Dünyanın bugünkü durumunu kavrayabilmek için, olayların iç dinamiğini kavramak gerekmektedir.
Savaşları kişilerin iradelerinin bir sonucu olarak görmek kadar HATALI bir bakış açısı yoktur.
Günümüzde, Orta Doğu’daki çatışmayı Trump’ın politikalarıyla açıklamaya çalışmak, Amerikan Emperyalizminin özünü kavramamaya yol açar.
Amerikan ekonomisi artık, dünyadaki belirleyici ekonomik güç olmaktan hızla uzaklaşmaktadır. Bu gerilemeyi durdurmak için, Amerika ÖZELLİKLE yükselen güç olan Çin’in enerji ihtiyacını sağladığı ülkelerdeki kaynakları ele geçirmeye veya kontrol etmeye çalışmaktadır.
Amerika bu ele geçirme eylemlerini GÜÇ KULLANARAK sağlama yolunu seçmiştir.
Güç kullanma ve demokrasi aslında iç içe iki kavramdır. Bu kavramları anlamanın yolu SINIFSAL TOPLUMLARI anlamaktan geçer.
Amerika ve diğer Batılı demokratik görülen ülkeler, gerçekte büyük şirketlerin ve tekellerin çıkarlarının araçlarıdırlar. Bu çıkarlar tehlikeye girdiği anda, demokrasi yerine GÜÇ ön plana geçmektedir.
Aynı süreci diğer ülkelerde de görmekteyiz.
Dikkatli olanlar, demokrasi yerine , her yerde egemenlerin iktidarının devamını sağlayan GÜÇ FAKTÖRÜNÜN devreye girdiğini görebilirler.
Özellikle dışa bağımlı ekonomilerde, ülke içerisindeki yönetici sınıflar bile İSTEDİKLERİNİ YAPAMAZLAR. Bu ülkeler bağımlı oldukları ülkelerin çıkarlarını esas alan bir politika izlemek zorundadırlar.
Venezüella krizinde, Maduro Amerikan çıkarlarını dikkate almayan ve Çin’e enerji sağlayan bir güç olduğu için, yatağından alınıp, AMERİKA’YA GÖTÜRÜLDÜ.
Venezüella’da direnecek örgütlü güç olmadığı için, Maduro’nun yerine gelen liderlik, Amerika’ya teslim olmak, Amerika’nın istediğini yapmak zorunda kaldı.
İran-İsrail-Amerika savaşı da esas olarak Enerji kaynaklarını ele geçirme ve KÖRFEZDEKİ PETROLÜN ÇİN’e gidişini engelleme planından başka bir şey değildir.
Netanyahu son konuşmalarında, Körfez ENERJİ ikmal yolu yerine, yeni ENERJİ YOLLARI yaratmak ve İsrail üzerinden dünya pazarına sunulmak stratejisini açıkça söylemekten çekinmemektedir.
Körfez savaşları, ENERJİ SAVAŞLARININ ilk adımıdır.
Ana sorun, Körfez Ülkelerinin bu güç dayatması karşısında ne yapacaklarıdır.
İran bu senaryoya karşı direnmeyi esas almıştır.
Amerika’nın bu stratejisine karşı olan güçler de el altından İran’ı desteklemek zorunda kalmaktadırlar.
Trump, İran’ın teslim olmasını, iyice etkisizleştirilmesini istemektedir. Ancak bu sağlanırsa, dünyadaki diğer güçlerin bu olaya sessiz kalmayacağı KESİNDİR.
Batı’lı ülkeler tehlikenin büyüklüğünü gördükleri için, Trump’ın ve İsrail’in bu politikalarını aktif olarak desteklememektedir.
Bu destekleme, dünyada yeni güç ittifaklarının oluşmasını tetikleyecektir.
Amerika’nın NATO’dan çıkmayı dillendirdiği bu süreçte, BATILI ÜLKELER artık kendi siyasi ve askeri güçlerini, AMERİKA’ya rağmen kurmaya yöneleceklerdir.
Yeni güç mücadelesi , Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin artan önemini daha da ön plana getirecektir. Bu artan önem Türkiye’nin AB ye alınması ve Kıbrıs Sorununun AB isteği temelinde çözümünü de acilen gündeme getirecektir.
Güney Kıbrıs’ın diğer ülke askerlerini Türkiye’ye karşı kullanma stratejisi, yeni süreçle çeliştiği için, bu politikalarının başarı şansı yoktur.
Kuzey Kıbrıs’taki siyasi iktidar, Türkiye’nin bölgede artan öneminin çizeceği yolu izlemekten başka bir yol izleyemez.
Güç, DEMOKRASİ’DE BELİRLEYİCİDİR.
































