Köşe Yazarları

GENE AYNİ SORUN: BARIŞ ÖNCE TÜRKİYE İLE YUNANİSTAN ARASINDA KURULMALI


Uzun süredir Kıbrıs siyasi sorununu gündeme sokmuyoruz. Koronavirüsün de araya girmesiyle hepten göçtü gitti…

Oysa artık 783 bin 562 Km. karelik alanına sığmayan Türkiye bir yandan Doğu Akdeniz’de Libya ile münhasır ekonomik bölgesini ilan ederken, öte yandan da hem Doğu Akdeniz’de hem de Karadeniz’de sondaj çalışmalarına devam etmekte.

Artı bir yandan da Libya’nın isyancı Hafter’ine karşı Ulusal Mutabakat Hükümeti başkanı Serac’ı destekleyerek ülkenin kaderini değiştirecek etkin bir güçlü ülke rolü oynuyor. Aynen Suriye Irak topraklarındaki gibi..

TÜM bunlar Kıbrıs siyasi sorununu Türkiye, dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı cepheleri olarak stratejik yönden olumlu şekilde etkileyen gelişmelerdir..

Nitekim Türkiye son günlerde Libya ile birlikte saptadıkları Doğu Akdeniz’deki münhasır Ekonomik bölgeyle, Kıbrıs ile Yunanistan arasına bir barikat çekmiş, bugüne kadar Doğu Akdeniz’den Ege Denizine oradan Yunanistan’a kadar uzanan deniz alanını artık Türkiye’nin de egemeni olduğu siyasi ve stratejik bir kazanımı haline getirmiştir..

DOLAYISIYLA her gün Koronavirüs vakaları görülür, ölümler yaşanır ve Güney Rumunun asıl büyük gailesinin bu beladan nasıl kurtulacağı olması beklenirken;  Güney’deki Köprülü camisine Molotof kokteyli atarak yakmaya çalışmasına, belki “ne oluyor” diye şaşmak gerekecek ama…

Hayır Kıbrıs Türk halkı şaşmıyor! Hatta bu kadar zamandır neden bizimle uğraşmıyorlar bile diyebiliriz! Tam da bunu hayretle düşünmeye hazırlanırken, Güney’de camiyi yakmaya kalkışmaları bu adada Rum cephesi yönünden “değişen hiçbir şeyin olmadığının” ispatını” çakmıştır..

Denecek ki “evet ama her toplumda ekstremist, faşist insanlar örgütler yok mudur? Bu saldırının faillerinin hemen bulunmasını emreden Anastaasiadis’e rağmen tüm Rum toplumuna mal edebilir misiniz?

Etmemeyi isterdik!  Fakat eğer tam da Doğu Akdeniz’de Rum-Yunan yayılmacılığı ile çıkarlarına karşı,  “hakkını hukukunu aşma çünkü benim de Kıbrıs Türk halkının da hakkı hukuku vardır ” diyen Türkiye’nin barikat koymasına denk gelmişse; olayı iki üç faşiste mal etmek mümkün olmaz..

KALDI ki (En azından bir KKTC yurttaşı olarak “ben,” tek bir destekçi düşünceyi kazanmak uğruna bile rızada, yıllardır şunu söylüyorum: Çözüm önce Türkiye ile Yunanistan arasında olmalıdır!  Federasyon önce Türkiye ile Yunanistan arasında kurulmalıdır..  Çünkü Kıbrıs Türk ve Rum halklarının “anavatanları” olan Türkiye ile Yunanistan anlaşmadan, Doğu Akdeniz’de hakçasına ortaklık oluşturmadan adada sadece çözüm değil, “barış” da olmaz!

Bilelim ki Güney’de yakılmak istenen Cami aslında iki ülkeyi ateşlerde yakmayı amaçlayanların yarattıkları örgütlü tertipli olaylardan sadece biridir..


KISACA TAKILDIKLARIM

YİNE bilineni yazacağım.

Bilirsiniz eskiden bugünkü kamyonların öteki taşıtların yerini tutan atların, katırların, öküzlerin çektiği arabalar vardı.. Yükler arabalara konur, önde koşulu atlar yada öküzler arabayı yüküyle çeker gidecveği yere götürürlerdi..

Doğrusu nerden aklıma geldi bu taşıma olayı? Tam da KKTC’nin hallerini düşünüyordum gözlerim kapalı!

Çünkü bu ülkede gelip giden Yönetimler de KKTC’i değil, KKTC onları çekip götürüyor!

Dolayısıyla Sibel Siber’in lafını bir kez daha hatırlatıyorum. Diyor ki Bakanlar Kurulunun  aldığı kararlara ne zaman ağır eleştiriler gelse ya karar yumuşatılmaktadır yada değiştirilmektedir..”

Nitekim bir önceki yazımda buna “işte size tipik popülizm” dedimdi. Diğer adıyla “halk dalkavuklğu. Bir başka ifadeyle de memleketi çekip götürmesi gereken “yönetimleri,” yurttaşların çekip götürmek zorunda kalması! ***

ZAMAN zaman telefonda sohbet ettiğimiz arkadaşımla geçen gün yine yarenlik ederken, yahu dedimdi havalar bile değişti, hâlâ denize giremiyoruz, su soğuk!

Arkadaş şöyle dedi: Bizim bildiğimiz karpuz kabuğu denize düştüğünde başlardık yüzmeye.. Şimdilerde mübarek karpuzlar kamyonlarla taşınıyor, çarşılarda pazarlarda tepecikler oluşturuyor, deniz hâlâ buz gibi!

Dünya değişti vesselam…

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı