Köşe Yazarları

“Gerçek dışı” iftiralar…











Diyor ki Sunat Atun; “Bir fikri beğenmiyorsanız, buna fikirle mukabele etmenizi tavsiye ederim”…
Tamam, ben de tavsiyesine uyuyorum ve kendisinin beğenmediğim fikirlerine ve fikirle mukabele ediyorum.
Malum, Kıb-Tek Sunat Atun’a ait işyerlerinde, bir sayaçtan üç ayrı daireye elektrik verildiğini tespit etmişti…
Günlerdir yanıtı bekleniyordu, nihayet geldi.
“Gerçek dışı iftira” diyor. Ben “gerçek olana” iftira denildiğini duymadım zaten ya, neyse.
Bir sürü demagoji, onu, bunu, basını suçlama…
Kendisine yönelik itibarsızlaştırma varmış, karalama operasyonu için düğmeye basılmış…
Yani “tamamen suçsuz” olduğu halde, siyaset icabı yalan söylendiğini iddia ediyor.
Kendisini dövme girişimiymiş bu; geçmişte de yapılmış, özellikle bir basın grubuymuş bunu yapan…
Bir sendika da  “elektriğinin kaçak olduğu, insan güvenliğini tehdit ettiği iftirası ile” karalama operasyonu başlatmış…
Hatta kendisini tehdit etmekteymişler. 
Bu girizgahlarından sonra, meselenin özüne geliyor…
2012’ye kadar, dairelerin hepsi, aynı firma tarafından kiralanmış, onun için öyle olmuş. Ama 2012’de başka birine kiralanmış, ama Kıb-Tek tüm ısrarlı müracaatlara rağmen gelip, sayaç takmıyormuş.
Şimdi, Kıb-Tek Mağusa Amirliği’nin görevini kasti olarak ihmal ettiğini savunuyor, “Haklarında hukuki kovuşturma gerekir” diyor.
Yanlış mı hatırlıyorum; 2012’de elektrikten sorumlu Bakan kimdi..?
Ben değildim vallahi…
Açıklamasında “bana laf söyleyen aynaya baksın” diyor ya, o zaman söyleyeyim;
Bakan ben olsaydım, o Kıb-Tek çalışanlarının gözlerinin yaşına bakmaz, kulaklarından tutar getirir, tespit mi, hesap mı, sayaç mı her neyse yaptırırdım…
Siyasi birinin, üstelik de kendi sorumluluğunda olan bir konuyu, istismara açık bırakması doğru mudur?
Bakın mesela ben; herkes ve özellikle kendisi de biliyor ki, evime elektrik sayacı takılmadığından sürekli şikayet ettim. Bizzat kendisinin bakanlığı döneminde. Hani Ericsson’un davetiyle bir yerlere gitmişti; sonra bir takım sayaçlar getirtmişti. Ben hep bağırındım, “Sayaç takın” diye.
Ben ne bileyim o sayaçların bozuk olduğunu…
Her neyse, deliler gibi neden sayaç taktırmak istedim? Oysa maktu ücret 300 TL idi ve normalde benim ödediğim faturaların çok altındaydı.
Çünkü ben kamuoyunun tanıdığı bir kişiyim. Her gün bu sayfadan ona buna akıl vermekteyim. Adama demezler mi, “efendi sayaçsız elektrik kullanıyorsun, oh ne ala” diye…
Ya, Sayın Atun, hele de bakan olsaydım, hiç bu hallere düşmeden gereğini yapardım. Ne demek “gelmediler”…
Keşke o zaman, hani bakanları iken, şikayet etseydiniz de, kamuoyu da bilseydi…
Her neyse, sonunda aleyhine yazanları mahkemeye vermekle de tehdit ediyor.
Vallahi ne bileyim, fikirle mukabele edin dedi, ettik, beğenmediyse, versin artık ne yapalım…




 



YERİN KULAĞI VAR
UZAKTAN GAZEL OKUMAK:

Derviş bey hem televizyonlara çıkmaz, hem de çıkanları eleştirmekten geri durmaz. Geçen gün bir toplantıda, “Geçtiğimiz akşam bazı adayları televizyon programlarında izledim. Bir anlaşma sonrası ne olacak, ne kazanacağız ne kaybedeceğiz hiçbiri cevap veremedi. Çünkü kafaları bulanıktır. Onlara göre anlaşma olsun da nasıl isterse olsun” deyiverdi. İyi o zaman, siz çıkın ve kafa bulanıklığını ortadan kaldırın, ne kazanıp ne kaybedeceğimizi bu topluma açıklayın. Kusura bakmayın ama sizin yaptığınıza dense dense, uzaktan gazel okumak denir…

YİNE NAL TOPLADIK:
Okudunuz sanırım. Bu yıl üniversite giriş sınavlarının ilk basamağında bizim liseler yine nal toplamışlar. Birkaç okul hariç, geçmiş yıllara oranla başarı daha da düşmüş. Eğitim ile bu kadar oynarsanız, her gelen bakan kendine göre bir şeyler yapmaya kalkarsa sonunda olacağı buydu. Başarı sürekli yukarı değil, aşağı doğru seyrediyor. Bunlar daha iyi halimiz, bu kafayla gittiğimiz sürece, yakında sınıfta kalmamız hiçten olacak…

NİYE AÇIKLAMIYOR:
Seçime sayılı günler kala Derviş Eroğlu’nun hala daha mal varlığını açıklamaması çeşitli iddiaları da beraberinde getiriyor. Yasal olarak mal varlığını açıklama gibi bir zorunluluk yok belki ama ahlaki ve etik açısından diğer tüm adayların mal varlıklarını açıkladıkları bir ortamda, ısrarla mal beyanında bulunmaktan kaçınması pek hoş değil sanırım…

İLAHİ İZCAN:
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, 200 tane kırsal kesim arsasının, gizli kapaklı, bakanlığa çağırılarak verilmesini “siyasi rüşvet” olarak değerlendirmiş. İlahi Sayın İzcan, bunlar ilk kez mi oluyor, yıllardır her seçim öncesi bu arasalar golifa gibi dağıtılıyor. Ama bir gün o arsalar da bitecek. İşte o zaman ak koyun kara koyun belli olacak… 

ZAMANLAMASI İLGİNÇ:
Cumhurbaşkanı Polis Genel Müdürlüğü’nü ziyaret etti. Belli ki seçim gezisi. Ziyaret, tam da 2013’deki polis terfilerinin mahkeme kararıyla iptal edildiği güne denk geldi. O bir tarafa, Cumhurbaşkanı’nın atamamakta direndiği Şenay Kebapçıoğlu’nun emekliye ayrılmasıyla beklenen yer değişiklikleri konusu da var. Bu ortamda, polisin içindeki çalkalanmaların siyasi yansımaları da olacak… Böyle düşününce, Cumhurbaşkanı’nın bu ani ziyareti daha bir anlam kazanıyor…

KRİZ KAPIDA:
Döviz krizinden sonra, geri dönmeyen konut kredilerinde büyük bir artış olduğu duyumları geliyor. Bu da kendi içimizde yeni bir ekonomik krizin habercisi gibi. Aklıma Ahmet Uzun döneminde dövizzedelere yapılan uygulama geliyor. Müteahhitlerle anlaşıp, faizleri düşüren Uzun, vatandaşın kamu bankalarından düşük faizli krediler almalarını sağlamıştı. Dövizde yüzde 40’a varan artışa rağmen, gelirler yerinde saydığına göre, patlama an meselesi. Hükümet ya da, doğrudan Ekonomi Bakanlığı acaba hiç bu işlere kafa yormayı düşünüyor mu..?

ZİRVEDEKİLER
Sonay Adem:  Derviş Eroğlu’nun mal varlığıyla ilgili olarak,  “Görevde olduğu dönemle ilgili çok önemli iddialar ortaya atılmıştır. Önemli bir malvarlığına imza atmıştır, eşdeğer mal uygulamaları kötüye kullanılarak malları üzerlerine geçirmiştir. Neden kamuoyuyla mal varlığını paylaşmaktan çekiniyor” diye sordu. Hakikaten Sayın Eroğlu mal varlığını açıklamaktan niye çekiniyor ki…

DİPTEKİLER
Kıvırtmaya Alıştık: Kimse kusura bakmasın, üstüne alınmayan da, kafasına dert etmesin. Öyle bir toplum olduk ki, kıvırtmada değme dansözlere taş çıkartıyoruz. İnsanları tanımakta zorlanıyorum. Hele de seçim zamanları bir başka oluyorlar. Sağ gösterip sol vurmada, herkese mavi boncuk dağıtmada üstümüze yok. Çıkıp adam gibi konuşmak yerine, kıvırtmayı kendimize düstur edindik…





Başa dön tuşu