Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GERÇEK ŞU Kİ KKTC’Yİ YÖNETMEK DAHA ÇOK ZORLAŞTI!

Bu nedenle Devletin sorunları da gitgide daha çok artmaktadır!.

Buna karşın artık gelip giden Hükümetler “toplumun büyüme ve kalkınma iştiyakına cevap verememekte; kısır döngüler   içinde gün günden büyüyen sorunların çözümüne ilişkin    beklenti ve gerçekleştirilmesi gereken icraatlara  cevap veremeyecek şaşkınlık içinde kalmaktadırlar!

Ki öteden beridir KKTC’nin yapısallığını tarif ederken  “Merkeziyetçi, hantal,  bürokrasinin baskı ve ağırlığı altında sıkışıp kalan  bir Devlet” tanımından öte tarif yapılamamaktadır!

ÖRNEK Mİ? Ya da ispat mı? Mesela her yıl okulların açılacağı ay ve günü bile bilinirken hatta artık toplumun her katından, Öğretmenler  sendikalarından davullu zurnalı, “ey Sn. Hükümetin yetkili fakat sorumsuz kişileri  unutmuşsan hatırlatalım Eylül ayının şu günü okullar açılacaktır aman unutma al tedbirlerini başla hazırlıklarına…” Denmesine bağırılıp çağırılmasına karşın…    İŞTE GÖRÜYORUZ: Ayni makastan çıkmış modeller gibi birbirlerinden hiç farkları olmayan gelip giden Hükümetler Timurlenk’in fili gibi kös dinleyip, okullar da açıldı mıydı  şaşkın ördekler gibi sağa sola koşarak ne yapacaklarının telaşında hem kendileri perişan olmakta hem öğrencilerle velilerini perişan etmektedirler!  Ve tabi ki eğitim ve  öğrenimin lafzını da  küçük düşürmektedirler!                                                                                                                                                  ***

PEKİ AMA NEDEN? Çünkü artık bu ülkede başta siyasi partiler olmak üzere “memleketin yönetilmesi için  “politikacı” yada “devlet adamlığı” niteliklerine sahip insanlar  yetişmiyorlar..

Kİ geçmişlerde “Devleti yönetmeye” talip olan kişiler toplumun içinde türlü çeşitli sosyal faaliyetlerle yoğrulurlarken bir yandan da sempatizanı oldukları siyasi parti bünyelerinde belirli bir çömezlik dönemleri geçirirlerdi..

BELKİ yadırgayacaksınız ama Rahmetlik Denktaş da önce Rahmetlik Dr. Küçük’ün koltukları altında palazlanıp kendini toplumuna kabul ettirmişti…

SONRASI politikacılar da parti liderlerinin yada  duayen politikacıların rahlei tedrislerinden geçmişlerdi..

MESELA Ahmet Mithat Berberoğlu Avukattı ama siyasi ve sosyal sorunların içinde nabız gibi atan ve o dönemlerde mümkünatının mümkün olmadığı  bir “muhalefet lideriydi.. CTP’yi laf ola beri gele kurmadıydı..          Muhalefet yapmak için kurduydu..         YANİ “ben başına geçip ahkâm keseyim” demediydi..                      Ki o kuruluş dönemlerinde sonradan hem partiye hem de Kıbrıs Türk halkının demokratik muhalefet olgusunda yeni bir dönemi başlatacak nice “politikacıları” yanına almış koltuğunun altında  yetiştirmişti.

HEM  de sanılanın ötesinde o yılların “yetkili “büyükleri” tarafından “baskı ve yukarıdan takazalı” hırpalanma hatta paralanıp parçalanma tehditlerine karşın…”

NİTEKİM CTP bir  muhalefet partisinin oluşmasının en namüsait döneminde kısaca Bayraktarların, Sancaktarların askeri vesayetin egemen olduğu  dönemlerde   kurulan, üstelik bir “sol partiydi!”

PEKİ kuruldu da ne oldu” denecek?

Akmasa bile damlayan “çok partili demokratik yapılaşmanın” önünü açtı..

***

BUGÜNE DÖNÜYORUM: Uzun yıllar  memleket tek bir partinin, UBP iktidarının  “gelişme ve kalkınma” denilen şişirilmiş  fakat icraatı olmayan politikalarıyla yönetildi!                          Koalisyon hükümetlerine karşın da hâlâ TC ile iyi ilişkiler ve biat  politikalarıyla başı çeken, üstelik “armada gemisidir” de!

ÖTE yandan çok partililiğe de alıştırıldık!                                          Bırakın iki tanesinin bir tencerede etlerinin bile kaynamamasına karşın artık üçünün hatta dördünün bir araya gelip Koalisyon hükümetleri oluşturmalarına da alıştık!

ZATEN artık toplum katlarında ilkeleri değil, her halû kârda ve bir şekilde koalisyon hükümetleri bünyelerinden çıkan vekillerle Bakanları konuşur olduk!

İster Doktor olsun  ister Avukat! İster tüccar olsun ister bakkal! Memleketin siyasi kaderini yüklenmek için bir partinin bünyesinden seçimlere katılmak yetip artmaktadır..

DENECEK  ki memlekette demokrasi vardır. Yaşı başı meşrebi uygun her KKTC yurttaşı her hangi bir parti bünyesinden seçimlere de katılır vekil de olur Bakan da.. Hatta Başbakan bile olur.. Hatta bu süreç öyle geldiği gibi devam ederse “olmayanı da kalmaz!”

***

FAKAT memlekette hiçbir şey değişmez! Hatta yıllar önce değişmesi yeniden reorganize olması gereken KIB-TEK bile..          Ki hâlâ ve gün geçmiyor ki gazetelerin manşetlerinde  ayazlatılmasın! Buna karşın “değişirmiş yada değişecekmiş gibi” sürekli gündemde sürünen    sorunları da  hiç eksilmezler!

Nitekim gene gündemde! “KIB-TEK yakıt ihalesine yine çomak sokulmuş!”                                                                                       …GEÇİYORUM  ve son günlerde başı fena halde ağrımaya başlayan Üstel Koalisyon Hükümetinin aldığı bazı radikal kararlara dönüyorum.. Ki bu ülkede bu güne kadar hangi “radikal karar” toplum bünyesine faydası ve kazandırdıklarıyla oturdu ki bu sonuncularından da kader kıymet bekleyelim:

***

RADİKAL Kararlardan biri  “Girne Limanının” özelleştirileceğine yönelik olanıdır..

HİÇ itirazımız yoktur ama benzer bir kararla vakti zamanında  “iyileştirilsin” diye  Emrullah Turanlı beyefendinin emrine tahsis   edilen Ercan Hava alanının akıbetine baktığımda, “Girne limanı da gitti gidiyor” demekten kendimi alamadım! Ki Ercan’ı hâlâ adamın elinden kurtaramadık!

ÇÜNKÜ her zaman “ekonomik becerisi” Devletin üzerinde olmuş “özel sektör” tutun ki  o Girne limanının restorasyonu ile işletmeciliğini yüklenir ama çok iyi biliniyor Devletten farklı olarak önce “şirketinin çıkarlarını” gözetir sonra tutun ki Girnelilelerle halkın..

AÇIKTIR ki öyle devasa bir projeyi de  tek bir şirketin yüklenmesi mümkün gibi görülmüyor eğer söylendiği gibi Liman ve çevresi tu baştan yeniden restore edilecekse…

Kİ kapsamında “yat limanı” da olacak sahilde gezinti yollarıyla mevcut olan kafe ve lokantalara ulanacak yeni eğlence mekânları  da..

BUNUN da mutlaka önce Devlete, sonra Girne Limanından her zaman yararlanma hakkı olan “ziyaretçilerle eğleneceklere yönelik hizmet ve  bedelleri olacaktır..

Kİ BU VESİLE İLE SORACAKTIM:  Ya Mağusa limanı? Ülkenin ithalat ihracat kapısı olan Mağusa limanı! Ki Devletin gelir kaynaklarının da ötesinde deniz yoluyla dış dünyaya açılan tek kapısıdır… Ne olacak?

Ki ne zaman konu edilse “utanıyorum” diyorum! KKTC’nin dış dünyaya açılan tek ve en önemli deniz kapısı olan Mağusa limanına yarım asırdır bir taş konmadı bir çivi çakılmadı!

Sıra ona da mı gelecek? Toplumsal beklentilerin “inşallahla maşallaha” kalmış kadersizliğinde  “inşallah” diyorum!