Dünya ülkeleri halen, gerek kendi gerekse dıştan kaynaklanan ve kaynaklanacak riskleri hesaplamak, gelecek yıllarda adımlarını atabilmek, öngördüğü dönemin programını gerçekleştirmek için ona göre önlemler almak ve riskleri önlemek gayreti içinde. Özellikle de gelecek yılın bütçesinin ve programlarının hazırlandığı bu aylarda.
Şu sıralarda gerek ABD’de gerek AB’de gerekse Türkiye’de ekonomik, mali ve parasal önlemlerin ne yönde alınması veya alınacağı üzerinde yetkililer ve görevliler kafa yormakta ve sürekli halklarına ve dünyaya açıklamaktadırlar. Çünkü bu programlar, niyetleri ve alınacak önlemlerin sonuçları açısından, hem ülke halklarını, işadamları, müteşebbisleri ve sermaye sahipleri ile yatırımcıları hem de diğer ülkeleri, dış yatırımcı ve müteşebbisleri, sermaye sahiplerini yakından ilgilendirmektedir. Çünkü bu saydığımız zümreler, özel ve tüzel kişiler de program ve faaliyetlerini bu hedeflere göre hazırlayacaklardır.
Daha birkaç ay önce IMF’nin bir toplantısında alınan başlıca kararlardan biri ve üzerinde ısrarla durulanı, ülkelerin alacakları ekonomik, mali ve parasal önlem ve faaliyetlerinden ve kararlarından anında hemen diğer üye devletleri de haberdar etmeleri ve onların da zamanında bu kararlara göre kendi gelecekleri için alacakları kararları ve tedbirleri zamanında almalarına ve uygulamalarına fırsat verilmesi suretiyle, dünyadaki yaşanan ve yaşanmakta olan ekonomik krizin daha kolay atlatılmasını sağlamak gereği idi. Çünkü özellikle dünya ekonomilerini etkileyen gelişmiş ülkelerin ekonomik karar ve faaliyetleri, kriz ve krizden çıkış politikaları, tüm ülkeleri etkilemektedir. Şimdi izlenen politikalarla yalnız kendi ülkeleri için değil, küreselleşen ekonomi dolayısıyla dıştan gelecek olumlu ve olumsuz etkilerle riskleri de hesap etmek zorunluluğu vardır.
KKTC’de yetkililerin verdikleri beyanatları her gün izliyoruz. Bu konularda verilen beyanatlar yok gibi. Özellikle bu konularda görevli ve yetkili karar vericilerden verilen bol beyanatlar, güncel rutin haberlerle, siyasi çekişmeler ve seçimlerdir. Genellikle milletvekili seçimlerinden sonra, belediye başkan ve üyeleri seçimleri, şimdi de Cumhurbaşkanlığı seçimleri, adaylık ve adaylarla ilgili haberlerdir yoğunluk kazanan. Ülkenin yıllardır en önemli gündemi seçimlerdir. Hatta seçimden bıkmayanlar halâ halkın dikkatini seçime yoğunlaştırmak ve icraatı bir kenara bırakmak maksadıyla olacak ki erken seçimden bahsetmektedir. Ekonomi ve üretim sektörleri ve tüm sektörlerin politikaları ne olacak? Beklentileri, programları nedir? Ne gerçekleşti? Konan hedefler ve hedeflerde revizyon konularında, ne yazılı ne de sözlü açıklamalar maalesef yoktur. Onun yerine, karar vericilerin çoğunluğunun, panayırlar, nezaket ziyaretleri, partilerin mahalle ve köy gezileri, partizanca insanların yerden yere savrulması, değer yargılarını alt üst eden atamalar ve faaliyetler-ilişkiler, hizmet alamama şikâyetleri vs gibi haberler geniş bir şekilde basına verilen veya intikal eden haberlerden görülmektedir. Bunlar tabii ki yalnız bu gün değil, özellikle son beş on yılda daha da artan, seçimlerin hedef haline getirildiği ve şahsi isteklerin ve menfaatlerin ön plana alındığı politikalarda, gittikçe artan gelişmeleridir.
Ekonomi ve Maliye Yönetimindekilerin öncülüğü ve sürükleyiciliğinde, tüm sektörleri ilgilendiren belirleyici politikaların tespit edilerek sürekli olarak halkımızı ve geleceği aydınlatmaları bir ihtiyaçtır, bir görevdir. Burada büyük bir boşluk vardır.
Türkiye’de 2015-2017 OVP içeriği hakkında geçen hafta özet olarak bazı kısımlarını değerlendirmiştim. 2015 yılının iç ve dış risklerine rağmen, Türkiye’de ekonomi yöneticilerinin, öngördükleri hedefler doğrultusunda alınacak önlemlerle hem iyi seviyede bir büyüme, hem cari açığı azaltma, hem üretim ve ihracatı artırmak ve enflasyonu düşürmek, tüketicinin korunması ve tasarrufların arttırılması vb konularda olumlu sonuç sağlamak üzere, kolları sıvamaya devam edildiği ve halkın ve ilgili sektörlerin sürekli aydınlatıldıkları gözlemlenmektedir. Zaten ekonomi yönetimine olan güven dolayısıyla yabancı ve yerli yatırımcılar da hangi alanlarda yatırımlarına devam edeceklerini çeşitli vesilelerle açıklamaktadırlar.
Bu cümleden olarak Perşembe günü TCMB- PP Kurulu faiz kararları aldı ve yürürlükte olan faizleri değiştirmedi. Geniş faiz bandını (% 7.5- 11.25 arası) muhafaza etti. Bankalara verdiği faizi de % 8.25’i değiştirmedi. Bununla TCMB, Türkiye’de gerek kur gerekse enflasyon dalgalanmasını önlemek için, ABD’nin, AB’nin ve diğer gelişmiş ülkelerin bu konularda alacağı kararları ve Türkiye’deki ve dünyadaki piyasa hareketlerini izlemeyi ve enflasyonun bu ay sonu nasıl gerçekleşeceğini görmek istediği açıktır. Anlaşılan o dur ki MB bu konularda risk almayı bir kenara koymuştur. Daha sağlam yürümeyi tercih edecektir. Belli ki faizler konusunda hükümetin baskısı hafiflemiştir. MB Başkanı, sıkı para politikasının ve alınan makro ihtiyati tedbirlerin etkisiyle kredi büyüme hızlarının makul düzeyde seyrettiğini, zayıflayan küresel talebe rağmen ihracat artışının dengeli büyümeyi desteklediğini ve sıkı para politikasının çekirdek enflasyonu olumlu etkilediğini ifade etti. Akabinde Maliye Bakanı da 2015 bütçesinin disiplin ve istikrar bütçesi olarak hazırlandığını, yurtiçi tasarrufların arttırılmasının hedef alındığını ifade etti. Çünkü tasarruf düşüklüğü dış sermaye ve borçlanma ihtiyacını artırıyor ve cari açığı da olumsuz etkiliyor. Türkiye’de tasarruf oranı 2013’te GSYİH’nin % 13.4, 2014’te de % 14.9 olması tahmini var, çok düşük. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde tasarruf oranı % 32.6 civarlarındadır. Dolayısıyla Maliye Bakanı sıkı para politikasına, -TCMB’nin koyduğu hedefleri tekrarlayarak- devam edeceğini ifade etti. TCMB Başkanı’nın politikalarına destek verdi. Bu şekilde hükümetten gelen net bir sesle piyasaları ve finans kesimini rahatsız eden sisli para politikasına açıklık getirdi. Bu politikanın bir süre daha devam edeceği anlaşılmaktadır.
Geçen hafta genel bir belirsizlik ve emtea fiyatlarındaki düşüş ve oynamalar gerek ABD’de (%3) özelliklede AB’de borsalarda sert düşüşlere neden olmuştu,% 8 ile 18 arası). Bu düşüşler Türkiye’yi de biraz etkilemişti. Varlık alımlarının zarar getirebileceği algılaması borsaları düşürdü. Bu tür dalgalanmaların 2014’de bazı belirsizlikler dolayısıyla devam edebileceği endişeleriyle, borsalardan ziyade devlet tahvillerine yönelme olabileceği tahminleri de var.
































