Uzun uzadıya giden ve çok katlı oto parkları andıran beton binalar, huniye benzeyen devasa beton yuvarlaklar, çadır olduğu aşikar beton korunaklar ve kum tepelerinin ortasında ıssız bir yer.
Etrafta hiç kimsecikler yoktu ve arabayla bile epeyce bir mesafe almıştık dolaşmak için.
Mekke’nin yaklaşık 20 kilometre dışında, Mina’da idik.
Kabe’yi gördükten sonra doğrusu kafamızda farklı bir yer hayal etmiştik.
Sevgili Yusuf Suiçmez yaşadığımız “hayal kırıklığını” görünce derhal anlatmaya başladı. Ve o anlatınca öyküye uymayan görüntü yerli yerine oturdu.
Hz. İbrahim’in oğlu olmuyormuş. Allah’a bir erkek evladı için sürekli yakarıyormuş. Allah bu yakarışlara yanıt vermiş ve ona bir erkek evladı göndermiş. Eşi Hacer nur topu gibi bir erkek doğurmuş. İsmini İsmail koymuşlar. İsmail ile birlikte aile daha mutlu bir yaşam sürmeye başlamış.
İsmail ergenlik çağına gelince Allah melekleri vasıtasıyla Hz. İbrahim’e oğlunu yani İsmail’i kurban etmesini yani boğazlamasını istemiş.
Hz. İbrahim eşi Hacer ve oğlu İsmail ile bu durumu konuşmuş. Kurban edilecek olan İsmail “Baba bu Allah’ın emridir, uymalısın” demiş.
Baba oğul yola çıkmışlar. Mina’nın orada kendilerine küçük şeytan görünmüş ve “Oğlunu kurban etme” demiş. Şeytanın amacı Allah’ın emrine karşı gelmelerini sağlamakmış.
Hz. İbrahim yerden bir taş almış ve şeytana atmış. Yürümüşler bu kez ortanca şeytan karşılarına çıkmış. “Oğlunu niye kurban ediyorsun” diyerek aklını çelmeye çalışmış. Hz. İbrahim yine yerden bir taş almış ve ortanca şeytana atmış. Devam etmişler bu kez büyük şeytan peydah olmuş. “Yıllarca oğlun olsun diye yalvardın, şimdi onu kurban mı edeceksin” demiş.
Hz. İbrahim yine yerden bir taş almış ve büyük şeytana fırlatmış. Taş şeytanın gözüne gelmiş. Şeytanın bir gözü kör olmuş.
Her yıl hacca 3 milyon kişi gidiyor.
3 milyon kişi bu anlatılanlar çerçevesinde sembolik olarak aynı anda şeytan taşlıyorlar. Hz. İbrahim’in olayı Mina denilen bir arazide geçiyor. Dolayısı ile bizim onaylamadığımız garip binalar bu sembolik olayın daha bir düzen içinde yapılmasını sağlamak içinmiş.
***
Neyse bu işin şekil tarafı.
Niye kurban bayramı kutluyoruz?
Üstelik de dört gün dört gece.
Attığı taşlarla şeytanın gözünü çıkaran Hz. İbrahim bıçağını çekmiş, oğlu İsmail’i yatırmış ve tam da boğazlayacakken, bir melek ona koç getirmiş.
Melek ona “Allah’ın emrine uydun, sınandın ve Allah’a bağlılığını kanıtladın, oğlunu değil bu koçu kurban edeceksin” demiş.
Kurban Bayramı’nın doğuş öyküsü budur.
Yani erkek çocukların boğazlanmaması, kurban edilmemesi üzerine dört gün dört gece bayram yapıyoruz.
Koç veya benzerlerini kurban ederek ve kurban etlerini ihtiyaçlılara dağıtarak aslında bir sosyal dayanışmayı da gerçekleştiriyoruz.
***
Afrika Gazetesi’ndeki köşesinde Aydın Hikmet, Kurban Bayramı geleneğini anlatırken “midem bayram etti” ve “hak için kurban, küp için kavurma” sözlerinin nereden geldiğini çok iyi anlattı.
Daha yakın tarih olan bizim çocukluğumuzda bile evde et pişen günlerin sayısı sınırlıydı. Eve sevilen bir misafir geldiğinde kesilecek tavuğu bile dört gözle beklerdik.
Bir de binlerce yıl öncesinin açlık ve mahrumiyet ortamını düşünün. Sadece bayramdan bayrama et yiyen ve midesi bayram yapan insanlar herhalde çok fazlaydı.
“Hak için kurban, küp için kavurma” sözüne gelince.
Kestiği kurbanın etini ihtiyaçlılara dağıtmayıp da kendisi için kavurma yapıp küpte saklayanları anlatırmış bu söz.
Bencilleri ve üç kağıtçıları.
Hala etrafımızda o kadar çok vardırlar ki.
Kurban kesseler de kesmeseler de.
Bence bu güzel bayram günlerinde onlara aldırış etmeyin.
Mangalları yakın ve dumanları tüttürün.
Bizim genlerimizde vardır, dumanı dört bir yanı kaplayan mangallar…
































