Her Pazartesi yazısını, bir daha geri dönmeyecek geçip giden ömürleri düşünerek yazarım. Her Pazar geride kalan bir haftanın muhasebesini yaparım. Ve sorarım:
Ne kazandık ne kaybettik?
Cevap vermek o kadar kolay olmaz. Çünkü artık hayatlarımızda “bu haftayı da virüssüz atlattık” dediğimizin tesellisi vardır. Üstelik asırlardır “insan kardeşliğini” başaramayan ulusların ortak dili olurken seslendirilen “şükürler” yakarışında.
Böylesi düşünceler azabına düştüm müydü dedemin dedesinden miras kalan bu küçük adanın asırlarla ifade edilen “siyasi sorununa” bir daha bakarım! Sonra kadaramda hortlattığım Makarios olmak üzere sadece akıl izan yönünden değil, papaz cübbeleri gibi kararmış vicdanıyla işi gücü adadaki Türk halkıyla uğraşmak olan Anastasiadis’e dönüp bakarım..
Ve sorarım: “Ne istiyor bu adam bu adada? Nereye koşuyor? Ve ne zannediyor?
450 yıldır bu adada var olan Türk halkını topraklarından kovmayı? Topraklarını gasp edip tüm adanın tek egemen devleti olmayı mı? Kıbrıs’ı Yunanistan’a yamalamayı mı? Ege deniziyle Doğu Akdeniz’i de içine alan büyük Helen İmparatorluğuna bağlı adadaki kolonisinin valisi olmayı mı? ***
BELKİ HEPSİ! Yada hiç biri! Bana sorarsanız Makarios, Hrisostomos, Samson, Kleridis, Yorgacis, Aksentiu… Gibilerinin fakat daha kötü bir kopyasıdır Anastasiadis!..
Ki son Cenevre Konferansında İlle de “federasyon” derken büyük olasılıkla boş atıp dolu tutmayı deniyordu!
Allah, bozguna uğrayan tüm müzakere girişimlerine karşın pes etmeyen BM’ler Genel Sekreteri Guterres’e sabır versin!
Ki kendinden öncesi 50 yılda bu Kıbrıs sorunu 7 Genel Sekreter, 22 Kıbrıs özel temsilcisi eskitti!
Gene de “hem Rum tarafı hem de BM’ler açısından söylüyorum: “Bu 50 yıllık sürede ve sonunda adadaki Türk halkına federasyon tezini terk edip “iki ayrı devlete dayalı çözüm alternatifi” önermesi başarısını gösterdiler! Ki bundan sonra sorunun geldiği çözüm formülü itibarıyla Anastasiadis gibilerine de kına yakmak kalır! ***
KISACA TAKILDIKLARIM:(ÜRETİM… KOOP AŞKI VE SÜT ET SORUNLARI!)
Geçen haftaya “üreticilerin” feryatları yanı sıra “polis komutanının” yakınması da sıkıştı.
…Son zamanlarda ölümlü iş kazlarının artması “tedbirler” yönünden sorunu yeniden gündeme getirdi.
…Sn. Cumhurbaşkanı Tatar’ın Kıbrıs pasaportu mesele olurken, Maraş’ı Rum’a iade etmek karşılığında “BM’ler gözetiminde Ercan hava alanı ile Mağusa limanının açılması” konusu gündeme geldi… …Ve zaten başka işimiz yok, yine erken seçimi tartıştık! …Ve Turizm sektörü acı acı bağırdı ki yürekler parçalanır.…
***
KOOOPERATİF AŞKI: Önce bir anımı yazayım: Zannedersem 1969’lardı. Rahmetlik İsmet Kotak’ın “Çalışma ve Kooperatif İşleri Üyesi” olduğu “Geçici Türk Yönetimi” dönemleri.. İsrail’le aramız çok iyiydi. (Bugün de öyledir) Bizi yakından izliyorlar her hafta turist olarak feribotla Mağusa limanına geliyor ve Lefkoşa’daki Saray otelde kalıyorlardı.
İşte o yıllarda İsrail Hükümeti Kibuts ve Moşav’larını (özel tarım köylerini) tanıtmak için “Kooperatifçilerden” oluşan bir grubu İsrail’e davet edip bir ay kadar “Koop. üretim sistemi” konusunda bizzat o tarım alanlarında gözlem ve eğitime tabi tuttuydu..
Kooperetifçi arkadaşım Ergün Sever de aralarındaydı. Bana sadece üretim konusunda değil, “pazarlama” konusunda da Kibuts ve Moşav’ların nasıl çalıştıklarını, ürünlerini nasıl pazarladıklarını anlatırdı.
O zamanlar cep telefonu yoktu. Walki-talkie”ler vardı. Üretim kooperatifleri yani Kibuts ve Moşavlar çarşı pazarlardaki satıcılarla sürekli konuşur, haftalık sebze meyve ihtiyaçlarını öğrenir, üretimi de hasadı da söz konusu taleplere uygun plan ve programla gerçekleştirirlerdi..
***
GELELİM BİZE: Ellerde tonlarcası ile süt kalıyor topraklara dökülüyor! Dalında narenciye enginar kalıyor, kuruyor! Yakında kavun karpuz çıkacak. Onların da akıbetleri ayni olacak! Nitekim patates de kurtulamıyor bu zayiattan!
Yani hâlâ bir üretim planı programı yapılmadı! Üretici ürettiklerini toptancılara aracılara kaptırıyor. Çünkü kooperatifleşemediler! “Küçük olsun, az olsun, varsın toptancı alsın ama benim olsun” düşüncesinde gelişen “kişisel mülkiyet tutsaklığı” yıllardır uğraşıldığı halde “kollektif bilince” mesela Kooperatifçiliğe dönüşemedi!
***
ET SORUNU: Yine geçen hafta hiç bitmeyen kaçaklığına karşın hâlâ çözülemeyen sorunu devam eden “hayvan besiciliğine bağlı et ihtiyacı” nedeniyle birileri Güney’den her türlü cezayı göze alarak sınırdan 450 kilo kaçak et geçirirken yakalandı! Neden ama? Euro ile satıldığı halde neden Güney’deki et Kuzey’e kaçırılacak kadar bizden daha ucuz! ***
ALT YAPIMIZ YETERSİZ: Ve trafik haftası nedeniyle “Trafik Genel Müdürü” yakınmak zorunda kalıyordu: “Yollarımız bozuk!”
Sadece bozuk değil! Trafiği düzenleyecek, sürücüye güvenli sürüş sağlattıracak trafik işaretleri de yetersiz! Ve yollar şavksız! ***
KC’i PASAPORTU SORUNU: Önce itiraf edelim: Güney resmen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınmış BM’ler ve AB üyesidir.. Gerçek ise “Kıbrıs Cumhuriyetini yıkan taraf olduğudur ama 47 yıldır bunu kimseye anlatamadık üstelik auta düştük! Yani “illegal devlet” konumundayız!
Bu siyasi açmazımız Rum tarafının elindeki kozlarından biridir. Nitekim bu kozunu tüm adanın sahibi olduğunu ispat yolunda kullanıyor.. Ve bir yandan dünya siyasi çevrelerine Kuzey’in TC tarafından işgal altında tutulduğunu yayarken; öte yandan dış ülkelere özgürce seyahat edebilmeleri için Kıbrıslı Türklere KC’nin kimlik ve pasaportlarını veriyor!
Ve ortaya tuhaf bir durum çıkıyor. Şöyle ki 1974’de yıkıldı dediğimiz, yıkanın da Rum olduğunu söylediğimiz Kıbrıs Cumhuriyetinin hem kimliğini hem de pasaportunu tepe tepe kullanıyoruz!
“Ne kazanıyor ne kaybediyoruz” sorusu ayrı konu! Nitekim şu anda da Kuzey’de reşit duruma gelen her çocuğun bir kaydı da Güney’deki doğum kütüklerine kazınıyor..
Bu konuda Rum’a muhtaç duruma gelmiş olmamız “BM’lerce ve AB tarafından “hakkımız” falan olarak kabul görse de siyaseten durum resmen Güney’in himmetine muhtaç durumda kaldığımızdır.. Aksi halde seyahat olanağımızı tümden yitirecektik.. ***
Sn. Cumhurbaşkanı’nın “pasaportuna” farklı bakmıyorum. İhtiyaçtı aldı. Ne var ki “şeytan ayrıntıda gizlidir.” ilk kez adada iki ayrı egemen devlete dayalı çözümü savunan Sn. Tatar bu kez de cebindeki Rum pasaportunun tuzağına düştü.. İade eder mi eder! Fakat yine de kerhen olur!
































