Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Geri kalmış toplum insanı!

Düşünce özgürlüğünü algılamak çok zor bir iştir. Hele toplumsal dinamiklerin yaşanılan çağı yakalamamış, yani geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler için daha da zor bir iş. Bu tip toplumlarda “düşünce özgürlüğü” algılanamamıştır. O nedenle birisi düşüncelerini herhangi bir yolla açıkladığında, hemen karşı tepkilerle saldırmak, yüzyılların alışkanlığıdır. Tabi bu durum geri kalmış ve gelişmekte olan toplumların hastalığıdır.
Düşünce özgürlüğü pek çok ülkede yasalar ile koruma altına alınmıştır. Ayrıca düşünce özgürlüğü, bireylerin diğer tüm hak ve özgürlüklerinin temeli olarak kabul edilmektedir. Eğer düşünce özgürlüğü yoksa diğer özgürlükler de yoktur.
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’yle (İHEB) Birleşmiş Milletler 1950 yılında, düşünce özgürlüğünü güvence altına almıştır. Bu amaçla 18. ve 19. Maddeleri bildiriye koymuştur. 18. Madde: “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, din veya inancı değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını, tek başına veya topluca ve kamuya açık veya özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve uyma yoluyla açıklama serbestliğini de kapsar’.  19. Madde ise ‘Herkesin kanaat ve ifade özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, müdahale olmaksızın kanaat taşıma ve herhangi bir yoldan ve ülke sınırlarını gözetmeksizin bilgi ve fikirlere ulaşmaya çalışma, onları edinme ve yayma serbestliğini de kapsar.”
İHEB’yi pek çok ülke kabul etmiş, imzalamış ve buna uyacağını taahhüt etmiştir. Arkasından da Anayasa ve yasalarını bu temelde düzenlemiştir. Türkiye Cumhuriyeti de İHEB’yi ilk imzalayan ülkelerden birisi olmuştur. Ancak 1980 anayasasında, öncesindeki toplumsal olgular dikkate alındığı için, düşünce özgürlüğü sınırlandırılmıştır. Bu nedenle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, düşünce özgürlüğü bağlamındaki pek çok davada mahkum edilmiştir.
KKTC’nin uluslararası hukuk içerisinde, tanınmış bir ülke olmaması nedeniyle İHEB’yi kabul etmesi beklenemezdi. Ancak buna rağmen “kopya” edilmiş KKTC Anayasası, her şeye rağmen düşünce özgürlüğünü,  Madde 23 “Vicdan ve Din Özgürlüğü”, Madde 24 “Düşünce, Söz ve Analtım Özgürlüğü” ile kabul etmiştir. Sınırlamalar içerdiğini de belirtmekte fayda var, ne yazık ki.
Gelelim tüm bunları bizlere hatırlatma gereği hissettiren olguya. Sayın Doğuş derya’nın meclis konuşmasındaki “düşüncelerini açıklama” olgusu ve artçı sarsıntılarına. Sayın Doğuş düşüncelerini kendisinde var olan bilgilerini sentezledikten sonra hapsetmemiştir. Eğer söz konusu düşünceleri beyninde saklamış olsaydı, bu durum düşünce özgürlüğü olarak kabul edilecek bir olgu olmayacaktı. Düşüncelerini anayasadaki düşünce özgürlüğü sınırları içerisinde ifade etmiştir.
Karşıt düşüncede olanların da benzer bir biçimde, kendi belleklerindeki düşünceleri sentezleyip ifade etmeleri de düşünce özgürlüğü ile açıklanır. Elde var olan kanıtları kullanarak sentezleyip, tıpkı Sayın Doğuş gibi ifade etmekte tamamen özgürdürler.
Eğer ifade etmiş olsalardı gelişmiş ülkelerin demokratik, çoğulcu yapılarının ulaştığı düzeyi sergilemiş olacaklardı. Ancak ne yazık ki buraları hala daha geri kalmış ülkelerin davranış biçimleri ile olgulara yaklaşma hastalığına saplandığını bir kez daha ortaya koymuştur.
KKTC demografik yapısının ulaştığı demokrasi ve insan hakları işte bu. 40 yılda yaratılan toplumsal yapı, bu kadar anlayacağınız. Bunda da KKTC eğitim sistemi çok suçlu durumda. Başta zorunlu eğitim kademesi, devamında lise ve üniversiteler “düşünce özgürlüğü”nü insanlara öğretememiş. Halbuki düşünce özgürlüğünün tartışılacağı pek çok ders, eğitim sistemi içerisinde mevcut. Ancak ilkokulda kolej olgusu nedeniyle, düşünce özgürlüğünün temellerinin atılacağı hayat bilgisi, sosyal bilgiler dersleri tam anlamıyla işlenmemekte. Lise öğretimi ise üniversite sınavlarındaki “çoktan seçmeli test”lere esir olduğu için, düşünce özgürlüğüne sıra gelmiyor.
İşin  bir de uzaklardan, Girne dağlarının kuzey tarafından gelen tepkileri var. Oralardaki durum da ortada. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından pek çok davada mahkum edilmek, oralarda da düşünce özgürlüğünün hangi seviyede olduğunun kanıtıdır. Gelişmiş ülke olmak zor bir iş; bunun için tek bir şeye ihtiyaç var “düşünmek”; o da özgür değilse, tüm pisliklerle karşı saldırıya geçmek, tek zavallı çare.