Şu sıralar, onca olumsuzluğa rağmen, yine de umutla beklediğim tek bir proje var; o da Genel Sağlık Sigortası konusu…
40 yıldır, devletin kaynaklarını har vurup, harman savurduk. Fon gelirlerini, ona buna peşkeş çektik. Hastaneler, döküldü, yenisi yapılmadı, sağlık sistemi kaplumbağa hızında.
Şimdi Sağlık Bakanı, gerekli hazırlıkların tamamlandığını, başlangıç için gerekli finansmanı sağladıklarını, fonun 2016’da yürürlüğe gireceğini söylüyor.
Benim anladığım kadarıyla, bunun için, sağlık primleri bir fonda toplanacak, kim nerede tedavi görmek isterse orada görecek, masraflar bu fondan karşılanacak. Aynen özel sağlık sigortaları gibi.
Ancak projenin sürdürülebilir olabilmesi için, fonda toplanan paraya dokunulmaması şart.
Aklıma alacaklarını toplayamayan Sosyal Sigortalar, içi boşaltılan İhtiyat Sandığı geliyor.
Hani devletin her başı sıkıştığında el attığı İhtiyat Sandığı. Akaryakıt alımı, maaş ya da 13. maaş ödemesi, kayırılan işadamlarına kredi, şu bu diye bizzat iktidarlar tarafından batma noktasına getirilen İhtiyat Sandığı…
Bu kez öyle bir bağlayıcı yasa yapılmalı ki, kimse aklına esince o fona dokunamasın. Yani, devlet, kendi fonunu, siyasi iktidarlardan koruyacak bir sistem geliştirmeli. Hem primlerin toplanması konusunda, hem de biriken paraya dokunulmaması konusunda.
Yoksa Türkiye’deki hastanelere borçlu kaldığımız gibi, bunu da başlamadan bitiririz.
Başbakan hangi ülkeden bahsediyor…
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’nun dünkü Meclis toplantısında UBP Milletvekili Sunat Atun’un eleştirilerine karşı verdiği yanıt oldukça düşündürücüydü…
Muhalefet, ülkedeki ekonominin iyiye gitmesinden dolayı telaşlanmış…
“Yerel gelirlerin, giderleri karşılama oranı yüzde 72 iken bugün yüzde 78 oldu, gülebilirsiniz, eleştirebilirsiniz ama bu yaşadığımız gerçeği değiştirmez?” diye de ilave etmiş. Allah aşkına iyiye giden bir sektör söyleyin, dişimi kıracağım. Maliye Bakanlığı’nın muslukları kısıp, para vermemesi ile bütçede fazlalık olduğunu söyleyip bunu başarı olarak gösterdiyseniz, ona karışmam. Ama ekonomiyi tetikleyen piyasanın, halkın deyimiyle çarşının durumu ne, haberiniz var mı? Şöyle bir zahmet çarşıyı dolaşıp esnafa da ekonominin iyiye gittiğini söyleyin bakalım ne cevap verecekler size…
Memlekette ekonomi diye bir şey kalmamış, işçi, işveren kan ağlıyor. Siftah etmeden kepenk kapatan, hatta işyerini kapatan onlarca kişi varken Yorgancıoğlu’nun çıkıp da, “ekonomi iyiye gidiyor” demesine onun deyimiyle ancak “gülünür.”
Veya bizim yaşadığımız ülke ile Sayın Başbakan’ın yaşadığı ülkeler farklıdır herhalde diye düşünüyorum…
YERİN KULAĞI VAR
ALIŞTIK ARTIK:
Ülkemizde yaşanan sel felaketlerinin nedeni aşırı yağışlar değil, altyapı sorunu… Havadis Gazetesi’nin dünkü manşetinde yer verdiği haber, ülkedeki çarpık yapılaşmanın yarattığı sıkıntıyı bir kez daha gözler önüne serdi. Peki ama yıllardır altyapı gerekçesiyle kazılan yollar, harcanan milyonlarca lira ne içindi, yoksa her şeyde olduğu gibi, bunun hesabı da mı sorulmayacak, yine yapanın yanına kar mı kalacak..?
DENKTAŞ’IN İNSAFINA MI KALDI:
Tiyatrolar Müdürlüğü’ne atanan kişiyle ilgili olarak tüm kesimler, kamuoyu ayakta. Ama onay veren makam tınmıyor bile. Hükümetin başı, sadece tavsiyede bulunuyor. Onların aralarındaki ilişkiyi bilemem ama Sayın Başbakan tavsiyede bulunup Denktaş’ın kararını bekleyeceğine, yetkisini kullanıp, “Ben imzalamakla hata yaptım, imzamı geri alıyorum” da mı diyemez. Yani “Ben yaptım oldu” diyen Denktaş’ın insafına mı kaldık…
CTP’NİN ÖZERKLİKTEN KASTI BU MUYDU:
Üniversitenin özerkliğini siyasete kurban eden CTP’nin, acaba Kıb-Tek, Telekom konularındaki özerkleşmeden kastı da bu muydu diye düşünüyor insan. Yani özelleşmesin, elimizdeki siyasi kozlar gitmesin, arpalık olarak kullanalım… Bu mudur..?
EIDE İLGİNÇ:
BM Genel Sekreteri’nin yeni Kıbrıs Özel Temsilcisi Eide ilginç bir diplomat. Müzakerelerin kopmasının “küçük bir kriz” olduğunu, esas sorunun, bölgedeki krize Kıbrıs’ın da sürüklenmesi olabileceğini söylüyor, Kıbrıs’ın Avrupa’nın “son kalesi” olduğu yorumunu yapıyor. Ve bunu son bir haftadır sürekli tekrar ediyor. Ya bizim göremediğimizi görüyor, ya da ölümü gösterip, sıtmaya razı etme taktiği güdüyor…
TATAR’DAN YİNE 13. MAAŞ AÇIKLAMASI:
Ersin Tatar muhalefete düştüğü günden beri bir rutini var. Sürekli olarak, 13. maaşları diline doluyor. Geçtiğimiz yıl bugünlere yaptığı bir açıklamada, “Biz Ercan’ın özelleştirilmesinden aldığımız kaynakla ödemiştik, 16 milyon Euro’luk KDV alacağını alsınlar, ödesinler” demişti. Yıl içinde bunu bir kaç kez daha tekrarladı. Muhalefet anlayışı, milletin içine kuşku sokmak… Farkında değil, o konuştukça, insanlar da onun dönemindeki krizleri, Elçilik’te yapılan 13. maaş toplantılarını hatırlıyor…
SAHİ NE OLDU O 16 MİLYON EURO?:
Aklımıza gelmişken soralım; devletin Taşyapı’dan alacağı 16 milyon Euro’luk KDV tahsil edildi mi? Geçtiğimiz martta devlet, alacağına karşılık haciz koydurmuştu. Bu arada şirketin istediği askerin çekilmesi, hangarın kaldırılması düzenlemeleri de yapılmıştı. Peki para ne oldu? Yeni Ulaştırma Bakanı açıklayabilecek mi acaba? Muhalefetteyken Ercan ihalesi ile ilgili olarak yeri göğü inleten CTP-DP ansızın ne oldu da sesini çıkartmıyor..?
GREVLER ÜLKESİ OLDUK:
CAS çalışanları eylemde, eski KTHY çalışanları destek için iş bıraktı. Eğitimde ise nerdeyse her gün bir eylem var. Hava Trafik Kontrolörleri’nin grevi, Bakanlar Kurulu’nca yasaklandı. Sağlıkta ise grev için gün sayılıyor. Kısacası ülkenin dört bir yanında eylem ve grevler sürüyor. Tüm bunlara rağmen hükümet, hala daha ülkeyi iyi yönettiğini iddia ediyorsa, bu kadar insan niye grev yapıyor, onun cevabını versinler madem…
ZİRVEDEKİLER
Buran Atakan: Hava-Sen Başkanı Atakan, “Hade yaşadıklarımızı bilmez Sayın Başbakan, kayıplarımızı da mı bilmez? Eylem da beğenmez. Dün başka, bugün başka olmaz… Meclis’e yasa önerisi yapsın Sayın Başbakan, hangi eylemin yakışıp yakışmadığı konusunda ivedilik de istesin da bilelim ne yapacağımızı bundan sonra…” dedi.
DİPTEKİLER
Serdar Denktaş: Başbakan Yardımcısı Denktaş, Devlet Tiyatroları Müdürlüğü’ne atanan Halil İbrahim Doğan’ı bir hafta önce gördüğünde tamam olduğunu fakat cuma günü kendi avukatının yaptığı bir hata sonucunda kısa süreliğine içeri girdiğini söyledi. “Bilgim olsaydı o imzayı koymazdım. Bilgim olmadan koydum ama imzamın arkasında da durdum” dedi. Bu mudur etik olan, kusura bakmayın ama tam da sözün bittiği yerdeyiz…
































