Hafta sonunu heyecanlı ve bir o kadar da duygusal geçirdik. Uzun süredir “devlet” lafı dillere bu kadar pelesenk olmadıydı. Bu kadar çok telaffuz edilmedi ve “mutlak sahibi” olacağımız söylenmediydi. Dahası tüm bu vurgulamalar “Kıbrıs Federal Devleti içinde kurucu devlet olacağımız” vurgulamasında yapıldı. Gerçekte eğer müzakerelerin başında varılan uzlaşı hâla geçerliyse zaten “tek federal devlet, tek Kıbrıslılık kimliği, tek vatandaşlık olacak ama Kuzey ve Güney kurucu devletleri de ayni zamanda birbirlerinin içişlerine karışmadan kendi içlerinde özerk olacaklar..”
Mesela bir “federal polis teşkilatı” olacak ama “benim de kendi devlet sınırlarımda kendi polisim olacak. Kendi eğitim sistemim, kendi tarım politikam, kendi belediyelerim, kendi mahkemelerimin olacağı gibi…”
YANLIŞ MI DÜŞÜNÜYORUM? Eroğlu-Anastasiadis müzakerelere başlarlarken Federe devletin Yönetim ve Güç paylaşımına ilişkin “uyulması gereken anayasal müeyyidelerle ötesi federal yetki ve sorumluluklar yanı sıra “kurucu devletlerin” de kendi içlerinde, (altını çize çize) açıkladıklarınca “birbirlerine karışmadan özerk haklara sahip olacakları konusunda uzlaşıya vardılardı.” Bu nedenle olası “özerkliğin” şeklini tasavvur ederken “kendi bölgemizde nelere sahip olacağımızı düşünmemek hem mümkün olmuyor hem de yanlış olmuyor..
O ZAMAN YANLIŞ NEREDE: Tabi ki Rum tarafının gitgide “arsızlığa” varan isteklerinde! Ki Eroğlu da bu arsızlıktan yakınırken, “Anastasiadis her toplantıya elinde bir kâğıda yazılı istekleri ile geliyor” diyordu. Şimdi o istekler o kadar billurlaştı ki Sn. Akıncı da dayanamadığı yerde ve KKTC’nin 32. Kuruluş Yıldönümünde Rum tarafını işaretleyerek, “burada bir devletin olduğunu da artık anlamaları gerekir” deyiverdi..
Çünkü çözüm arayışlarında Rum tarafı çok cırlamaya başladı! Kıbrıs siyasi sorununu Federal Sistem içinde ve iki bölgelilik esasında çözmek yerine, Kuzey’i nüfusu ve mülkü ile nasıl yeniden aidiyetine sokacağının, postu Kuzey’e nasıl sereceğinin siyasi atraksiyonlarına başladı. Arsızlık o boyutlara vardı ki Kuzey’deki Türk halkının nüfusunu bile sabitleyecek formüller üretilmeye başlandı!
32. YIL: “Kutlamalar” çoktandır Rum tarafına söylenmesi gerekenleri “söyleyip uyarma” fırsatı verdi. Umut edelim ki Güney mesajı “doğru” algılamıştır.
********** KKTC’NİN ÖNÜNÜ AÇMAK: (ÖNCE EKONOMİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILMALIDIR.)
Paris’teki kanlı terör olaylarına rast gelse de Antalya’da başlayan G-20 Zirvesinin önemini çok etkilemedi. Aksine hazır bir araya gelen G-20 ülkeleri enine boyuna terörü, İşid’i Suriye’yi kısaca Ortadoğu’yu mercek altına yatırıp birliktelikli mücadele kararı aldı.
G-20 dönem toplantısını Tv. ekranlarından gururla izliyorum. Türkiye bu işi öğrendi. Pek çok kalkınmış ülkeden çok daha başarılı organizasyonlara imza atıyor. Hatta gitgide uluslar arası platformların odağı haline geliyor. Mesela artık İstanbul bir dünya markasıdır. Bodrum, Antalya turizm odaklı “ünlü kentler” olarak anılıyorlar. Söz konusu G-20 zirvesinin Antalya’da gerçekleştirilmesi bu nedenle bir rastlantı değil, seçimi doğru yapılmış bir olaydır… Ötesine gelince:
VERİLEN MESAJLAR: Ekonomik dili anlamam! Hatta G-20 zirvesinde nelerin niçin konuşulduğunu sonunda neden global kararlar alınacağına da vakıf değilim. Ancak orada daha ilk günden dünyanın en büyük ekonomik kuruluşlarını yöneten insanların söyledikleri ile ısrarla üzerinde durdukları iki üç kelimelik öneriye ben de bir mim koyacağım. “Dünya devi işinsanları diyorlar ki “bizi daha fazla sıkboğaz etmeyin. Eğer daha fazla istihdam yaratmamızı istiyorsanız özel sektöre yönelik müdahale ve düzenlemeleri en aza indiriniz, önümüzü açınız…” İşinsanlarının bu şikâyetleri 2008 yılı krizinden sonra artan müdahaleler nedeniyle yapıldı sona erdirilmesi istendi..
KKTC’NİN DURUM VAZİYETLERİ: Her olaydan kendimize pay çıkartma alışkanlığımız yoktur! Fakat bu ülkede hâlâ “özel sektör” düşmanlığı yaşatılıyor, “özelleştirmelere” karşı akıl almaz bir “devletçilik” savunuluyor ve TC ile yapılan onca Mali ekonomik Protokollere karşın tırnaklık uygulamaya geçilmeden, “bunlar bizim şartlarımıza” uymuyor deniyorsa; tabi ki durumdan vazife çıkartırız! Çünkü hantal ve Merkeziyetçi bir Devletçilik anlayışında yaratılan “kısır döngüler” bu ülkenin olan ekonomisini de batırdı!
O kadar ki artık KKTC’nin Ticaret odaları Güney’le işbirliğinden medet umar hale geldiler çünkü Kuzey’de nefes alamıyor boğuluyorlar! Dıştan KKTC’ye bir yatırımcı gelse “istemeyiz” feryatları ayyuka yükseliyor! Sermaye sahibi insanlar ne zaman bir yatırım için teşebbüse geçseler devletten önce karşılarında olanca Sendikalarla Birlik’leri bulmaktalar, protestolarda boğulmaktalar!
Tarım kesimi, hayvancılar, narenciyeciler gitgide kamu görevlileri sınıfına geçtiler! Rutin aralıklarla sürekli hazineden ödenmekteler buna karşın ne üretim ne de ihracat artmakta!
KISACA: Artık devlet kamburundaki bu “yükleri” atmalı, yatırımların önünü açacak tedbirleri almalıdır ki KKTC biraz nefeslensin.
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (DAVUTOĞLU’NUN MESAJI VE BİR ÖNERİ.)
TC Başbakanı Davutoğlu 32. Yıl dolayısıyle gönderdiği mesajda hedefin KKTC’yi ekonomik yönden kalkındırmak olduğunu bu konuda gereken her şeyin yapılacağını vurguladı… Demek ki Ankara durumumuzun farkındadır ki öylesi bir günde gönderdiği mesajda hamaset dolu laflar sarfetmek yerine, gerçeği vurguladı…
ÖNERİMDİR: Hiç gecikmeden ve hemen Davutoğlu’nun kapısına dayanın. “Hadi bakalım” deyin. “Sözünüz sözse işte biz geldik.” Oturun baş başa “KKTC’de nasıl bir ekonomik politika saptanıp planlanacak konuşun, anlaşın, hemen başlayın uygulamaya… (Tabi suyun akmasına bile tahammül edemeyenlere değildir önerimiz.)
































