Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Gündemi Değiştir, Yeter…

Geçen hafta Bakalar Kurulu’nun Mağusa Belediyesi’ne 10 milyon lira kredi verilmesini onayladığı ortaya çıktı. Kredi gerekeçesi, Belediye’nin ekonomik olarak batma durumunda olduğunun göstergesiydi.

Çünkü harcamalarını düzenli yapabilmesi için deniyordu.

Gelecek döneme ciddi miktarda borç bırakması bir yana, mevcut durumuyla bu borcu düzenli olarak ödemesi de şüpheliyken, siyasi kaygılar, aynen Lefkoşa’da olduğu gibi, bir kez daha öne geçti.

Ooo bir de baktık, sanki o belediye bu değil…

Yazılıp çizilenlere tek satır cevap veremeyen Başkan, aniden dehşet projelerle ortaya çıktı.

Dikkat, seçime 1 kala, hem de maaşları bile ödeyemezken.

Merak ettik, baktık, şaşırmadık… Projeleri finanse eden Türkiye Elçiliği…

Artıda devraldığı belediyeyi sıfırlayan kahraman, Türkiye’nin parasıyla yapılacak projeleri reklam eder..

Ama bizde adettendir… Mesela birileri seni eleştirir ya da hakkında bir skandal ortaya çıkar, yalanlayamazsın.

Ama ne yaparsın…

Acele bir basın toplantısı ya da bir açıklama,  çıkarsın ortaya, övünür durursun. Dikkati başka tarafa çekersin.

Hakkında iddialar olan biri çıkar “arsa dağıtıyoruz” der, biri de çıkar projelerden bahseder.

Ama o yanlışlar ya da o sansasyonel iddialar oradadır.

Onlar hakkında bir açıklama yoktur.

Sonra seçim geldiğinde, kimi hesabı orada keser, kimi hatırlamamayı seçer, kimi de bile bile mühürü basar…

Önemli olan hesabı kesenlerin sayısıdır.

Bu sayı yüksek olsa, en azından sandıkta hesap sorulmuş olur.

Oysa çoğunluk diğer iki kategoridedir. Görmezden gelirler, unuturlar… Ya da partilerine bağlılıkları (!) o kadar büyüktür ki, yanlışların lafı olmaz…

O yanlışlar kurumlara ve sonuçta devlete zarar verir, ama yapanın da yanına kalır.

Bağırıp çağıranlar bile işi yargıya götürmez.

Çünkü KKTC demokrasisinde hesap sorma mekanizması çalışmaz.

_______________________________________________________________________________

Konu Karavan Değil; Devlet Malını İşgal Meselesidir…

Karavanlar konusunu dün yazmıştık. Konunun gündeme gelmesini sağlayan, eski Mağusa Kaymakamı Şifa Çolakoğlu’nun sosyal medya mesajıydı…

Görüntüler, bir karavan bölgesinden çok, villalar bölgesini andırıyordu.

Çolakoğlu, bu işgaller konusunda zamanında üç kez rapor hazırladıklarını, ancak kimsenin dikkate almadığını da söylüyordu.

Dün Büyükkonuk Belediyesi, işgalci karavanları kaldırma girişiminde, polis engeliyle karşılaştı.

Gerekçe neydi bilmiyoruz. Burası da Boğaziçi gibi mi, farklı mı bilmiyoruz…

Bildiğimiz, yaz başında Büyükkonuk Belediyesi’nin kaplumbağa yuvalarına rağmen, plaja dozerleri sokarak, bir karavan bölgesi hazırladığı. Karavancılardan para da telep etmiş, şimdi kaldırıyor. Herhalde bir açıklama yapar.

Diğer taraftan eleştirilere neden olan örnek, henüz Meclis’te olan Karavan Yasasıyla falan alakalı değil. Devletin hali arazisinin işgaliyle ilgili…Yani bir anlamda gecekondu. Önce derme çatma başlamış, sonradan betonarmeye dönmüş. Atıklar için herkes kafasına göre kuyu kazmış, etraflarını betonla çevirmişler, hatta diktikleri ağaçlar yükselmiş. Yani bu bir kaç yıllık bir olay değil…

Yorum yapanlardan biri, siyasilerin karavan kamplarını seçim bölgesi ilan edebileceklerini söyleyerek dalga geçiyordu. Doğru, devletin hali arazisi, gaspedilerek, bir yerleşim yeri haline getirilmiş. Hani seçim zamanı, Türkiye’de geçmişte yapıldığı gibi tapuları da verirlerse hiç şaşmam…

_______________________________________________________________________________

YERİN KULAĞI VAR

BAŞBAKAN’IN YİNE HABERİ YOK:

Başbakan Özgürgün, Serdar Denktaş’ın ortaya attığı “ada kart”tan haberi olmadığını söylemiş ve devam etmiş, “Herhalde Serdar bey bir açıklama hazırlatacak”… Maliye Bakanı olarak mı? İlginç… ama konuyu sahiplenmemesi akıllıca, kapıda seçim var, şimdi okları üstüne mi çeksin… Esas mesele Başbakan’ın  herşeyden bihaber görünmesi… Böyle bir politikası var… “Allah’a şükür bizde FETÖ yok” diyen Başbakan, emişti de, ülkenin dört bir tarafında yuvalandıkları ortaya çıkınca, hatta devletin memurları FETÖ soruturmasına girince, şimdi mecburen “soruşturmalar devam ediyor” diyerek,  kendini yalanlamak zorunda kalıyor…

 ŞU FİCALARIN YAPTIĞINA BAKIN:

Eskiden elektrikler kesildiğinde gerekçe hazırdı, “ficalar”… Ficalar sisteme sızar, arıza yaratırdı. Şimdi sahillere akıtılan kanalizasyon atıkları için de yine ficalara sığındı bizim yetkililer. Çevre Koruma Dairesi Müdürü Abdullah Aktolgalı’ya göre sahillere vuranlar dışkı değil ficaymış. Demek ki yıllar içinde ficalar, bayağı büyüyüp serpilmişler, köpük olmuş, akar hale gelmişler… Gözüme mi, size mi kardeşim…

KALKINMADA ÖNCELİKLİ YANDAŞ:

KKTC’den de sorumlu Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, çözüme ilişkin bir taraftan diplomatik adımlar tespit edilirken, diğer taraftan KKTC’nin “kalkınmasına”odaklanılması gerektiğini bildirdi. Yıllardır gönderilen o kadar maddi kaynak ve işgücüne rağmen KKTC’nin, hala daha niye istenilen sıçramayı yapmadığını bizim siyasilere bir zahmet sorsaydı keşke. Türkiye’nin gönderdiği paralarla çoktan uçmamız lazımdı ama, bizimkilerin önceliği devletin değil, yandaşların kalkınmasıydı…

MART’TAN BERİ NİYE UYGULANMADI:

Bakan Berova televizyonda demiş ki, “üniversite izinlerini artık Meclis verecek”… E bu şimdiki konu değil ki… Yasa Mart 2017’de kabul edildi. O günden bugüne verilen izinler neden Meclis’ten geçmedi? Bundan sonra tedbir alsan ne olacak, üniversite sayısını artık kimse bilmiyor, ipin ucu kaçtı.  Ha bir de eğitimi eleştirenlere “riyakar” demiş, ağzını bozmuş Sayın Bakan. Ama, diğer taraftan Atatürk’ün müfredattan çıkarılacağı iddialarını da yalanlayamamış…

 NE MEMLEKET AMA:

Kiralık araçların plakalarının kırmızıdan beyaza çevrilmesi kararını “İzin Kurulu”nun almadığı yönünde bir bilgi geldi. Hoş, izin kurulunun böyle bir karar aldığını varsaysak bile, bu karar geçersiz olurdu, çünkü yasaya aykırı. Hatta Kurul’un diğer aldığı kararların da geçersiz olduğu yönünde iddialar var. Çünkü, normalde sınavla gelmesi gereken “izin kurulu sekreteri” görevini, şu an “geçici bir memur” yapıyor ki, onun defter tutması da yasal değil. Peki ama, “sınavla gelen sekreter ne oldu?” diye sorasanız hemen söyleyeyim. Aynı Daire’de boşta oturup vakit öldürüyor…

GEORGE’UN OKULU BİZİMKİLERDEN UCUZ:

İngiltere Kraliyeti’nin veliahtı William ve eşi Kate Middleton‘ın çocukları Prens George anaokuluna başlamış. 4 yaşındaki prensin gittiği okulun senelik ücretinin 18 bin Türk Lirası olduğu belirtiliyor. Adı verilmiyor ama, eminim en saygın okullardan biridir. Aylığı hemen hemen 1500 liraya geliyor. Bir de bizim özel okulların fiyatlarıyla kaşılaştırdım, arada neredeyse uçurum var ve uçan da biz… Nasıl oluyor bu iş..?

_______________________________________________________________________________

ZİRVEDEKİLER

Hüseyin Ekmekçi: “Din İşleri Başkanı Talip Atalay neyi bekliyor, anlamadım…Bunca eleştiri…Bunca yanılgı…Bunca yanlış iş…Görevden alma yazısı dahi yazıldı…Tınmıyor arkadaş…İnsan biraz gerilir…

Gerilmiyor arkadaş…Usanır…Usanmıyor arkadaş…Utanır…Utanmıyor arkadaş…“Basar istifayı” onuruyla gider…Gitmiyor arkadaş…”.

DİPTEKİLER

Sevsinler Sizin Geleneğinizi: Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Sayıştay Başkanı Osman Korahan’ın eşinin Özel Kalem Müdürü olarak atanması karanamesini imzalamaması, başta Korahan olmak üzere, ilgili Bakan ve Başbakan’ın tepkisine neden olmuş. Başbakan konuyu “halkın takdirine”bırakmış. Halkın takdiri belli, bu konudaki yorumları okursa görecek. Bir de devlet geleneği çıktı. Ne zamandan beridir, eş dost, akraba ve partizanca atamalar devlet geleneği oldu acaba..?  Onlara göre Devlet, babalarının çiftliği ya… Sahi biz bu Korahan’ların Özgürgün’e verdikleri desteğin diyetini daha ne kadar ödeyeceğiz?