Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GİTGİDE KAFALARIMIZ KARIŞIYOR ÇÜNKÜ SÜREKLİ KARIŞTIRIYORLAR

Öteden beri şunu savunurum: “Ulusal davalarda ayrı gayrı görüşler olamaz…” Tabi şunu da ekleyeyim: Bu görüş “ulusal davaya” nasıl baktığınıza bağlıdır. Mesela “ulusal” kelimesinin bile “tu kaka” olarak dışlandığı bir toplumsal kesit içinde böylesi sav “ırkçılıktan” başka bir şey değildir!
O zaman sorarsınız: “Pekala bu tutumun karşıtı nedir?” Cevabı artık ezberimizde olduğunca “asırlardır birlikte yaşayan iki halkın bir federe devlet esasında barışçı çözümde uzlaşmaları…”
Tabi bu kesimler,  Güney’deki Rum’un kendi akılları ile görüşlerine ne kadar uygun ve barışçı çözüme amade olduğunu sorgulamak gereğini bile duymazlar! Zaten kendi siyasi görüşlerine katılmadıkları için “şoven” deyip karaladıkları kesimlerle kavga etmekten fırsat bulmazlar ki Rum’un ne olup ne olmadığını sorgulasınlar!
Oysa asıl şoven Güney’deki  Rum’dur!  Öyle Türklerle asırlarca birlikte barış içinde yaşadıkları gibi tarihi gerçeklere tüküren iddialar da kuyruklu yalanlardan başka bir şey değildir… Ne var ki her malın bir alıcısı olduğundan, bu tip yalanları satanların da vardır…
NEYSE… Konumuz şudur:  Eroğlu ile Anastasiadis bir araya gelmelerine karşılık müzakereleri başlatmak için bir takvim konusunda uzlaşıya varamadılar..  Anastasiadis  ısrarla  “Güney’deki Rum Yönetimine ait Ortak metnin masaya konmasını istiyor, Eroğlu ise zaten “BM’lerin ortak metni vardı, ret ettiniz” diyerek Anastasiadis’in koşulunu geri çeviriyor.
Geri çevirmekte de haklı çünkü geriye, görüşecek bir şey kalmıyor. Güney resmen Kuzey’i kapsama alanı içine alacağı bir ada egemenliği peşinde koşuyor…
Yalnız tam bu esnada Dışişleri Bakanı Özdil Nami’den bir açıklama geliyor: “Federal çözüm BM’ler Güvenlik Konseyi kararlarında ifade edilmiştir.. Taraflar bunun dışına çıkamazlar… Halkın büyük oranda evet dediği Annan planı çerçevesi dışında ne bir taraf ne de öteki taraf süreci sürükleyemez…”
Oysa ne diyor Güney? “Annan planı kadük oldu!” Mesela geçtiğimiz gün Hristofyas da “gevşek federasyon kabul edilemez” derken öncesi müzakerelerde uzlaşılan konuların yeni müzakereler safhasında dikkate alınmaması “kayıp” olacaktır dedi…
TABİ KAFALARIMIZ KARIŞIYOR: Mesela diyor ki Erdoğan, Kıbrıs yoktur, Kuzey Güney vardır…” Eroğlu diyor ki “iki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm…”  Ban Ki -moon’un derdi görüşmelerin başlaması… Anastasiadis kendine ait olan ortak metnin masaya konmasını istemekte.  Tabi Özdil Nami ile de BM’ler kararlarının müzakerelerde geçerli olduğu konusunda hemfikir oluyorlar…
Talat ne diyordu? Halk siyasi sorunla ilgilenmelidir… Amenna ilgilenelim de Sn. Talat bari  bir de hangi “cepheyi” desteklememiz gerektiğini söyle!
KISACA NE DİYORDUK? Kendi içimizde  nasıl bir çözümden yana olduğumuzun bile uzlaşmasına varamadık, buna karşın “aman çözüm olsun” diye yalvarıyoruz. Hem de Anastasiadis’li Rum liderliğine ve son zamanlarda  KOP’a! Hadi ona da bakalım:

***

NEDİR BU “KOP” OLAYI? YANİ ŞİMDİ MESELA AVRUPALARDA FUTBOL MU OYNAYACAĞIZ? 
Anlamadığımız bir başka olay da “KOP’a duhul eyleyen KTFF’nin durumu. Aslında bu konuda yorum yapma hakkımız olmamalıdır çünkü KTFF’ye bağlı 42 kulüp toplanarak tekmili birden “KOP’a girmeye evet dedi!” Olayın adı da “tarihi” olarak kondu!  Uzun zamandır KKTC’nin ilanı dışında böylesi bir birlik ve beraberlik görülmediydi! Hatta toplantı basına kapalı yapıldı ki  42 Kulüpten bir tekinin niçin  “no” demediği anlaşılıp kafalar karışmasın!
Sertoğlu’na bir kocaman “bravo” diyoruz.  Bu büyük başarısı ile önümüzdeki seçimlerde Cumhurbaşkanlığına adaylığına koysun, şıp diye Kıbrıs sorununu çözmezse yuh olsun ervahıma…
NE OLUYORUZ: Ne oldu da ansızın Rum liderliği insafa geldi? Nasıl oldu da ambargolar ve çözümsüzlük içinde ezip elediği Kuzey’deki Türk halkının bugüne kadar  dünyaya açamadığı kapılarını  bizzat kendisi açtı? Bu ne insanlık ne dostluk?
Sizce de öyle değil mi? Tanınmamış bir devletin gayri federe tanınmamış spor kulüpleri, tanınmış ve  UEFA ile FİFA’ya üye bir devletin KOP’una üyelik isteği kabul edildi?
Allah Allah! Yoksa birceğez dağda garagatsuna mı öldü? Bu Rum dediğiniz UEFA, FİFA üyesi ama Trabzon’la karşılaşmasında sahasına Türk bayrağı astırmadıydı!  Üstelik bir boydan bir boya da “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır pankartını açtıydı!”
TEKRAR SORALIM: “Neler oluyor?” Kıbrıs Türk futbolu Rum’un üzerinden dünyaya mı açılıyor? Öyle ya! Çünkü bu siyasi koşullarda çatlasak da  ne UEFA’nın ne FİFA’nın üyesi olamayacak KTFF’nin KOP’la ilişkisini halka böyle servis ediyorlar!   Her ne kadar imzalanan metin “taslak” da olsa, nihai karar için iki yıllık bir süreyi de gerektirse; bu olay tipik bir Rum propagandası kokuyor, şöyle ki:
KUZEY’E ŞU MESAJ MI VERİLİYOR? “Eğer Güney’in adadaki egemen devlet oluşunu kabul eder, gelir, hükümdarlığımıza biat ederseniz, sizi dünyalı da yaparız, adam da!
Nitekim olay şöyle gelişiyor:  “KOP’a girmekle  FIFA ve UEFA  görüşmeler yapmaya başlıyor, bu görüşmelere mevcut siyasi durumun da katılarak devam edileceği haberleri veriliyor! Yani Kıbrıs sorununa karışmayan bir FİFA UEFA kaldıydı, şimdi onlar da bulaşıyor! 
Eroğlu da demez mi? “Maalesef Türkiye Futbol federasyonu bugüne kadar bize beklediğimiz ilgiyi ve çabayı göstermedi…” İşte asıl sorun!  Ankara “ben yedirir içiririm, siz keyfinize bakın” zihniyetinden kurtulmadıkça bu adada daha çok “sürprizlerle” karşılaşacağız…

***
EN AZINDAN SÖZ VERİLEN YENİ BELEDİYEN YASASINI ÇIKARIN

Geçen hafta  “battık” lafları ayyuka çıkan belediyelerimize kulaklarımızı daha fazla tıkayamadığımızdan dedikti ki köşemizde,  “artık çare bulun…”  Tabi kendi önerilerimizi sıralarken de bazı belediyelerin “personel sayılarını” ayazlattıydık.
Yenierenköy Belediye Başkanı Özay Öykün hiç sektirmedi. Anında telefonu açtı ve yarım saati aşkın konuştu da konuştu… Konuşması bittiğinde zaten ben de bitmiştim…
Hayır, Yenierenköy Belediye Başkanı Öykün yerden göğe kadar haklıydı. Rakamlarla, 2002’i öncesi ve sonrası kararlarla,  “kent belediyeleri” ile CTP yönetimlerinin “yöre belediyelerine” attıkları kazıkları ortaya koyuyor, dolayısıyla haklılığına rakamlarla da ispat çakıyordu. Kendine o kadar güveniyordu ki “bizi personel fazlalılığı ile itham edenlerle her hangi bir Televizyonda tartışmaya” hazırım diyordu…
SORUNUN BİR DİĞER YÖNÜ: Özay Öykün’ün tüm anlattıklarını “Köşeme” aktarmak mümkün değil. Ancak kısa vurgulamalarla bir ikisini aktarmak durumundayım:  *”Bilali Yıldırım da söyledi. Siz dedi Belediyelere hâlâ sınırları içindeki nüfusa göre mi parasal katkıda bulunuyorsunuz? Biz çoktan terk ettik…  *Belediyelere parasal katkılarda bulunurken Hizmet alanının büyüklüğü,  çıkan çöplerin çeşitleri, köyler arası mesafeleri falan da esas alınmalıdır…
*Mesela Yenierenköy Belediyesi’nin sınırları içinde 12 köy vardır.. Alanı 179 Km karedir. Oysa Lefkoşa’nın alanı 99 bin km kare. Mağusa’nın ise 87 bindir. İkisinin toplamı 186 bin km kare ediyor. Yani belediye sınırları içindeki alanları, Yenierenköy Belediye sınırlarından az büyük.
*Bu 12 köyün kırsal alanda olduğunu, ev tarla temizliklerinden çıkan otlarla çöpleri bir düşünün, kamyonlar dolusu… Oysa kentlerde böyle bir sorun yok.
*Sadece bu 12 köyün 24 mezarlığına götürmemiz gereken belediye hizmetleri var…
Biz çöp, aydınlatma, temizliğe 10 TL harcarsak Lefkoşa 1 TL harcar.
*Memleketten 50 bin kişi göç etti. Bunlar hâlâ kentlerin Belediye sınırlarında görünüyor ve kent belediyeleri olmayan bu nüfusun parasını da alıyorlar!.. (Belediyeler konusuna devam edeceğiz…)