Rum tarafı gitgide soğuyor! Tutun ki ihanete uğramış “kırık kalbi” oynuyor! Beklediğini bulamamanın hüsranında sanki acı çekiyor ve Güney’de yarattığı dünyasının içine daha çok kapanıyor! İki toplumlu 1 Mayıs ortak kutlamalarına sadece Peo’nun katılması geri çekilişin ispatı oluyor!
Haklılar! Çünkü başından beridir müzakereler bekledikleriyle umdukları düzeye hiç gelmedi! Ki bu yorumu yaparken bir yandan da şunu düşünüyorum: “Rum tarafının kafasına kim, bu kez masada her istediğini daha kolaylıkla alacağı umudunu soktu!”
Çünkü çok açık seçik gerçekti. “Annan planına hayır derken bu kez Rum tarafının müzakerelerde üzerinde kazanımlar elde etmesi gerekirdi ki “evet” desin! Ancak bu telkin kendi siyasetinden kaynaklı değer yargılarında gelişmedi! Hayrettir ama Rum tarafına bu umudu Türk tarafının “hemen çözüm” diyen yeni türedi “barışşörleri” şırınga etti! Güney’e “nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun” diyerek üfürdükleri hava tabi ki Sn. Akıncı’yı da masada zor duruma soktu! Çünkü kendinden yana kendisine umut bağlayan bu insanların Rum tarafına yönelik bonkörce davranışlarıyla Sn. Akıncı’nın masadaki politikası örtüşmedi!
Anastasiadis ise hâlâ “tabi ki Annan planının üzerinde kazanımlar bekliyoruz” demeye devam ediyor!
OYSA: Artık daha açık seçik göründüğü için biliniyor! Kuzey’deki siyasi irade ayni zamanda TC kökenli yurttaşlarla da kaimdir.. Bu insanlar 2004’deki gibi ceplerine konacak onar bin yuroya fit gidecek o geçmişteki gettolarının yabancıları değillerdir artık! Sermaye birikimlerini oradaki köylerine değil KKTC’ye yapmaktadırlar. Tutun ki en basitinden memlekette yayınlanan bazı gazetelerin de sahibidirler! Üstelik büyük işlerle yatırımların da patronları olmuşlardır! O sahillerdeki dizi dizi turistik oteller, kumarhaneler falan da onlarındır, Memleketin sebze meyve toptancılığı da ellerindedir…
Kısaca yerleşik düzene çoktan geçilmiş, Kuzey çoktan TC kökenli yurttaşların hem ekmek teknesi hem yatırım yeri olmuştur… Dolayısıyle ne Rumlarla anlaşma gaileleri vardır ne ellerindekini iade edecek niyetleri! Ki Rumlar Annan planının üzerinde kazanımlarla yeni bir referanduma gitme şansı yakalasalardı, bu yurttaşlardan külliyen “hayır” çıkardı!
KALDI Kİ: Türkiye faktörü artık çok daha güçlü ve siyasi iradeye sahip bir gerçeği vurgulamaktadır. Nitekim Kıbrıs’ın siyasi kaderini çözüm aşamasında yeniden saptama söz konusu olduğunda artık adadan çekip gidecek bir Türkiye değil, nüfusu, yatırımları, çıkarlarıyla yerli yerine inatla çakılacak bir Türkiye vardır..
Ve Rum’un keyfini de “adadaki Türkiye eksenli bu gerçekler kaçırmakta, umudu bu nedenlerden dolayı kırılmaktadır!” Kısaca Güney için 2004 fırsatı bir daha geri gelmemecesine uçtu gitti! Masada oyalanmaya neden devam etsin!
SİYASETE YEDİRİLEN İŞÇİ!
Dün “işçi’nin kaderi değişmedi, işçi yine o işçi” dediydim bu “köşede.” Ve bir zamanların Mağusa limanını anlattıydım. Bir eksikle. O “eksik” de şuydu:
Bizatihi işçinin kendisi mi saptar kaderini? Devrimini evrimini kendi gücünün iradesiyle mi gerçekleştirir? Kendisi mi kurar sendikasını? Kendisi mi eyleme gider hakkı hukuku için?
İşte “o kadar değil” diyecektim, eksik kalan buydu! 70 yıl önce de değildi! İşçi her zaman “tabanda oluşunun” ezikliğiyle kendinden yana “üst akıl” aradı aklına sığınırken, hakkını hukukunu savunmaları için!
O zaman da ister Sağ’da ister Sol’da olsun. Siyasal eğilimlerin içinde de savruldu, emeği de sömürüldü.
Nitekim gün gelecek Mağusa’da baş başa bir akşam yemeğinde buluşup adeta dertleştiğimiz rahmetlik Türk Sen Başkanı Necati Taşkın bana diyecekti ki “hayatımın en büyük yanlışını siyasete atılmak istemekle yaptım. (UBP’den aday olduydu..) Ve eklediydi. “Sendikacılık çok ayrı bir olaydır, ikisini birbirine karıştırmamak gerekir. (bu mealde bir itiraftı.)
NEDEN YAZDIM BUNU. Gazetelere baktım. Altı Türk sendikasına karşın Rum tarafından sadece Peo katılmış 1 Mayıs kutlamalarına. “İsyanımız işgale” pankartı ile! Pankartın bir sahibi de Yeni Kıbrıs Partisi…
Çok mu gerekliydi bu pankart? İşçinin, emeğin mi simgesiydi? Üstelik “Güney mi kükrüyordu Kuzey’de yürürken “işgalci” dediği Türkiye’ye, yoksa Kuzey mi kükrüyordu yıllardır ambargolar altında yaşadığı her türlü eza ve cefaya!” İşçi bir kez daha istismar edildi, ensesinden carta çeken “pis entelektüellerin” katığı haline getirildi!
KISACA TAKILDIĞIM. (VAH VAHHH!)
Tarım Master Planı Taslağı yayınlanmış, deniyor ki sulu tarıma uygun olan 1. Sınıf araziler KKTC topraklarının sadece yüzde 4.92’sini oluşturuyor! Vah vah!
Ki Türkiye’den gelen su hâlâ denize akıyor çünkü çapımızla naturamızla çok geldi!
Buna karşılık: Hatırlarım. Yıllar önce Mağusa limanından transit geçen Fransız ve Yahudi gemileri toprak taşırlardı İsrail’e! Çölün üzerine döküp ziraat yapmak için.. Ki anası babası Kooperatifçiliğe dayalı “kibutslar” halâ o kuruluş yıllarındaki seferberlik ruhu ile uğraşmakta toprakla. Çöl yer altından döşenen ve damlama usulüyle narenciye bahçelerinin köklerine kadar uzanan borularla sulanmakta, kızgın kumlarda öbek öbek yeşil narenciye vahaları oluşmakta!
Bir de bize bakın. TC’den akan suyun kıyısında olan köyler bile halâ tuzlu sular kullanmakta. Güzelyurt bahçeleri tuzlu sudan kurumuş her yıl rekolte düşmekte! Öte yandan koskoca bir Mesarya, Omorfo ovası uzanmakta kurak ve çorak! Ki yağmur yağdıkta ürettiği tahıl ambarlara sığmamakta..
Ve ne deniyor: “Memleketin sulu ziraat yapılacak toprakları sadece yüzde 4 oranındadır!” Vah vahhh!
































