Türkiye’nin içine çekildiği terör sarmalı ile yalnızca güneydoğusunda değil sınırının hemen ötesinde yaşayanlar da Türkiye’nin batısıyla bir ötekileştirme sürecine sürüklendi.
Bölgede ileriye taşınacak düşmanlık tohumları ekilerek tarih yazılıyor.
Yaşanan süreç ile toplumun geniş bir kesiminin arasına yıllarca kendi başlarına aşamayacakları ölenler ile örülmüş, kan ile sıvanmış bir duvar inşa ediliyor.
Mezhepler ve farklı aidiyetler arasındaki yıllar öncesine dayanan fay hatlarına yeni nifak fidanları dikiliyor.
Bölgedeki savaş ve akan kan aklın ve siyasetin ötesinde bundan etkilenen geniş bir kitleye bireylere sirayet ederek yayılıyor. Bu durum zamanı geldiği düşünüldüğünde toplum ve siyasetin dayanılmaz baskısı olmadan barışı getirmeyi sağlayabilecek geçici bir düşmanlık doğurmuyor. Esas tehlike burada çünkü çatışmaların dozajı düşse bile açılan toplumsal yara kanamaya devam edecek ve bölgeye istikrar bir türlü gelemeyecektir.
Amaç Türkiye’yi ayni anda hem kendi vatandaşlarına hem de bölgesindeki halkla yabancılaştırarak izole etmek ve bölme ihtimali ile kontrol etmektir.
Amaç, Erdoğan öncülüğünde başına buyruk siyasetin İsrail ve Batı çıkarları ile çakışmaması durumunda Türkiye’yi kontrol altında tutmaktır.
Bölme ihtimalinin siyaseti kontrol etmeye yetmediği yerde de Türkiye’yi bölmeye hazır hale getirmektir.
***
AKP’nin kendince şark kurnazlığı yaparak önceleri güçlü desteğini aldığı ‘’üst akla’’ yönelik uygulamaya çalıştığı ‘’ne karşına al ne de dikkate al’’ politikası iflas etmiştir.
Ülkede ve bölgede oluşan fiili durumun bu noktaya gelmesine ‘’üst aklın’’ gözetiminde, AKP ve şimdi ‘’FETÖ’’ denilen yapılanma birlikte toplumun milli refleksi ile oynayarak zemin hazırlamıştır.
Bugün gönderme yapılan Musevi lobisi ve AB ile ABD derin devletini içine alan ‘’üst akıldan’’ önceleri alınan destek askeri vesayeti ortadan kaldırmak ve devlet düzenini değiştirmekteki ortak inançtan hareketle alınmıştı.
Amaç yeni açılımlarla siyaseti Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu devletin üstüne koymaktı.
‘’Üst akılı’’, AKP ile bir araya getiren ortak hedef buydu.
Ama ‘’üst aklın’’ bir hedefi daha vardı ki bu da artık su yüzüne çıktı.
O da Ortadoğu’daki diktatör, laik, asker kökenli kendi kafalarına göre oluşturdukları ‘’ulusalcı’’ düzenleri yıkmak ve mezhebe dayalı konfedere bir düzen kurmaktı.
Saddam, Kaddafi, Mübarek ve Esat bu tanıma uyan artık ekarte edilmesi gereken liderlerdi.
Ülke içinde yapılan operasyon ve düzenlemelerle ‘’üst aklın’’ beklentilerinin karşılanması yanında, AKP bölgede tam da bu noktada sırıtmadan ‘’üst aklın’’ bu amacına yönelik görevi yerine getirdi.
Hem de görevlendirme yapılmasına gerek duyulmadan ‘’üst aklın’’ istediği şekilde görevini eksiksiz yaptı.
Cumhuriyet Türkiye’si kuruluş değerleri ve amaçlarına inanan siyasetçinin yapmayacağı ama daha da önemlisi yetkinliği olmadığından yapamayacağı bir şekilde ‘’Osmanlı’’ özentisine kapılarak bölgede etnik ve mezhep bazdaki ayrıştırmanın katalizörü oldu AKP.
***
Şimdi de ‘’üst akılın’’ desteğindeki terör örgütleri aracılığıyla toplumun güvenlik duygusuyla oynandığından şikâyet edilmektedir.
Zamanlaması çok gecikmiş doğru bir tespittir bu. Ortadoğu’da ekarte edilmesine katkı yapılan liderlerin tümünü iktidara getiren ve iktidarda tutan da ayni ‘’üst aklın’’ olduğundan sıranın laik ulus devlet olan Türkiye’ye geleceğinden bir ipucu çıkarılması lazımdı.
‘’Üst akıl’’ bölgede oluşturmak istediği yeni düzene uygun siyasi ittifaklar ile sınırları çizmek için yola çıkmış ve bu uğurda AKP iktidarını görevlendirme yapmasına gerek olmadan kullanabileceğinin hesabını yapmıştır.
Şimdi de yoluna devam etmek için önüne çıkan engelleri aşmak adına yeni ittifaklar içerisindedir. Bunda da şaşıracak bir durum yoktur. İnsanlık tarihi cahilliğin tarihi olduğu bir kez daha ortaya konmuştur.
İktidarda şu an kim olursa olsun ortaya çıkan bu fiili durumu kısa bir sürede hatta orta vadede artık geri çevirmek mümkün değildir. Olan olmuş görevlendirme yapılmadan görev yerine getirilmiştir.
































