonu  tartışsın!  (Hani daha iyi anlatmak için “mesela diyelim,”   Kıbrıs Türk Futbol Federasyonunun KOP’un altına girmesi gibi!)  Denecek ki  “Eee, ne var bunda? Girerse girer, önemli olan iki halkın birlikte barışçı çözüm içinde yaşaması değil midir?”
OLMAZ! Rum tarafı  “azınlık çoğunluk” üzerine dayandıracağı bir çözümün peşindedir. 1974’ten bu yana tüm çabalarına karşın bunu gerçekleştiremedi. Üstelik “artık Rumlar  Kuzey’e dönmek istemiyorlar”  gibi çok abuk sabuk bir de izlenim yarattı ki fincancı katırlarını ürkütmesin! Oysa “yeni haber” bunun bir taktik olduğunu ayazlatıyor: Nedir o haber?         Rum Yönetimi özellikle Karpaz bölgesinde ikamet eden Rumların zaman içinde ölerek azalmaları ve evleri ile topraklarının atıl kalmaları nedeniyle, Güney’deki yakınlarının bu yörelere dönüp mallarına sahip çıkmalarını teşvik etmek için yeni bir karar almaya hazırlanıyor…  Yani Rum geri dönmek istemiyor diye bir olay yok!
KISACA:  Türkiye Navtex’ten vazgeçsin demek  “Güney Rum Yönetiminin adanın tek ve meşru devleti olduğunu kabul etmek demektir. Eğer masaya bunu kabul etmek için oturulacaksa  müzakerelere ne gerek vardır? Salın Güney’e haberi,  şip şak çözüm olsun!      

    **********    

    Yazık geçen günlerimize: (Laflama ve kendimize ambargo uygulama üzerine geçiyorlar!  (1)
Akşam yatarken sorarsınız?  “Bugün günüm nasıl geçti? Yeni bir şey öğrendim mi? Bir insanla tanıştım mı? Bir sosyal etkinliğe katıldım mı? Bir kitaptan üç beş sayfa da olsa okudum mu? Yoksa mantar gibi yaşarken bir gün daha mı geçti?          Bazen,  artık  sendikacılar tarafından “basıldığı” için oturumlarını yapıp çalışamaz durumlara  düşen    KKTC’nin Meclisine bakarım. Bazen de KKTC’nin   hiç “pembesi” kalmamış çoğu sisli, gri veya kararmış günlerini yaşamak zorunda kaldıkta düşünürüm bunları:  Ve sorarım:
“Geçen hafta KKTC kazandı mı yoksa yine mi kaybetti?  Kâr mı yaptı zarar mı? Bir taşın üzerine ikincisini mi  koydu yoksa bir taş daha mı eksildi doğasından? Doğumları mı daha çoktu ölümleri mi?  Büyük icraatlara imza mı attıydı yoksa eldekiler de mi harcandıydı?  Büyük düşüncelerle”  mi uçtuydu, yoksa kanadı kırık kuşlar gibi yerlerde mi süründüydü!
GEÇEN HAFTA: Bu sorulara cevap aramak için baktık geçen haftaya!   Kıbrıs Türk halkının KOP girdiydi kanına!  Ercan İhalesindeki olaylar,  Mare Monte Hoteli’nin durumları acıttıydı aklımızı! Sonunda “Yüce” denilen KKTC Meclisinin de basılmasıyla yüreğimiz sızladıydı!  Ve tabii  Cumhurbaşkanlığı seçim propagandalarına akıl sır erdirmek için çabaladıktı!
Ne diyordu Namık Kemal  Mağusa’ya baktıkça:  “Taş, taş,  taşş!  Geçen hafta KKTC’nin ahvaline bir baktık ki  “laf,  laf,  laff!  Hadi azıcık anlatalım:          

**********
Kısaca takıldığım:  (Geçen hafta nasıl geçti KKTC’de günler?)  (2)

Mesela: Ercan Havaalanı’nda iki Şirketin anlaşamaması   nedeniyle başlayan tartışma bazı STÖ’leri tarafından  devletle kavgaya dönüştürüldü. Eylemli  protestolarla birlikte ihalenin iptali isteniyor. Kolay mı ki? Sonunda en başında konuşup açıklamalar yapması hatta sorunları çözmesi  gereken Başbakan çıkıp dedi ki  “Ercan’da iki şirket anlaşamıyor. Bu bizi ilgilendirmiyor.  Ha eğer her iki Şirket vazgeçerlerse…”  (İşte o zaman ilgilendirecek!) 
Mesela:  2006 yılında Merit Oteller Grubu Vakıflar İdaresi’nden beş yıldızlı  800 yataklı bir otel ve 684 yataklı bangalov,  golf tesisi, teleferik tesisi, alış veriş merkezi, su parkı yapmak için 470 bin 900 metre karelik bir arazi kiralar.. Tüm ödemeler yapılır çalışmalar başlar… Proje 1 milyon dolara patlar… 2008’de Vakıflar projeyi onaylar… Şehircilik Dairesinden onay beklenirken bu kez Eski Eserler ve Anıtlar Müdürlüğüne takılır! Çünkü arazide birinci ve ikinci derecede tarihi eserler var.  Sonuçta o büyük projeye sadece 102 dönüm arazi bırakılar! Yani yüzde yetmişi budanır! “Bu küçük alana proje nasıl sığdırılacak” denirken ardından Alsancak Belediyesi’nin feryadı kopar:  “Mare Monte bizimdir, halkındır halkın kalacaktır…”  Yer yerinden oynar, eylemler bildiriler derken,  “haydin Kuzey Kıbrıs’ı Merit Oteller Şirketi gibi  “sömürgenlerden kurtarmak için  hücum denir!.. Ve ne olur? Diyor ki Merit Oteller Şirketi ne şevkimiz kaldı yatırımlar için umudumuz!  Kadük oldu mu onca devasa turistik yatırımlar?  Ne gam!  
Mesela. Bir haber: Öteden beri “Türkiye sporumuza ilgi göstermiyor, katkıda bulunmuyor diye yakınırız ya! Türkiye Gençlik ve Spor Bakanlığı  da Bizim Spor Bakanlığı ile bir anlaşma yaparak “KKTC’de bir Spor Ofisi açmaya karar verir.  Tabii böyle bir Ofisi açarken TC’den bazı görevliler de gelecek.          Oysa biliyorsunuz: Öteden beridir bu memlekette Türkiye’nin ne parasını ne memurunu ne  de askerini istemiyoruz!  Bu Spor Ofisini de  “istemeyuz”  deyip Başsavcılığa kadar götürüyoruz ki oradan da zaten “açılamaz” kararı çıkıveriyor! Ve ne oluyor? Türkiye Spor Fonundan parasal katkılar sağlayacak Kıbrıs Türk gençliği ile sporu büyük bir kez daha kaybediyor!
Mesela:  KOP olayına hiç değinmeyeceğim!  TC’nin altına girmeyen Sporumuz KOP’un altına hay hayda girmek için uğraşıyor! Tabii onun da zararlar faturasını o KOP dediğiniz   günü geldiğinde Sertoğlu’na değil,  Kıbrıs Türk halkına ödetir elbet!
Mesela: Şu Göç Yasası bahanesine sığınarak sendikacıların Meclis basması! Gazetelerde fotoğrafları gördüm.  Bazı milletvekilleri bu baskın esnasında gülüyorlardı! Aralarından  tek bir kişi çıkıp da  “heyt, nedir be bu sizin yaptığınız.  Burası sorma gir hanı mıdır?   Burası milletin vekillerinin meclisi!  O kapıdan yeniçeri isyancıları gibi öyle paldır küldür girilir mi ki? Haydi yallah dışarı…”  Demedi! 
VE TABİİ SORALIM. Nasıl geçti geçen hafta KKTC’de günler?  Kazanımlarla mı kayıplarla mı? Kâr mı etti zarar mı?  İnsanlar mutlu muydu yoksa mutsuz mu? Günler pembe miydi yoksa gri mi? Sislerle mi örtülüydü hayatlar yoksa aydınlıklar mı nurlandırıyordu memleketi?  Bir zahmet cevaplarını da siz verin!