Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Gerçekleri görme gözü… (Son Limasol izlenimleri)

“Doğduğu şehri turist olarak gezenlere Kıbrıslı denir…”

Böylesi bir cümlenin ağırlığı ve hüznü ile başladık Limasol’u gezmeye. (Veya eskilerin deyimi ile Leymosun’u)

Doğduğumuz ya da çocukluk-gençlik yıllarımızın bir bölümünü geçirdiğimiz kentte artık  “turisttik” sadece.

Onlarca kez gitmemize rağmen her seferinde bizden uzaklaşan ve bize yabancılaşan bir şehir.

İşin acı tarafı bir sonraki nesil “of yine mi buralara geldik” havasında.

Dinleye dinleye her satırını ezberledikleri ve artık kanıksadıkları 40 yıl öncesine ait hikayeler.

“Akdeniz’in herhangi bir deniz kentini gezer gibi” takılmak istediler ve öyle yapmaya çalıştık bu kez.

56 yıldır süren şarap festivalinde elimizde kadehlerle dolaşmayı, onlarca metre uzanan sufla mangallarının başında yeni tatlar denemeyi ve 39 derece sıcağa rağmen günün her saatinde iğne atılsa yere düşmeyecek denli kalabalıkları misafir eden yeni marinayı dolaşmayı.

Öyle de yaptık.

Fakat Hatice’nin “doğduğu şehri  turist olarak gezme” hüznü gelip yapıştı üstümüze.

24 saat da hiç ayrılmadı.

 

***

 

Bayramın son  2 gününü Limasol’da geçirdik.

Kalabalık bir grup, şarap festivaline katıldık.

İstemesek de ayaklarımız bizi eski mahallelerimize götürdü.

Şehrin bu fakir Türk mahallesi turistlere hatıralık eşya satan dükkanlara dönüştürüldü.

Türk koçanlı evler ve dükkanlar çok çok düşük kiralara göçmenlere verilmiş yıllar önce.

Turist sayısı arttıkça turistlere yönelmişler.

Ve çok çok yüksek kiralara devretmişler.

Yaşlıca bir Rum “bunların hiçbiri Türklerin geri gelmesini istemez” diyor ve ekliyor.

“Hristu’nun başını da bunlar yedi.”

Andreas Hristu, Bir önceki belediye başkanı idi.

(ki Türk şehitliğinin restore edilmesinde çok katkıları olmuş, düzenlenen törene de katılmıştı)

Sadece 10 oyla kaybetmişti belediye başkanlığını.

Türk malları üzerinde oluşan büyük rantı engellemeye çalışmıştı.

Bu nedenle kaybettiği söylenir hep.

***

Hüznün içinde 40 yılda oluşan acı bir gerçeklik gelip çarpıyor yüzümüze.

Limasol’da da statüko 40 yılda ağlarını ördü.

İkincisi tam bir beton yığınına dönüştü Limasol.

Rusların akıttığı milyar dolarlarla da emlak fiyatları çıldırdı.

Sahilin bir bölümü denize sıfır beton binalarla doldurulmuş.

Ötesi Trodos dağlarına doğru koşar adım ilerliyor beton.

Ve sanırım kimse de bu durumu dert etmiyor.

 

***

 

Şarap festivali bizim buralarda düzenlenen panayırlardan daha hallice ve daha organize.

Fakat girişten itibaren adım başı para düzeni kurumuşlar.

İki buçuk euroya sattıkları bardaklara doldurdukları şarap miktarı de ilaç niyetine.

“Limasol’un meşhur şaraplarından” tatmak isteyenler ciddi bir hayal kırıklığına uğrayabilir.

Çünkü kaliteli diye bildiğim şarap markaları değil tattırmak satışını bile yapmıyorlar, marketlere yönlendiriyorlar şarapseverleri.

Bir de bizim şansımıza muazzam korkunç  bir nem vardı.

Tam da “bu havada şarap içilmez” dedirtecek türden.

Sıra sıra dizili sufla mangalarından alacağıznız servisten kalite beklemeyin.

Ellerinizle et yemenin keyfine varacaksanız o denli mutlu olabilirsiniz.

 

***

Uzun bir aradan sonra gittik Limasol’a.

“Doğulan şehri turist olarak gezmenin” hüznü negatif etkilemiş olacak ki böylesi negatif bir yazı çıktı ortaya.

Ya da “gerçekleri görme” gözümüz açıldı.