Köşe Yazarları

GÖREMEDİĞİMİZ GELECEĞİMİZ…

Eşref Çetinel yazdı...


Bundan dört ay önce toplumsal sorunlarımıza taktığımız kulp, “siyasi soruna” bağlı olan “çözümsüzlükten” kaynaklı tanınmamışlığımızdı. Üstelik 1963’den beridir bir virüs gibi nesilden nesile geçen kronik bir hastalık gibi hâlâ devam etmekte..

Kİ şimdilerde artık bir de “Koronavirüsümüz” vardır! İstediğimiz gibi kullanır, istediğimiz gibi harcarız! İstediğimiz gibi sorunlara takar istediğimizce yorumlarız! Her zaman “bahanesi” kendinden menkul özelliğiyle en az “siyasi çözümsüzlük” kadar etkin ve yetkin hükmünü devam ettirir ki “ne yapalım koronavirüsten dolayı” deyip sorumluluklardan kaçabiliriz!

OYSA önümüzde bir Cumhurbaşkanlığı seçimi vardır ve felaketler üzerine oturtulmuş “siyasi çözümsüzlükle tanınmamışlığın” makûs talihini değiştirecek bazı köklü kararlar alabiliriz. Yada alabilirdik.

Fakat nedense bu “konulara” dokunmak istemiyoruz. Mevcut süreçten memnunmuşuz gibi bir tevekkülle “talihimize küsmeyi” yada “alınyazımız budur” demeyi yeğliyoruz.

Dikkatinizi çekerim ama:

TÜRKİYE Libya’ya müdahale edecek oradaki BM’ler tarafından tanınan İttifak Hükümetini Hafter’e karşı koruyacak bir “dünyasal devlet” haline geldi ki şimdi de ayni Libya nedeniyle Fransa’nın Makron’u ile kavga etmekte.. Öte yandan Suriye’ye komşu diyecek bir politika değişikliğinde ülkenin birlik ve beraberliği için mesela Rusya, İran ile Astana anlaşmasıyla sınır ötesinde hem savaşmakta hem asayişi sağlamakta..

Keza, artık Doğu Akdeniz’ de en az Rumlar ve Yunanlılar kadar vardır..

NATO’nun güçlü müttefiklerinden biridir… Vesaire…

Fakat Kıbrıs siyasi sorunu 57 yıldır sürmektedir!

Türk halkı yarım asırdır tanınmamış toplum, tanınmamış devlet olarak üstelik bilmediği, göremediği, tahmin edemeyeceği, dolayısıyla istese de kalıcı plan programlar yapamayacağı, radikal kararlar alamayacağı, uluslar arası ilişkilerde bulunamayacağı konumuyla; “siyasi çözümle birlikte bir dünya devleti olmayı beklemektedir..”

İnsanın “yoksa dünya devleti olmak için yeniden savaşmak mı gerekecek” diyesi geliyor..

Nitekim sözde savaş istemeyen Anastasiadis, artık gerçekten bir dünya devleti olan Türkiye için ne diyor? “Türkiye adadan ayrılsın Kuzey’deki Türklere gaz veririm!..”

Adanın mutlak egemeni gibi bir teklif! Yüksekten ve muktedir! Madalyonu çeviriyorum:

PEKİ ama bu Rum sultasını kırmak için biz ne yaptık? Mesela Güney’deki Rumların sosyoekonomik seviyesine mi geldik?

Türkiye’nin dostları tarafından mı tanındık?

Yada Rum-Yunan politikalarını kadük hale getirecek politikaların sahibi mi olduk?

NE diyorduk? Keşke bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde artık bunları da konuşabilseydik. En azından Başkanlık sistemini gündeme getirebilseydik..

Oysa bir yandan siyasi sorun öte yandan koronavirüsle boğuşuyoruz ve gelecekler hiç de parlak gözükmüyor.. Yani diyorum göremediğimiz “geleceğe” karşın seçimlerden seçimlere koşsak ne yazar?

 

 

 


Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı