Köşe Yazarları

Geriden gelirken tekliyoruz!


Ne kadar anlamı vardır bilmiyorum ama sürekli gelip geçen olayları yorumlayıp “doğru-yanlış” yargılarında “keşkelerle” süren  yakınmalarla hâlâ akıl hocalığı yapmak, öteden beri bana hep  abese iştigal gelmiştir..

Tutun ki gelip geçseler de tecrübelerle alınan dersler olsalar da aslında olan olmuştur ve bir daha geri dönüp düzeltmek imkânı yoktur.

Ki toplumun yaşamsal süreci bu “kayıplar mezarları” ile doludur!

BAKIN siyasi sorunumuza ilişkin “olaylarımız” da uğruna “planlar programlar” yapılan ekonomimiz de böyledir. Şöyle ki “keşke hiç programlamasaydık” dediğimizce! O zaman hiçbir plana programa bağlı kalmadan  gelişen olaylara “kamu oyunun etki tepkileri” göstergelerinde tedbirler alır, yol haritamızı saptardık. Zaten sonunda da yaptığımız budur!

“MESELA” mı diyeyim? Daha düne kadar ne “Maraş’ın açılması” vardı gündemimizde ne plan programlarımızda!   Hatta son zamanlarda KKTC sınırlarımız içindekileri bile  değerlendirip hâlâ yeterince “gelirler hanemize” katamadığımız gerçeklerinde;  Maraş’taki “Evkaf mallarımızı sırf “Maraş bizimdir” demek için gündeme sokmaz, mevcut “siyasi soruna” bir sorun daha eklemezdik! Ki bundan sonra masaya oturduğumuzda  Rum’un önüne bir de “Maraş’taki Evkaf mallarımızı koyacağız” da zaten bu konu 1974’den sonra “Kuzey’deki Kilise mallarıyla Güney’deki cami dolayısıyla Evkaf malları bağlamında çözülmüş gibiydi…  “Apostolos Andrea’a ait Afandirka Çiftliği ile Kuzey’deki Hala Sultan ve çevresi gibi..

DENECEK ki “ne yani sen Maraş’ın Türk idaresinde iskâna açılmasına karşı mısın? Rum’a iade edilmesinden yana mısın?”

İnsaf ama..  Nihai çözümde “Kuzey’e dönecek  Rum ahalinin  yerleşeceği köyler yöreler bile planlara konurken!

Annan ve Grans Montana’da tescilleri yapılırken…

Hatta “artık zamanı geldiğinde Rum’a devredilecek toprak kalmadığından “Emirnamelerle” Türk toprakları inkişafa kapatılırken… Amaçlanan neydi?

Ki eğer doğru kullanılsaydı “tek başına bir Maraş” siyasi çözümün anahtarı olabilecek kadar önemli olabilirdi.. Şöyle ki Ambargoların kaldırılmasına karşı kullanılırdı, Maraş’la başlayan sosyoekonomik ilişkilere de Mağusa limanı odaklı “işbirliği” eklenirdi.

Hepsini heba ettik ki tutun ki şimdi ayni Maraş’ı bu kez de  Doğu Akdeniz’deki hakkımız için kullanabiliriz…

Tabi artık  şimdilerde  Türkiye’nin Maraş’ta ne aradığını ne amaçladığını iyicene gördükten sonra!

*****

ANAYASADA DEĞİŞİKLİK Mİ?

Emekliye ayrıldığım gün  “asıl bundan sonra kazandığım tecrübeler ve bilgilerle daha çok yararlı olacağım bir dönemde bu zoraki emeklilik  hiç de hoş olmadı” diye düşündümdü..

Ki bildiğim kadarıyla İngiltere’de emeklilik yaşı gelen öğretmenler eğer çalışmaya devam etmek isterlerse “doktor kontrolünden” geçirilirler. Eğer sağlığı müsaitse (galiba) 65 yaşına kadar çalışmalarına   devam edebilirler..

İnsanların yaş ortalamaları sürekli yukarıya doğru yükseliyor.. Dün kırklı ellili yaşlara gelenlerin yolda yürüyecek takatı kalmazdı ama şimdilerde artık o yaşlardaki   insanlarımıza “orta” bile denmiyor  “genç” sayılıyorlar..

BUNU  hatırlatmamın nedeni  aslında 1974’den sonrası yanlış uygulamalar sonucu KKTC bütçesini berhava eden abuk sabuk “emeklilik yaşı” kararlarıdır..

Ki hatırlayın. “Gencecik insanları 30 yaşında emekliye sevk edecek  kararlar çıkartıyorlardı. Emekliye çıkanlar bir yandan  emeklilik maaşlarını cebellu ederlerken, öte yandan da “işsiz insanların” istihdam edilebilme haklarına tecavüz ederek (ucuz ve kayıtsız işgüçleriyle) emeklilik maaşlarına bir o kadar daha maaş katıyorlardı…

BU hilkat garibesi uygulamaları o dönemde çok eleştirdikti.. Fakat “arkada bekleyen partililere” iş aş lutfuna sarılmış, aslında oy kaparozlamaya yönelik kıyaklar çekmek olan “emeklilik” formülü, sonuçta “devlet hazinesini kuruttuydu!”

ŞİMDİLERDE  fakat bu kez de “Yüksek Mahkeme Yargıçlarının  emeklilik yaşlarının yükseltilmesine” yönelik Anayasa’da yapılması beklenen çalışmalar var..

Ve tabi bu kez “neden erken yaşlarda kamu görevlilerini emekliye sevk ediyorsunuz” şikâyetimizin üzerinden geçen yıllara nazire diyoruz ki “emeklilik yaşı gelmesine karşın başarılı olan kamu görevlileri eğer çalışmak isterlerse “bırakın çalışsınlar” çünkü hem en verimli çağlarıdır hem de  bazen bilginin önüne çıkan tecrübelerle donanmışlardır..

Tabi Yüksek Mahkeme Yargıçlarını, Başsavcı ve yardımcısını, muavinlerini eğer siyasi ve partizanca   mülahazalarla değil, sağlanacak fayda gözetilerek  böylesi bir anayasa değişikliğine gidiliyorsa..

GERÇEKTE sık sık yazdığımızca Anayasa’nın pek çok değişikliklere ihtiyacı vardır..

Ki hatırlayın: Haziran 2014’de “halkın referandumuna sunulan ve Erhürman’nın hazırlanışında büyük katkıları olan  “21 maddelik Anayasa Değişiklikleri” vardı ki ben o dönemde “evet” dedimdi..            Nedense “referandumda” gerekli onayı alamadıydı!  Alsaydı sonrası acil değişikliklere de kapı açacaktı..

CUMHURBAŞKANLIĞI seçimlerinin kesinleştiği aylar öncesi de “Anayasa’da değişikliğin tam zamanıdır” diyerek “Başkanlık Sistemine geçişi” önerdiydim ki bakın şimdiki şu tabloya: “Hükümetin Başbakanı da aday, Yardımcısı da!”

Gel de Anayasada bul yerini! Ve  devlette istikrar gözle! Çatlasan bile olmaz eğer “Başkanlık sistemine” geçilmezse!

 



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı