Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GÜLE GÜLE MADİBA

 

Vicdanların kimliklere yenik düştüğü ülkelerde hiç kimse özgür değildir.

Bu ülkenin gazetesi, televizyonu, radyosu, gündemi, siyaseti, şarkısı, insanı şu anda kendine o kadar yabancı ki. Herkes birbirini ötelemekle meşgul. Kime baksam dudağının kenarında bir beğenmemezlik ifade, nereye dönsem çokbilmişliğin aşina bakışları. Bu ülkede bu yaşadıklarımız tesadüf değil. İnsanın kendini dağa, bayıra, doğaya vurması, otuyla, böceğiyle, kuşuyla konuşması daha anlamlı geliyor. İnsani çalışmalar içerisinde gönüllü olarak bulunduğum uzun bir zaman diliminden sonra en çok Aydın ya da entelektüel geçinen insanların birbirine duvar olduğunu, çelme koyduğunu, ne yapılırsa yapılsın hiçbir şeyi beğenmediklerini, aslında evde oturup hiçbir şey yapmayan insanlardan daha çok hoşlandıklarını anladım.  Köyümde tribüne oturup, maç izlemek, çocuklarımla vakit geçirmek, köy bakkalıyla, manavıyla sohbet etmek çok daha öğretici derneklerin, birliklerin içinde bin bir çeşit tüzüklerle kendini medyada gösterenlerin yaptıklarından.
Alemiz, hem de çok. Facebook denen bir yer var. Hepimizin oradayız ve aslında hepimiz birbirimize benzeriz.
Dünya şiir gününde şiir severiz.
Dünya kadınlar gününde feminist.
Bir Kıbrıs yemeği, çöreği görmeyelim Kıbrıs kültürünün savunucularıyız.
Birkaç SILA4 şarkısı paylaşınca şarkılarımıza sahip çıkarız.
Hayvanlara bir kap su koymayız ama her gün avcıları kınarız, sevimli köpek-kedi fotoğrafları paylaşırız.
Hepimiz aşk inanırız, Attila İlhan’cıyız, Fikret Demirağ kitaplarını alırız, kütüphanemiz kitap doludur. Aragon’u olsun bilirizdir. Ben bilmem, paylaşılanların yalancısıyım.
Bir etkinlik yapmaya kalkışsak herkes çok beğenir. Gelip katılmak yok ama “like”lamalar havada uçuşur. Sanatsever, yurtsever, hümanist bir dünyanın çocuklarıyız.
Siyasetin pislenmişliği içinde insanlar rozetli, bayraklı birer köşe tutmuşlar. Elimizde sloganlar kalmış bir de koltuklar. Hepsi bundan ibaret. Anılarla çıkarlar birer birer hesaplaşmakta.
Birkaç iyi insan güzel şeyler yapmaya girişince hemen şikayetçiler çıkarıyor tırnaklarını. Hani bir el verin, bir omuz verin, üretin, ne yapıyorsunuz diyen o çokbilmiş gruplar var ya onlardan bahsediyorum. Onlar hiçbir şey beğenmezler ve her şeyi eleştirirler. Sonunda anladım istediklerini. Hiç bir şey yapmayan insanlar istiyorlar. Hele de onları dinlemez de bir şeyler yapmaya kalkarsanız vay halinize. O güne kadar memleketin bütün hıncı sizden çıkar. Sizin aklınız kesmez. Size akıl verirler. Hatta sizi beş paralık da ederler. Ortaya çıkıp güzel şeyler yapmak suçtur. Hesabınızı keserler. Onlar sizden hep daha iyi şeyler bilirler ama sadece rahat odalarda şikayet ettikleri için eyleme geçmeye zamanları kalmaz. İşte bu kadar basit şeylerle uğraşırken düştü dün bir haber gündeme. MANDELA ölmüştü. Bu basitlik içinde onun ölümü karşısında utandım bu ülkede yaşadıklarımdan dolayı. Vermediğim kavgalardan utandım. Özgürlük adı altındaki zincirlerden, korkulardan, önyargılardan utandım. Utandım ve bu büyük insanın karşısında eğdim başımı. Güle güle özgürlüğün onurlu savaşçısı. GÜLE GÜLE MADİBA.
Nelson Mandela.
Ya da; kabile büyüklerinin ona taktığı ismiyle; “Madiba.”
Dünyanın en ünlü mahkumu. Irk ayrımıyla mücadelede sembolleşmiş isim. Yaşadığı ülkenin ilk siyah avukatı. Devletin tüm ırkçı otoritesine karşı “sadece beyazları temsil eden ve onlardan oluşan parlamentonun kararlarına uymak zorunda değilim” diyerek devlete karşı silahlanan Nobel Barış Ödülü sahibi bir devrimci..
20. yüzyılın en tanınmış siyasal tutuklularından Nelson Rolihlahla Mandela 18 Temmuz 1918’de Güney Afrika’nın Transkei bölgesi, Thembu kabilesinde doğdu.
1937’de, Healdtown’a yerleşerek Fort Beaufort College’ta eğitimine devam etti. Burada siyasi olaylara karıştığı ileri sürülerek okuldan uzaklaştırıldı.
1942’de Witwaterstrand Üniversitesi’nin hukuk bölümünü bitirerek avukatlık yapmaya başladı.
Ülkenin ilk siyah avukatı oldu. 1944’te ırk ayrımına karşı yerli halkın kurduğu Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) katıldı.
1948 yılında kongrenin Gençlik Birliği’ne sekreter ve 1950’de başkan seçildi. Mandela, rejimin ırkçı baskı politikasına karşı kitlesel mücadeleyi örgütleyenler arasında ilk sıralarda yer alıyordu.
ANC içinde yaptığı çalışmaların yanı sıra, Olivier Tambo ile avukatlık bürosu açtılar. Güney Afrika’da siyahların açtığı bu avukatlık bürosu, kısa zamanda apartheid (ırkçılık) kanunlarının haksız yere birer suçlu haline getirdiği siyahların merkezi haline geldi.

-Irkçılık karşıtlığına 27 yıl mahkumiyet-
Mandela, 1961’de (Ulusun Mızrağı) adlı yeni bir örgüt kurdu.
Örgütün amacı, ırkçı rejime karşı örgütlenecek sabotaj eylemlerini temel alan silahlı mücadele yürütmekti. Mandela’nın örgütün gelişmesi için çalışmak, Güney Afrika dışına yolculuklar yaparak uluslararası ilişkiler kurmak ve destek aramakla geçirdiği illegal çalışma dönemi 5 Ağustos 1962’de tutuklanmasıyla sona erdi.
Yasadışı grev çağrısı yapmak ve geçerli bir pasaporta sahip olmadan Güney Afrika dışına çıkmak suçlarından 5 yıl hapse mahkum edildi.
Mandela Robben Island adasında cezasını çekerken 1963’te polis ANC’nin yer altı merkezini tutukladı ve Umkhonto örgütüne ilişkin bir dizi belge, eylem planı vb. ele geçirdi.
Mandela ve arkadaşları, açılan davanın sonunda “Güney Afrika hükümetini devirmek için gizli planlar yapmak” suçundan ömür boyu hapse mahkum edildiler.
O günden sonra Mandela, ırk ayrımına karşı mücadele eden Afrikalı siyahların sembolü oldu.

-İlk siyahi devlet başkanı-
“Dünyanın en ünlü mahkumu” olarak anılan ve ırkçılığa karşı mücadelenin bütün dünyada yoğunlaşması üzerine adı duyulan Nelson Mandela, 11 Şubat 1990’da Cape Town’daki cezaevinden çıkarak, 27 yıl sonra özgürlüğüne kavuştu.
Nelson Mandela’nın başında bulunduğu Afrika Ulusal Kongresi’nin ırk ayrımına karşı uzun yıllar süren mücadelesi, 18 Mart 1992’de sonucunu verdi; siyahlara eşit vatandaşlık hakkı tanıyan ve Devlet Başkanı De Klerk tarafından planlanan anayasa değişikliği halk oylamasıyla kabul edildi.
“Mücadele benim hayatımdır. Hayatımın sonuna kadar siyahların bağımsızlığı için mücadele edeceğim” diyen Nelson Mandela 10 Mayıs 1994’de Güney Afrika’nın ilk siyah Devlet Başkanı oldu.
1962’de Lenin Barış Ödülü, 1979’da Nehrü Ödülü, 1981’de Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü, 1983’de UNESCO’nun Simon Bolivar Ödülü verildi.
15 Ekim 1993’te ise Frederik W. De Klerk ile beraber Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından kendisine verilmesi kararlaştırılan 1992 yılı Atatürk Barış Ödülü’nü “Türk hükümetine yönelik insan hakları ihlali suçlamaları” nedeniyle kabul etmedi.
Mandela’nın 40 yıl önceki sözleri onun eşitlik ve özgürlük düşüncesini özetliyor:
“Tüm insanların uyum içinde birlikte yaşadıkları ve eşit haklara sahip oldukları demokratik ve özgür bir toplum hayali hiç aklımdan çıkmıyor. Uğrunda yaşadığım ideal bu ama gerekirse bunun için ölmeye de hazırım.”
———————————————————————
Zamana Asılı Satırlar
Dünya yas tutuyor. Hayatı boyunca dini konularda hiçbir açıklama yapmayan, hala Tanrı’ya inanıp inanmadığı, hangi dine ait olduğu bile bilinmeyen Mandela için Müslümanlar, Museviler, Hıristiyanlar, Budistler yas tutuyor. Solcular, sağcılar, liberaller, Çin, ABD, Küba aynı şekilde üzülüyor. Farklı görüşlerde insanları birleştirebilen başka biri var mı dünyada? Sanmıyorum. Mandela için son yüzyılın en önemli insanı deniyor. Her yerde birinci konu bu. Ancak bizim memlekette bir örgüt veya bir siyasi lider dahi böyle bir insanın kaybını açıklamaya değer bulmadı. Bari bu ülkede uzlaşı için uğraşan Desmond Tutu hatırına iki çift laf söylenseydi. Neyse… Dursun Temel’e “Biliyor musun, ben Allah’a inanmıyorum” demiş. Temel ise “Allah’ın da çok umurundaydı” diye yanıtlamış.
(Ulaş Gökçe’nin Facebook hesabından)