KıbrısManşet

“Gerginlikte herkes kaybeder”


Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Lefkoşa Milletvekili Fikri Toros,  Doğu Akdeniz’deki enerji denklemi, Maraş açılımı ve Kıbrıs konusunda Havadis’in sorularını yanıtladı, önemli açıklamalarda bulundu:

“KIBRIS ÜZERİNDEN TÜRKİYE’ YE SEVK”: CTP Milletvekili Fikri Toros, hidrokarbon konusundaki açıklamasında, üretilecek enerjinin Avrupa’ya ulaştırılmasındaki en kısa ve ucuz yolun gazın Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye sevk edilmesi olduğunu belirtti, diğer projelerin maliyet ve verimlilik açısından gerçekçi olmadığını ileri sürdü

 

“KOMİSYONUN LAĞVEDİLME RİSKİ VAR”:  Toros, Maraş’taki taşınmaz malların mülkiyetinin 1974’teki tapu sahiplerine ait olduğunu, AİHM’in de, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de onu referans gösterdiğini ifade ederek envanter çalışmalarında mülkiyetin vakıflara ait olduğunun ortaya konmasıyla Taşınmaz Mal Komisyonu’nun lağvedilme riski olduğunu belirtti

 

“SICAK ÇATIŞMA ŞU AN GÖRÜLMÜYOR”:  Toros, hidrokarbon konusunda herhangi bir sıcak çatışmanın şu an için olası görülmediğini söyledi. Toros, “BM parametrelerine bağlı olarak BM şemsiyesi altında Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak, diğer tüm riskleri göğüslemekten daha kolay ve mümkündür” dedi.

 

 

Duygu ALAN

Cumhuriyetçi Türk Partisi Lefkoşa Milletvekili Fikri Toros, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşım konusunun siyasi, ekonomik ve güvenlik boyutları da olduğunu, siyasi alandaki en büyük sorunun ise Kıbrıs meselesi olduğunu ifade etti.

Toros, “Gerek bölgedeki siyasi sorunlar, gerek güvenlik riskleri, gerekse bu rezervlerin çok derin sularda olması ve bunların pazarlanmaya müsait hale getirilmesi için çok büyük teknolojik yatırımların yapılmasını gereksinimi gibi şeyler değerlendirildiğinde, en mantıklı ve makul yöntem bu ağda birikecek olan ham gazın Kıbrıs üzerinden Türkiye’ ye sevk edilmesidir” dedi.

Fikri Toros, bu hususta bir sıcak çatışma olasılığının ise şu an görülmediğini söyledi.

Toros, Maraş konusunda yaptığı açıklamada, “Maraş’ın açılması kapsamlı bir siyasi çözüm için toprak başlığı altında, üzerinde yakınlaşma sağlanan bir konu. Eğer müzakerelere bir kaldıraç rolü olacaksa, çözüm olmadan da Maraş’ı açmanın yolu vardır. Bunu da Butros Gali tarafından önerildiği şekillerde, yani BM yönetiminde ve Rumlarla bir müzakere yaparak, karşılığında Kıbrıs Türk toplumunu da rahatlatarak ve bir kazanım elde ederek yapmak mümkündür” ifadelerine yer verdi.

Toros, envanter ekibinin yapacağı çalışma sonucunda Maraş’taki mülklerin vakıflara ait olduğunun ortaya çıkarılması halinde, gerek bizi bekleyen tüm davalarda, gerek Taşınmaz Mal Komisyonu konusunda, gerekse AİHM’de çıkmaza gireceğimizi kaydetti, “Hatta Taşınmaz Mal Komisyonu’nun lağvedilme riski bile vardır” dedi.

 

 

Soru: Menfaat olacakmış gibi görünen, barışa hizmet edecek denen enerji kaynakları bugün ciddi bir gerilimin sebebi oldu, toplumda da bu hususta bir endişe hakim ve sinme söz konusu. Bunu nasıl değerlendirirsiniz? Ne oluyor?

 

Toros: Öncelikle Doğu Akdeniz’de yaklaşık 7 tane birbiriyle siyasi sorunu olan ülkenin sularında hidrokarbon rezervleri keşfedilmiştir. Bunlar takriben 10 yıldan bu yana devam eden bir takım aktivitelerin sonucudur.

 

İsrail Mısır ve Kıbrıs sularında bir takım lisanslar verilmiştir doğalgaz şirketlerine ve bu sondaj çalışmaları da yapılmaktadır.

 

Bu gün itibariyle gerek İsrail’in Leviyatan, gerek Mısır’ın Zoğur, gerekse Kıbrıs’ın Afrodit denilen bölgelerinde, çok büyük bir bölgesel refah vaat eden miktarlar tahmin edilmektedir. Şu an itibariyle bulunan hacimler bu umudu oluşturuyor. Haliyle böyle bir potansiyel refah sadece ekonomik bir değere sahip değil, aynı zamanda bölgesel siyasi sorunlarında ya daha çok derinleşmesine ya da bir jeopolitik barış ortamına katkı sağlama olasılığı vardır.

 

Kıbrıs çözüm müzakerelerinde de Sayın Cumhurbaşkanının 2016 yılının sonuna kadar bir kapsamlı siyasi anlaşma olması yönünde ısrarı da bu yüzdendi. 2017 yılından itibaren bir anlaşma olmazsa, bu faaliyetlerin sorunu derinleştirme riski taşıması ihtimalinden dolayı ısrar ediyordu.

 

Gerek yapılan ticari fizibilitelerde, gerekse bahsettiğimiz jeopolitik ilişkilerde, bu kaynakların pazarlanması için üç ayrı yol olduğu belirlenmiştir;

 

Bir tanesi bu saydığım bölgelerde bulunan rezervlerin bir ağ içinde toplanması ve bu ağ içinde birikecek olan ham doğalgazın, Kıbrıs-Türkiye arası döşenecek borularla Türkiye’ye gönderilmesi ve orada sıvılaştırılıp pazarlanması. Bunun maliyetinin yaklaşık 5 milyar dolar olacağı tahmin edilmektedir.

 

İkinci yol, Kıbrıs sularında bahsettiğim ağda birikecek olan ham gazın, Güney Kıbrıs’ta yapılacak bir tesiste veya Mısır’da yapılacak bir tesiste sıvılaştırılıp pazarlanması. Bu projenin maliyeti de 12.5 milyar dolar olarak tahmin edilmektedir.

 

 

Üçüncüsü de, İSMEP ismi konulan, içinde İsrail, Güney Kıbrıs, Girit, İtalya, AB’nin bulunduğu projedir. Bu projenin maliyeti de 19 milyar olarak tahmin edilmektedir.

 

Gerek bölgedeki siyasi sorunlar, gerek güvenlik riskleri, gerekse bu rezervlerin çok derin sularda olması (Yaklaşık 6-6,5 km derinliklerden bahsediyoruz) ve bunların pazarlanmaya müsait hale getirilmesi için çok büyük teknolojik yatırımların yapılmasını gereksinimi gibi şeyler değerlendirildiğinde, en mantıklı ve makul yöntemin birinci yöntem olduğu kanaati yaygınlaşmıştır. Yani bu ağda birikecek olan ham gazın Kıbrıs üzerinden Türkiye’ ye sevk edilmesi.

 

Bunun bir başka motivasyon aracı da var tabi. Gerek AB, gerekse Türkiye, doğalgaz da dış ülkelere bağımlı haldedir. AB toplam gaz tüketiminin yüzde 40’ını Rusya’dan, Türkiye’de toplam gaz tüketiminin yüzde 60’ını Rusya – Azerbaycan gibi ülkelerden temin etmektedir. Dolayısıyla bu motivasyon Türkiye ve AB’nin arz güvenliği motivasyonudur.

 

Tüm bunlar gerek lisans şirketleri gerekse ilgili ülkeler tarafından idrak edilmiştir. O yüzden birinci yolun gerçekleştirilmesi için bu siyasi sorunların bir an önce çözülmesi gerektiği hatırlanmıştır. Kıbrıs ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için de Kıbrıs sorununun çözümü şarttır.

 

Bu sorun çözülmediği sürece Kıbrıs adası iki toplum arasında 56 senedir devam eden egemenlik ve güç savaşının mağduru olmaya mahkûmdur. Şu an itibariyle 2011 yılından beri Kıbrıs Türk tarafı Rumlara; ‘çözüm olana kadar BM çatısı altında bir komite kuralım, her iki toplumu da temsil eden bürokratlar olsun, gerek lisans verme, gerekse üretime kadar olan tüm aşama ve faaliyetlerde bu rezervlerin yasal sahibi olan her iki toplumda aktör olsunlar’ demiştir. Ama Rumlar bunu sürekli reddetmişlerdir. Bu bir yana, tüm ikaz ve uyarılara rağmen adanın yegâne sahibiymiş gibi davranarak tüm bu faaliyetleri tek başlarına yürütmüşlerdir.

 

Crans Montana sonrasında BM güvenlik konseyi raporları da sürekli olarak bu rezervlerin her iki Kıbrıslı topluma ait olduğunu söyledi ve her iki toplumun yararlanacağı şekilde değerlendirilmesi gerektiği çağrısında bulundu ama bunlar maalesef yeterli bir kaldıraç gücü teşkil etmedi.

 

Bunun üzerine Türkiye, gerek Kıbrıs Türk toplumunun, gerekse bu münhasır ekonomik bölgeyle Türkiye’nin kıta sahanlığının çakıştığı noktalarda Türkiye’nin haklarını korumak için önce araştırma sonra da sondaj faaliyetlerine başlamıştır. Maalesef bu gün de, sorunların derinleştirilmesine hizmet eden gelişmeler yasıyoruz.

 

Soru: Peki nedir bu noktadan sonra yapılması gereken?

 

Toros: Bu noktadan sonra yapılması gereken, Sayın Cumhurbaşkanının geçen hafta yaptığı çağrı ve aynı zamanda geçtiğimiz günlerde BM genel sekreterine gönderdiği mektubun içeriği doğrultusunda bir an önce bu müzakerelerin yeniden başlaması ve makul bir zamanda da sonuca gidilmesidir.

 

Aksi takdirde tüm bölge daha da istikrarsız olmaya, ülkeler arasındaki jeopolitik sorunlar da derinleşmeye mahkûm olacaktır.

 

Bu gün itibariyle önümüzde bir takvim vardır. Gelecek (24-25 Temmuz) hafta BM Barışın Korunması Operasyonlarından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Jean-Pierre Lacroix Kıbrıs’ta olacak ve iki liderle bir hazırlık toplantısı yapacak. Bunu takriben Genel Sekreterin Özel Temsilcisi de adaya gelecek. Tüm bu çalışmaların hedefi önce bir gayri resmi 5’li toplantı, sonra da müzakerelerin nasıl başlayacağını şekillendirmek.

 

Geldiğimiz aşama budur. Bundan sonrası hakkında bir fikir yürütmek sadece spekülasyon olur.

Ama önümüzdeki ayların sıcak ve dinamik olacağı gerçektir. Kıbrıs Türk toplumu için önemli olan, daha fazla gecikmeden, kendi ülkesinde siyasi eşitliğinin ve egemenliğinin bir kez daha tartışma konusu olmayacağı bir federal çözümde yer almasıdır. Bir an önce dünyayla bütünleşmesi, AB müktesebatına, uluslararası hukuka entegre olması ve bir an önce istikrara, barışa ve refaha kavuşmasıdır. Kıbrıs Türk tarafını ilgilendiren budur. Bizim vizyonumuz da bu yöndedir, önceliğimiz de budur.

 

Rumların da Türkiye’nin de, Kıbrıs Türk toplumunun bu hayati çıkarlarının idraki içinde, daha yapıcı bir rol almalarını umuyorum ve bu yönde önümüzdeki süreçte geçmişte olduğu gibi çalışmaya hazır olduğumuzu vurgulamak istiyorum.

 

 

Soru: Sıcak çatışma olasılığı var mı? Böyle bir izlenim söz konusu mudur?

 

Toros: Böyle bir izlenim yoktur. Sıcak çatışma olasılığını şu an ben görmüyorum. Böyle bir şeye gerek yok. Gelinen bu nokta da, BM parametrelerine bağlı olarak BM şemsiyesi altında bu gelinen noktada Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak, diğer tüm riskleri göğüslemekten daha kolay ve mümkündür.

 

Soru: Bu sürece paralel olarak Kıbrıs Türk tarafının bir Maraş hamlesi yapacakmış gibi ifade edilen hareketlenmeler oldu… Maraş konusunda değerlendirmeleriniz nedir?

 

Toros: Maraş elbette Kıbrıs’a yeniden kazandırılmalıdır. 45 yıldır atıl ve kapalı kalan bir Maraş, sadece mülk sahiplerine değil tüm Kıbrıs’a da büyük bir kayıp arz etmektedir. Bir insanlık ayıbıdır. Maraş,

1994 yılında dönemin BM Genel Sekreteri Butros Gali tarafından sunulan ve bir takım fikirler içeren önerisinden beri gündemde olan bir konu.

 

Ben Fikri Toros olarak Maraş’ın bir an önce açılmasını çok isteyen ve destekleyen birisiyim.

Maraş’ın açılması kapsamlı bir siyasi çözüm için toprak başlığı altında, üzerinde yakınlaşma sağlanan bir konu. Eğer müzakerelere bir kaldıraç rolü olacaksa, çözüm olmadan da Maraş’ı açmanın yolu vardır.

Bunu da Butros Gali tarafından önerildiği şekillerde, yani BM yönetiminde ve Rumlarla bir müzakere yaparak, karşılığında Kıbrıs Türk toplumunu da rahatlatarak ve bir kazanım elde ederek yapmak mümkündür.

 

Butros Gali’nin önerisi, Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’nın ve Maraş’ın, BM yönetiminde açılması, mülklerin yasal sahiplerine iade edilmesi ve iki toplumunda her iki bölgede de faal olabileceklerini öngören bir öneriydi.

 

Kabul edilseydi bu gün Kıbrıs Türk toplumu, AB ile doğrudan ticaret yapabilecek ve doğrudan uçuşlardan faydalanabilecekti. Hatta bekli de kapsamlı çözüm gerçekleşecekti.

 

1985 yılında BM 550 sayılı bir karar üretti. Bunun içinde de Maraş’ın kapsamlı bir çözüm olmadan da açılmasının bu şekilde mümkün olacağı yazılıydı. Bu karara sırtımızı asla çevirmemeliyiz. Zaten çevirirsek biz daha fazla yalnızlaşır ve itibarsız bir konuma düşeriz. Müzakerelerde de olumsuz etki potansiyeli olur.

 

Maraş’ın BM yönetiminde açılması söz konusuysa, o zaman BM’nin muhatap aldığı Sayın Cumhurbaşkanının böyle bir teklif ve/veya müzakere ortamı sunması gerekir. Bakanlar kurulu böyle bir görüş geliştirebilir. Ama bunu Cumhurbaşkanı ile diyalog, iş birliği ve bilgi paylaşımı içinde bir politika haline getirir ve Sayın Cumhurbaşkanı da gidip muhataplarına aktarır. Ancak bu şekilde bir değere sahip olabilir Maraş.

 

Bu bakanlar kurulu kararı niye alındı durup dururken? Evet, bir takım spekülasyonlar vardır. Bunlardan bir tanesi AİHM’de 30 Temmuz tarihinde görülecek davadır, onunla alakalı bir boyutu olduğu düşünülüyor. Bazı kişiler BM kararını yok sayıp, Maraş’ın KKTC yönetiminde açılması gerektiğini söylüyor. Bakanlar kurulu içinde dahi farklı söylemler çıkmaktadır. Sayın Kudret Özersay ve Sayın Ersin Tatar’ın yorumları dahi çelişmektedir.

 

Ben BM ile doğrudan Sayın Cumhurbaşkanının ele alabileceği bir kurgu, bir teklif önerisi haricinde bunun mümkün olabileceğini sanmıyorum, doğru da bulmuyorum. Hatta bu, aleyhimize olacak ve amacına hizmet etmeyecek bir yöntemdir.

 

Soru: Taşınmaz Mal Komisyonu’nu tehlikeye atabilecek bir süreç yaşama ihtimalimiz var mı?

 

Toros: Maraş’taki taşınmaz malların mülkiyeti 1974’teki yasal tapulardır. O tapuların üzerindeki kişi veya şirketler neyse mülkler onlara aittir. AİHM’in de, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de kabul ettiği budur.

 

UBP-HP hükümeti ise Maraş’ın vakıflara ait olduğunu iddia ediyor. 1931 yılında, vakıflara ait olan mülklerin şu an da muteber olduğunu iddia ediyor. İngiliz yönetiminin bunları Rumlara devrettiğini, 1960’da devlet kurulduğunda da bunun oybirliğiyle kabul edildiğini reddediyor. AİHM karşısında bizi zayıflatan bir yaklaşım sergiliyor.

 

Bu görev için oluşturulan envanter ekibinin yapacağı çalışma sonucunda eğer bu iddialar doğrulanır ve bu mülklerin vakıflara ait olduğu ortaya çıkarılırsa, su anki konumumuzdan daha da geriye gideceğiz. Gerek bizi bekleyen tüm davalar da, gerek Taşınmaz Mal Komisyonu konusunda, gerekse AİHM’de çıkmaza gireceğiz. Hatta Taşınmaz Mal Komisyonu’nun lağvedilme riski bile vardır. Bunların olmamasını temenni ediyorum.

 

Kıbrıs Türkü, Annan Planı’ndan beri son 16-17 senedir sürekli hayal kırıklıkları yaşamaktadır. Ortaya koydukları irade, statükonun bozulması ve kalıcı barışa kavuşmamız için maalesef yeterli olmamıştır.

 

KKTC’de demografik bir değişim ve ciddi bir dengesizlik medyana gelmiştir. Toplum da bunun sonucunda büyük bir sosyal bedel ödemiştir, ödemektedir. Bunun verdiği bir endişe ve kaygı hâkim. Çözümsüzlük ve izolasyonun devamı demek, Kıbrıs Türk halkının Türk Lirası kullanmaktan başka bir seçeneği olmaması, bir bütün olarak Türkiye’nin ekonomik ve finansal yapısına bağımlılığının devam edecek olması demektir. Kaldı ki, son yıllarda Türkiye’de devam eden olumsuz gelişmeler de mali politikaları olumsuz etkiliyor. Bunun yansımaları çarpan etkisiyle Kıbrıs Türk toplumuna yansıyor.

 

Soru: Olağan zamanlarda bu tür gerginliklerin yaşandığı ve hedeften uzaklaşıldığı zaman federalizme inanan kesim ya da Kıbrıs’ın geleceğinden endişe duyan başka kesimler, bir radyo anonsu ile bir yerlere toplanır, heyecan yapar, binlerce insan tepki gösterirdi. Fakat şu an bir yılgınlık var gibi bir görünüm söz konusudur. Bu psikolojiyi nasıl okumak lazım?

 

Toros: Tüm bunlar, gittikçe büyüyen karamsarlığın sebepleridir. Şu an halk ciddi ekonomik sıkıntılar içindedir. Gerek dar gelirli vatandaş, gerekse işletmelerimiz, sürekli dalgalanan bir paraya, yüksek enflasyona ve faize mahkûm durumdadır. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerindeki sorunları devam ettiği sürece bize yansıyan olumsuzlukların da devam edeceği değerlendirilmektedir.

 

Toplumda, Kıbrıs müzakere sürecinin yeniden başlayacağına ve bizi kalıcı bir çözümü götüreceğine dair istek bakidir. Hatta Dünya Bankası’nın son istatistik verilerine göre artmış ve yüzde 70’şi aşmıştır. Ancak inanç ve umut kırılmıştır.

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı