Güney Kıbrıs’taki seçim sonuçları beni bir miktar şaşırttı.
Ben seçimin birinci turdan, Anastasiadis’in zaferiyle sonuçlanacağı izlenimi edinmiştim.
Hristofyas döneminin finansal krizleri, işsizlikteki artış, işlerini ve bankadaki paralarını kaybeden insanların krizi atlattıktan sonra yeniden bir maceraya girmeyeceği düşüncesi vardı bende.
Ama baktık, AKEL’in desteklediği Malas’ın yüzde 30,2’lik oyu, Anastasiadis’i yüzde 35,5’la ikinci tura bıraktı.
Tabloya baktığımda, geriye kalan yüzde 30’un üstündeki potansiyelden, Malas’a oy çıkacağını tahmin etmem.
Anastasiadis dün sabahtan itibaren, aşırı sağ kesimlerle ittifak arayışını başlatmış durumdayken, Malas, örneğin ELAM’cılarla asla ittifak yapmayacağını söylüyor.
İkinci turda da olsa, Anastasiadis’le yola devam diyecekler orası kesin…
Peki, Anastasiadis’in ilk turdaki oy kaybı, Kıbrıs konusunda çözümsüzlüğe çark etmesiyle alakalı olabilir mi?
Belki…

Geçen dönem, sadece içinden geldiği DİSİ Partisi’nin oylarıyla seçilmediği kesin.
O zaman, barış güvercini pozlarında, anlaşma yanlılarının oylarını da toplamıştı. Ama bu defa, seçim sürecinin başlamasına neredeyse bir yıl kala, ret cephesine geçiverdi. Neden? Çünkü yaptırdıkları anketlerde, seçimlerde Kıbrıs konusunun belirleyici olmadığını saptamışlardı.
Belki de anlaşmayla bitebilecek olan görüşme sürecini, sırf seçimi düşünerek defalarca zora soktu.
Sonunda da, bir tekmeyle masayı devirdi gitti…
Doğrusu suçlanmadı da. O da halkının ne istediğini biliyordu.
Rum tarafındaki seçmen profiline, daha doğrusu halkın genelde ne istediğine bakıldığında, çözüm, anlaşma yanlılarının da öyle çok büyük bir kitle olmadığı aşikar.
Crans Montana’dan sonra Anastasiadis’i sorumlu tutan kaç kişi vardı?
Kaç tane gösteri düzenlendi?
Düşünün aynısını Akıncı yapmış olsaydı, Lefkoşa’yı başına yıkacak kitleler vardı…
İki toplumlu Unite Cyprus Now üyelerinin dışında, olaya kafasını takan olmadı.
Nitekim, AKEL’in desteklediği Malas’ın da öyle ahım şahım bir anlaşma hedefi yoktu.
O da bilindik basmakalıp “adanın birleşmesi” sözlerinden öteye gidemedi.

Tartıştıkları konular iç konulardı.
Ekonomi, mevduatları traşlanan mağdurların tazmin edilmesi,sağlık sistemi, maaş artışları…
Malas’ın Anastasiadis’e Kıbrıs konusunda yaptığı en büyük suçlama, BM Genel Sekreteri’nin belgesini değerlendirmemesi oldu. Bunun da, sırf Türkiye’yi deşifre etmek için yapılması gerektiğini savunuyordu.
Durum bu kadar netken, sosyal medyada “Çözüm yanlısı iki aday ikinci tura kaldı” söylemleri bana garip geliyor.
İşte Hristofyas, işte Anastasiadis ve tüm söylemleriyle Malas…
Herhangi biri radikal bir tutum değişikliğine gidebilir mi?
Seçim süreci ve seçim sonuçları Rum halkının neyi isteyip, neyi umursamadığını öyle açık ortaya koydu ki, sanki referandum gibi…
Baksanıza, faşist ELAM’ın adayı Hristos Hristou’nun yüzde 5,65 oy aldı. Kendileri de sonucu zafer olarak nitelediler.
Ve ben bir kez daha umutsuzum…
Biliyorum ki, Rum halkının çoğunluğu bir anlaşmayı ister duruma gelmedikçe, liderler kim olursa olsun, bu adada çözüm olmayacak…
YERİN KULAĞI VAR
İBRE UBP’YE Mİ DÖNÜYOR:
Teklif üstüne teklif alan DP’nin aklı karışmış durumda. DP Parti Meclisi nasıl bir karar alacak henüz bilmiyorum ama, adeta “DP’nin yediği önünde, yemediği arkasında” misali. UBP verdikçe veriyor. Onlar 2 verdi, ben 3 vereyim. Yetmezse, seni UBP’nin Cumhurbaşkan adayı gösterelim. Utanmasalar UBP’yi kapatıp DP’ye katılalım bile diyecekler. Peki ama UBP’nin hükümet olmak için bu kadar taviz vermesinin ardındaki ne..? İşte DP’lilerin düşünmesi gereken bunlardır. UBP ille de hükümet olmak için bu kadar çok çömert davrandığına göre, bu işin altında bir iş olduğunu da mı düşünemiyorlar… Yoksa onlar da mı aynı baskının altındalar?
GÜVEN YERLERDE SÜRÜNÜYOR:
Meclis önünde yaşananlarla ilgili olarak hazırlanan polis raporuna Cumhurbaşkanı Akıncı itiraz etti ve neden tutuklama yapılmadığı konusunda ek rapor istedi. Günlerdir yazıp çiziyoruz bu kadar aleni bir şekilde suç işleyen onlarca kişiyle ilgili polisin elinde hiç mi kanıt yoktu? Nasıl olmasa olaylara karışanlar “bizim çocuklar” mıydı?… Kusura bakmasınlar ama, polisin bu tavrı, kuruma olan güveni de, ülkenin güvenliğini de, hukuk devletini de yerle bir etmiştir…
DARBE ÜSTÜNE DARBE:
Bayındırlık ve Ulaştırma eski bakanı Kemal Dürüst, 7 ocak seçimlerini kaybetti, yine kendi partilileri tarafından “helvası” dağıtıldı. Bunlar yetmezmiş gibi şimdi de 2017 tarihindeki “Dünya kadar doktor vardır, kliniğinde kullandığı ilacı akşam hastaneye gidip kasa kasa arabasına yüklemektedir” sözleri nedeniyle Tabipler Odası tarafından mahkemeye verildi. Hani bir söz var, “insan düşmeye görsün” diye. İşte yıllardır siyasetin içinde olan ve birçok bakanlık görevinde bulunan Dürüst, bakın şimdi nelerle uğraşıyor…
BAŞKAN ADAYI MI?:
Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Sertoğlu’nun yıllardır başarıyla sürdürdüğü bu görevi bırakacağı yönündeki açıklamaları, kafalarda soru işaretlerine neden oldu. Bu istifa mesajı, Sertoğlu’nun Haziran ayında yapılacak yerel seçimlerde yeniden UBP’nin Lefkoşa Belediye başkan adayı olacağı dedikodularını da beraberinde getirdi…
İMAR PLANLARI ACİL:
Hürriyet gazetesinin haberinde, ” Kıbrıs’taki fiyat avantajını değerlendiren Türk yatırımcılar soluğu Kıbrıs’ta alıyor” deniyor. Hürriyet Emlak web sitesinde yer alan Kıbrıs ilan sayıları son bir yılda yüzde 63 artış göstermiş. 2017 yılının başında bin 397 ilan yer alırken, yıl sonunda bu sayı 2 bin 284 olmuş. Bu da demektir ki, ilgi durmamış, artmaya devam ediyor. O halde acilen yapılması gereken, İmar Planlarının hayata geçirilmesi. Böyle giderse, Kuzey Kıbrıs’ın tamamı, yaşanır olmaktan çıkacak…
KENDİ GÖZÜMÜZDEKİ MERTEĞİ GÖRMÜYORUZ:
Yerel bir gazetemizin haberinde, “Güneyde adam dövme, tehdit ve çocuk pornosu yüzünden tutuklamalar arttı” denilerek, güneyde adli suçların patladığı iddia edildi. Halbuki KKTC’de, gün geçmiyor ki darp, cinayet, hırsızlık, dolandırıcılık, uyuşturucu ve şiddet vaklaları yaşanmasın. Hapisanelerimiz artık suçluları sığmaz oldu. Suç işleme konusunda neredeyse dünya birinciliğine koşuyoruz. Hani bir laf var, “kendi gözümüzdeki merteği görmeyiz ama, elalemin gözündeki çöpü görürüz” diye, işte tam da böyle…
ZİRVEDEKİLER
Mete Tümerkan: “Rum tarafında gelecek hafta sandıktan kimin çıkacağından daha çok, sandıktan çıkacak kişinin ne kadar cesur ve çözüm odaklı adımlar atabileceği önemli. Bugüne kadar Güney Kıbrıs’ta oluşan statükoyu ne kadar karşısına alıp onunla savaşabileceği. Ancak böyle bir şey olursa müzakerelerin yeniden başlayabilmesi mümkün olacak ve çözüm odaklı yeni bir müzakere sürecinin önü açılabilecek. Yoksa gerisi boş”…
DİPTEKİLER
Lüzumsuz Bir BM Kararı Daha: Biz bıktık, Bm Güvenlik Konseyi 1964’den beri aynı kararları üretmekten bıkmadı. Kıbrıs Türkünün ambargo altında yaşatılmasından başka hiç bir yaptırımı olmayan kararlara bir yenisi eklenmiş. Kıbrıs Türk ve Rum taraflarına “fiili durumun kabul edilemez olduğunu teyit ederek, çözüm taahhütlerini yineleme” çağrısı yapılmış. Aman ne mühim. Yapılıyor zaten. Yani yinelediklerinde ne değişecek. Var mı elinizde zorlayacak bir mekanizma? Ya da taahhüt etmediklerinde ne olacak? Adamlar göstermelik olarak “çözüme bağlıyız” lafı ediyorlar. Ama fiiliyatta tam tersi. Açıklamalar, ambargonun devam etmesi için yeterli gerekçe mi sayılacak?
































