Köşe Yazarları

Gücün yoksa…


Politik mücadele, iktidar için savaşmanın yollarından biridir.

İktidar savaşlarında, güç, önemli bir araçtır. Elindeki gücü analiz edemeyen  ve  SADECE kendi doğrularıyla hareket eden politik güçler daima yenilgiye uğramaya mahkumdur.

Aslında, Kıbrıs’ta, Rum olsun Türk olsun, kendi objektif güçlerini analiz edemeyenlerin davranışları,  Kıbrıs Sorununu içinden çıkılamaz hale getirmişlerdir.

15 Kasım’da, Güney Kıbrıs’taki faşist ELAM örgütünün, Kuzey Kıbrıs bayrağını yakması da, güç analizi yapamayan, kargaşalıktan medet uman politikanın yeniden gündeme gelmesinden başka bir şey değildir.

“Keskin Sirke Küpüne Zarar” özdeyişi tam da bu tür eylemler için söylenecek özlü sözlerdendir.

ELAM, kendi gücüne bakmadan, Kıbrıs Türklerinin içindeki milliyetçi kanatları ve Türkiye’deki çözüm karşıtı unsurları güçlendirmekten başka bir işe yaramayan BAYRAK YAKMA eylemiyle ne kazandı?  Kocaman bir HİÇ..

Akılsızlık sadece faşist unsurlara özgü bir hastalık değildir.

KUZEY KIBRIS’ta da,  ESAS OLARAK Türkiye düşmanlığı temelinde politika yapanlar, gerçekte kime yaranmaya çalışmaktadırlar?

Kıbrıs Sorununun özü, Doğu Akdeniz’i kontrol etmeye çalışan güçlerin mücadelesidir.

Kıbrıs etrafında olduğu söylenen gaz yatakları , bu sorunu daha da ULUSLARARASI hale getirmekten başka bir şeye YARAMAMIŞTIR.

Kıbrıs adası üzerinde hakimiyet mücadelesi keskinleşirken, belirli bir kesimin, Kıbrıs Sorununda Türkiye’yi etkisiz hale getirme çalışmaları, OLMAYACAK DUAYA AMİN demekten başka bir şey değildir.

Kıbrıs adasına en yakın ülke konumunda olan Türkiye, Kıbrıs’ta dikkate alınması gereken ÖNEMLİ bir güçtür. Bu güçle eşitlik temelinde işbirliği aranmalıdır.

Dünyada başarıya ulaşmış tüm SOL MÜCADELELERDE, strateji ve taktik tayin edici olmuştur.

Mao, emperyalistlere karşı mücadele ederken, en büyük düşmanı Çan Kay Şek’le belirli bir dönem ittifak kurmuştu.

Stalin, Hitlere’e karşı mücadelesinde, ileride kendisinin en büyük düşmanları olacak olan, Amerikan ve İngiliz Emperyalistleriyle beraber çalışmıştı.

Mustafa Kemal, daha sonra kıyasıya mücadele edeceği güçler olan HOCA TAKIMLARI VE TOPRAK AĞALARI ile ittifak kurarak, emperyalistleri yenilgiye uğratmıştı.

Kıbrıs’ta yaşayan her iki ulustan akıllı insanların,  ÖNCELİKLE, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile doğru bir şekilde ilişki kurup bu güçleri işbirliğine zorlaması en doğru politikadır.

Bu güçbirliği, Garantör ülkelerle doğru bir diyalog ve karşılıklı kazanmaya yönelik bir politika ile sağlanabilir.

Bu politikanın dışındaki tüm politikalar, umutsuzluktan başka hiçbir  sonuç vermez.

Rum tarafının UZUN SOLUKLU MÜCADELE siyaseti 1963’ten ve özellikle 1974’tten günümüze Kıbrıs’a ne kazandırmıştır?

Uzun Soluklu Mücadele, Kıbrıs’ta dış karışmacılığı arttırarak, yabancı unsurların müdahalelerini daha  belirgin hale getirmiştir.

25 Kasım’da BERLİN’de yapılacak olan görüşmede, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’yi oyun dışında bırakmaya çalışan politikalar, Rumların Türkiye’yi şikayet etme politikaları sadece daha büyük bir yıkımı hazırlamaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Akıncı da, Türkiye’yi devreye sokacak politikaları  masaya taşımak ve Rumların maceracı politikalarını etkisiz hale getirmek  ZORUNDADIR.

Bu dönemde, Türkiye’yi dikkate almayan tüm politikalar, KIBRIS’TA DIŞ MÜDAHALELERE  davetiye çıkarmaktan başka hiçbir işe yaramaz.

Yeniden yazalım. “Keskin sirke küpüne zarar”



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı