Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GENE KARMAKARIŞIK OLDUK!

“Başkanlık sistemi” en azından “denenmesi” gerektiğinin ispatını çaktığı halde hâlâ “parlamenter sistem” ahkâmlarında yönetilmeye çalışılan KKTC’nin “yöneticileri” sayesinde nasıl perişanların oynadığını görüp izlemeyen kalmadı!

Artı toplumun başka derdi sorunu yokmuş gibi yeni sorunlarla meşgul ederek!

Tüm bunlara karşın hâlâ memleketin sağlık ve esenliğinin tesisi için Cumhurbaşkanının bile hâlâ aklına   bir başka çarenin gelmediğince,    “erken seçim” ve sonucunda kurulacak yeni bir hükümetle mümkün olabileceğinden öte  düşünce üretilemeyen memleketimin malul ve perişan hallerine baktıkça titrerim!

***

ÇÜNKÜ OLANLAR ORTADA! Söylemek istemezdim ama 50 kişilik Meclis’te  tiyatro oynanmakta!                                               Üstelik skandalları, partiler arası ilişkileri, partiler içi alavere dalavereleriyle! Ve şimdi de devletin varlığına musallat olan kumar baronları yer altı olaylarıyla!

Nitekim mevcut Ersan Saner hükümeti “gitsek mi kalsak mı” şarkısını söylerken gidenin “memleket” olduğunu görüyor mu bilmiyorum ama sonunda Sn. Cumhurbaşkanı Tatar da oyuna duhul ederek görevi icabı  “hele UBP Kurultayını yapsın seçilecek başkanına hükümeti kurma görevini veririm”  dedi ama:                                                                                     ***                                         ZATEN ALIŞTIK: Bu ülke hükümetsiz de yönetilir!                                                       Hatta kimseler karışmasa, karışıp yerlerden yerlere vurmuş olmasalar  da bu devlet  mevcut “kurumlarıyla” bile idare edilirken öteye bile geçer! Öylesi bir devlet işte!

***

BU ARADA  göz ucuyla sakıt durumlara düşmüş Başbakanı izliyorum. Göreve devam etmek istemediğini beyan ediyor! (Yok deve!  Edecek miydi yani) diyorum!

***

KISACA biz üç beş satırla izah edilecek kadar olabilen KKTC  siyasasının ahkâmlarında oynaşırken ne kadar farkındayız bilmiyorum ama dünya yine tepetaklak oldu!

Ki artık pahalılık sadece KKTC’e mahsus değil.. Dünyayı saran fiyat artışları yada dilimize pelesenk “pahalılık” tutun ki az biraz zapturapt altına alınan pandemiye inat önem itibarıyla birinci sıraya oturdu.. Tüm dünyada mal ve hizmetler beterince  zamlanıyor…       Eğer döviz vurgunu yanı sıra  fiyatlar yükselmeye devam ederse ne darphanesi ne yeterince üretimi olmayan KKTC ve gibilerinden ülkeler resmen ayvayı yediler ki Allah kurtara!

Diyelim ve bir başka  kanlı ve ölümcül  kazaları nedeniyle  felaketler yaratan şu trafiğe  bakalım:                                                                                       ***

TRAFİK KAZALARI ARTIYOR:                     Artık gün geçmiyor ki ölümcül trafik kazaları olmasın..     Kimi sürücüler  harakiri yapar gibi ölümüne araba kullanıyorlar!                  Bir tatmin, bir kişilik ispatı, yoksa küçük dünyamızın  daracık sınırları içine sıkışmışlığın can sıkıntılarından kaynaklı boşalım mı?

Yoksa boş vermişlikten kaynaklı, bu nedenle süratli araba kullanımına dönüşmüş  bir kadersel boşlama mı?                                                                  ***

ÖTEDEN beri söylerim: Bu araba dediğimiz makine ile insanın yarışı değildir. Aksine insanın makineye hükmüdür..                          Oysa özellikle son zamanlarda her halde toplum sorunlarının  da tetiklediğince insanlar arabalarıyla yarışıyorlar.. Hem de ölümüne!                                                                                               ***                                         BU KONUDAKİ bir diğer  sorun alt yapı olmalıdır. Nitekim,  “nüfus artıyor dolayısıyla arabalar da çoğalıyor” dediğimizin üzerinden yıllar geçti!

Oysa daha üniversiteleri tedrise açarken, turizm patlamasından söz ederken bir gün “türlü çeşitlisiyle” bugünleri görmek, tahmin etmek gerekirdi..  Nitekim trafik sorunu vardır dediğimizi tutun ki DAÜ açılalı beridir yazıyoruz!                                                    Artan nüfusa paralel üniversite öğrencileri, turistler artışları da söz konusu olduğunda  araba sayısının da birlikte artacağını, yolların yetersiz kalacağını, mevcutların da mutlaka trafiğe uygun hale getirilmeleri gerektiğinin zorunlu olduğunu çok yazıp söylemiştik! Bu sorunları bugün bile “görmek istemiyorlar ama!”                                                                  ***

NİTEKİM son  yıllarda bazı çevre yollarının yapılmasına karşılık  kazaları en aza indirecek  olan tedbirler alındığını söylemek mümkün değildir!                                                           Mesela akşamları yolların zift gibi karanlık olması! Bariyer eksiklikleri, yolların bozukluğu  gibi…                                                                                                        ***

FAKAT asıl facia memurun, çalışanın paydos saatlerinde arabalarıyla yollara çıktıkları vakitlerde  yaşanıyor..                      Ve akla hayale gelmedik çarpışmalar da öylesi zamanlarda gerçekleşiyor ki “vurup da kaçam mı” bir yana, sanırsınız kıyamet günü gelmiş de son bir umutta insanlar kurtuluşa koşmakta! Çılgınlar gibi!

***

NE DİYORDUK? Devlet olduk olamadık tartışmalarını yaparken tabi bir miyarımız  olacaktı!

Tutun ki Arabalarımızla ispat’ı vücut eyledik ama yarattığımız trafik kazalarıyla ölümüne ölümüne! Giden canlara yazık ama!