Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Büyük Han’da ve Dereboyu’nda bira yudumlarken…

Lefkoşa Sarayönü’ndeki Vali Konağı (Lüzinyan Sarayı) 1900’lü yılların başında tamamen ortadan kaldırılmıştı.

Denildiğine göre saray artık saraylıktan çıkmış, neredeyse viran hale gelmişti.

Kendi ülkesinde antik bir taş parçasını bile koruyan İngilizler, nedense bu saraydan arda kalanları koruma gereği duymamışlardı!

İngilizler adaya geldiğinde Osmanlı valisi orada oturmakta, adayı oradan yönetmekteydi. Kadim zamanlardan beri durum buydu…

Saray yıkılmazdan önce bu yapının altı Osmanlı yöneticisi tarafından hapishane olarak kullanılıyor, Osmanlı’ya bağlı çeşitli topraklarda bulunan nerde bir katil, eşkıya, ırz düşmanı, hırsız falan varsa en azılıları burada tutuluyordu.

Sarayın avlusunda bulunduğu söylenen bakımsız ve kurumuş bir ağaç idam sehpası olarak kullanılıyordu.

Bu cezanın infazı için Babıali’den emir gelmesi gerekirdi.

Emir gelince, suçlunun boğazına bir ip geçirilerek o dalları sağlam ama kurumuş ağaçta vakit geçirilmeden sallandırılırdı.

Ceset ahaliye teşhir edilmek üzere belirli bir zaman orada bırakılır, daha sonra alınırdı…

Sarayönü aynı zamanda kellelerin koparıldığı yerdi…

Bu durumun İngiliz’lerin adaya gelmesine kadar sürdüğü anlaşılıyor.

Osmanlı ipi gidecek, sıra “İngiliz ipi”ne gelecekti!

Ada yönetimi el değiştirip İngilizler gelince,

Sarayın yıkılması ilk işleri olmuştu neredeyse.

İngiliz Yüksek Komiseri (Vali) köhne 0sarayı beğenmemiş, surlar dışına taşımıştı.

Böylece Lüzinyan’lardan beri orada ayakta duran saray yıkılıp gitmişti.

Ancak yıkılmazdan önce bu sarayın alt katında bulunan hapishanedeki çeşitli topraklardan aktarılmış azılı suçlular İngilizleri tedirgin etmişti.

Henüz adaya yeni gelmişlerdi ve yıl 1878’di.

Durumu çözmek için Babıali ile anlaşan İngilizler bu mahkumların Türkiye’ye göndermeyi başarmışlardı.

Suçluların sevki konusunda anlatılanlar oldukça acıklı bir tablo çizer.

1878 yılında Kıbrıs’ın en sıcak aylarında biri olan Ağustos’ta, mahkumların sevkiyatı başlar.

O cehennem sıcağında yaya olarak ta Girne’ye kadar yürümeye zorlanan mahkumların dramı İngiliz basını tarafından bile eleştirilere hedef olur.

Neticede “Kıbrıslı olmayan” bu mahkumlar adadan çıkarılmış olur ve İngiliz’lerin tedirginliği de ortadan kalkar…

Bu hikayeden sonra sarayın yıkımına başlanır.

1900 yılların başında da tamamen ortadan kaldırılır.

Ancak o sıralarda henüz yüzyıl devrilmeden Hasanbulliler efsanesi yaşanmaktadır.

Bu cesur eşkıyalar İngiliz’e direnmekte, dağdan dağa kaçmakta, mağaralarda tüfek çatıp zaman tüketmektedirler.

Ancak netice aleyhlerine sonuçlanır.

Hasanbulliler’in kimisi çatışma sırasında ölecek, kimisi asılacaktı…

Mamonyalı Hasanbulli’lerin en büyüğü Hasan’dı.

Yakalandığında artık ne Lüzinyan Sarayı vardı ne de onun hapishanesi.

İngilizler yeni bir cezaevi inşasına başlamışlar fakat o bitene kadar Büyük Hanı geçici olarak hapishane niyetine kullanmışlardı.

Hasanbulli bir müddet Büyük Han’da tutulmuş,

Daha sonra yeni yapılan ve inşası tamamlanan Lefkoşa Cezaevine yerleştirilmiş, Burada 2 yıl kadar kalmış, bir vesile ile hapishaneden kaçarken, Dereboyu’nda Golf Sahası olarak bilinen yerde öldürülmüştü. (1896).

Diyeceğim,

Büyük Han’da ve Dereboyu’nda bira yudumlarken,

Bir efsanenin gölgesindesiniz…